Vaazlar-12 Kibir Üstüne

(Bu vaazlar akla, mantığa, bilime aykırı görüşler içermez. Din, dil, ırk, mezhep ve cins farkı gözetmez. Kalp ve beyin sağlığına uygundur. Sorulara ve eleştiriye açıktır.)

SEN KİMSİN YA!

Ey insanlar!

Uzunca bir süredir siyasetteki söylemler ayağa düştüğünden beri tepedeki insanlardan kendilerini eleştirenlere karşı şu cümleleri çok sık duyar olduk: “Sen kimsin ya!” “Sen kendini ne sanıyorsun?” 

Bu, “ben senden yüksekteyim, senden akıllı ve becerikliyim. Benim yetkilerim daha fazla. Sen ise bir hiçsin, beni eleştiremezsin, benim makamıma talip olamazsın” anlamına geliyor.  Bazı insanlar vardır ki, onların nasıl bir insan olduklarını yoksulken, mevki ve makam sahibi değilken değil, zengin olduklarında, bir makama geldiklerinde ve yetki sahibi olduklarında anlarsınız.

Bir soylu ve klasik anlamda burjuva gibi, gerçek dindar bir insan da böyle konuşmaz. Soylu bir insanın böyle konuşmaya ihtiyacı yoktur. Soyluluğu zaten ona saygınlık kazandırmıştır ve saygınlığını bu tavırlarla harcamak istemez. Klasik burjuva sınıfındaki insanlar da süzülmüş bir kültür sahibidir ve eğitim almıştır. Bilim ve sanatın hakkını verir. İnsanlık birkaç yüzyıldır burjuvazinin yarattığı değerlerle bugüne gelmiştir. Herkesin hür ve eşit doğduğu, vazgeçilmez haklara sahip olduğu, dünya anayasalarına ve bu arada bizim anayasalarımıza da işlenmiş değerlerdir. 

Peki, bu başkalarını aşağılayan, kendini bulunmaz Bursa kumaşı sanan bu “Sen kimsin ya!” söylemi hangi sınıf ve hangi cins insanların söylemidir? Bunlar köklü bir sınıftan gelmemiş, evrensel değerleri benimseten iyi bir eğitimden geçmemiş, olan lümpen sınıfına mensup insanlardır. Yunus Emre, Hacıbektaşı Veli gibi Anadolu bilgesi insanlarla bir düşünsel bağları yoktur. 

BUNUN ADI KİBİRDİR

Bunun adı, kibirdir. Kibir büyüklenmedir. Kendisine olmayan bir büyüklük atfetmedir. Kendisi büyük olunca, doğal olarak karşısındakiler de küçük ve değersizdir. Kibirli insanın övünebileceği bir geçmişi yoktur.  Bunlara “sonradan görme” denir. Büyüklük taslayarak kendi geçmişlerini de unutturmaya çalışırlar. 

Ünlü meseldir: Babası oğluna kızdıkça (Birçok ana babanın kızdıklarında evlatlarına dediği gibi) “Senden adam olmaz” dermiş. Derken bu oğul vali olmuş ve ilk yaptığı iş babasını makamına çağırmak olmuş: “Baba sen bana ‘Senden adam olmaz” diyordun. Bak ben vali oldum” deyince babasının ona ne dediğini de herkes bilir. 

Kibirli insanlar, büyük makamlara geçince başkalarına üstünlüklerini göstermek için şatafata başvururlar. Eskiden oturdukları evleri beğenmez yüzlerce odalı saraylar, yazlıklar yaptırırlar.  Yüzlerce kişilik koruma ordusuyla gezerler. Onlar geçecek diye ana caddelerde, havaalanlarında, denizde trafik durur. 

Kibirli insanların huylarından biri de üzerlerine hiç toz kondurmamaktır. Onlar ne yaptıysa doğrudur, ne söyledilerse gerçektir. Hiçbir suçu üzerlerine almazlar. Olsa olsa başkaları tarafından yanıltılmış olurlar. 

Kibirli insanlar, makam ve mevkilerini kaybettiklerinde sudan çıkmış balığa dönerler. Sürekli olarak kaybetme korkusuyla yaşarlar. Kaybetmemek için yalan, demagoji, tehdit, zorbalık gibi her yola başvururlar. Millet, yalnızca onları seçtiği kadar ve seçtiği sürece bir değer taşır. Değilse karşı tarafın tümü haindir. Düşmandır. 

Kibirli insanların öteki dünyada nasıl karşılanacaklarını bilmiyoruz.  Çünkü oraya gidip de dönen yok. Fakat çıkarları gereği veya korkuyla, şerrinden kurtulmak için bir zamanlar etraflarında bazı insanlar dört dönmüş olsa da bu dünyada iyi bir ad bırakmadıklarını tarih bize anlatıyor. İlk ve Ortaçağdan kalma kimisi enkaz haline gelmiş, kimisi ayakta görkemli kral saraylarını gezen hangimiz, bu sömürü ve zulümle inşa edilmiş yapılarda oturanları kutsamaktadır?

Birer tapınak olan Mısır piramitlerinin yapımında yüz binlerce köle kırbaçlanarak çalıştırıldı. Verimi Nil Vadisi’nin gelirleri firavunların kibirlerini yansıtan bu piramitlere gömüldü. Günümüzde milyonlarca insan açlık sınırında, işsiz veya asgari ücretle geçinirken milyonlarca insanın vergileri ve devlet gelirleriyle saraylar inşa etmek arasında temelde ne fark var?

Yönetici bir görevde bulunurken, rakiplerine veya kendisine eleştiri yöneltenlere “Sen kim oluyorsun? Haddini bil. Sen benim kim odlumu biliyor musun?” diyen bir kişinin insanlığa bırakacağı olumlu bir miras yoktur. 

Bu ülkede birçok yönetici geldi geçti. Bunların içinde halktan biri gibi yaşayan, oğlunu, kızını, damadını bir işe yerleştirmeyen, makamına ayrılan parayı titizlikle kullanan ve yılsonunda artan parayı devlete iade eden cumhurbaşkanları da geldi geçti. 

Ey insanlar: 

Şu atalar sözünü kendimize kılavuz edinelim. Kibirli insanlara her zaman hatırlatalım. 

“Mala mülke mağrur olup deme yoktur ben gibi

Bir muhalif rüzgâr eser savurur harman gibi.” (7 Haziran 2018)

Zeki Sarıhan’ın bloğunda diğer vaazları ve yazıları için: zekisarihan.com

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın