Öğretenin engelsizliğiyle Fahriye Öğretmen

Hani derler “neyi düşler ona kavuşursun” diye benim dünyam da öyle biraz. Burdur topraklarını edebiyatta şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, usta yazar Fakir Baykart, halk müziğinde Sarı Sali, Hoca Salih Urhan ve Hamit Çine yazın ve sanat dünyasından bellek etmiştim kendime. Yalnızca iki büyük ustanın topraklarında olmanın aşkına sıfatını tanımadığım birisi olan Yusuf Çakar’ın nazik davetlerini hep kabul eetmiştim. İyiki de etmişim yoksa, nasıl tanıyacaktım Yusuf Bey’in sevgili ve emektar eşi Edebiyat Öğretmeni Fahriye Çakar’ı. Amansız hastalığı ile savaş veren Fahriye Çakar kocaman yüreği ile kaderciliği baş tacı yapmış, alışılmış dünyaya tokat atarak yaşıyordu. Edebiyat öğretmeni olarak umarsız yüreklere kanat olmuş biri için engeller vız gelirdi. Kitap günlerinde köşesinden pırıl pırıl bakan gözlerini nasıl unuturum ben. 

Onunla olan sohbetlerimizde hep kız çocukları olurdu. Kız çocuklarına yol göstericilik. İlk aşk dedikleri dumanlı dünyalarına gerçekleri serpmek ikimizin de dünyasında katışıksızdı. Anadolu’da kesit denilen, aklı duygularına karışmış saflıktaki kız çocuklarının uyuyan gözlerini açardı Fahriye Öğretmen... Failatun failatun aruz kalıbının dışına çıkan bir aydındı o. Ders dediğin her türlü kaynaktan öğrenilirdi. Temiz yüreklerin zehirlenmesinden düzelmezdi yürek yarası.

Neden mi sevdim? Onu kendime benzettim biraz. Kızlar okumalı, kızlar akıllı olmalı, kızlar ezilmemeli... Fahriye Öğretmeni’min bakışlarından okurdum o günlerin kıvancını. Anılarını anlatırken, ağrıları dinerdi ve yüzü gülerdi... Öğretmenlik böyle bir şeydi. Seninle birlikte karışır belki bir tohumu yeşertirdi. Öğretinin içindekilerle dolaşır dururdu dünyayı... Benim öğretmenlerimle ben, benim öğrettiklerimle binlerce can dolaşıp duruyor evrende. Onun için Fahriye öğretmenler ölümsüzdür. Onun bellettikleri dolaşır durur aramızda. Anaç öğretmen olmak günümüzde asla görülmeyen gerçekliktir. Dersim biter işim biter. Fahriye Çakar gibi öğretmenlerin ise sabaha kadar dersi bitmez. Umarsızlara derman bulmak için uykuyu terk eder, bedenini tüketir.

Ülkemizin bencil dünyasındaki adamlıkları düşününce Yusuf Çakar’ı gerçekten kutluyorum. Onu hiç incitmeden, ona bir inci tanesi gibi dokunan, sevgi ve saygı ile sarıp sarmalayan bir eş olarak takdir ediyorum. Evlenme akdindeki verilen söz gibi ‘hastalıkta sağlıkta’ aynen yaşatan biri olarak gözlerimi dolduruyor.

Fahriye öğretmenimle güzel bir çalışmaya imza atacaktık. Başarılı kadın öyküleriyle belki birçok genç kıza rehber olacaktık. Ömrü vefa etmedi. Ben onun ansına böylesi güzel bir çalışmayı sürdürmek isterim.

Onun ruhu huzurla uyusun. Nice kardelenler yetişecek imece öyküsüyle. Ben onun anısına böyle güzel bir çalışmayı sürdürmek isterim. 

Her canlının bedeni elbette karışacaktır toprağa, bu kaçınılmaz. Önemli olan ardında eser bırakabilmektir. Fahriye öğretmenim ardında sevgiyi ve yaşama sevincini aşıladığı biricik oğlu Emre Can’ı ve can yoldaşı Yusuf Çakar’ı bırakmıştır. Bize düşen ödev de onun öğretmenlik ruhunu eserlerimizle yansıtmaktır.  

Başaran öyküler çoğalsın, kaleme alınsın. Bir tohum yeşersin.

Ruhun huzur bulsun, ışıklar içinde uyu öğretmenim.

Fahriye Öğretmenime derin seygılarımla...

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın