Kuzey Kore Günlüğünden-7 Kore’nin harika çocukları

Bugünkü programa Kadın Birliğini ziyaretle başladık. Buraya 2001’de CKD grubuyla da gelmiştik. Birliğin başkanı değişmiş. Yeni yönetimin ikinci başkanı, yani Uluslar arası İlişkiler Bölümü ikinci başkanı, Ri Yong Hui 40 yaşlarında, diğer Koreli kadınlardan daha toplu biri. Bu buluşma için özel olarak giyindiği ve makyaj yaptığı belli oluyor. Ondan daha yaşlı görünen çevirmenle bu buluşma için UNİCEF’teki görevinden izin alıp gelen Nilgün Hanım Korece’den İngilizceye, İngilizceden Türkçeye ve bunun tersi ile çevirmenlik işi yaptılar. Böylece Şenal çok rahat etti. Söylemek istediklerini tam olarak söyleyebildi ve Korelilerin söylediklerini anladı. Birlik’ten Türkiye’ye yedi kişiyi davet ettiklerine ilişkin CKD mektubunu sundu. Korelilerin de bu davete bu sonbaharda icabet edecekleri anlaşıldı. 

Birlik yöneticileri “Kim Jong Suk-Biyografi” adlı bir kitap armağan ettiler. Biz de karşılık olarak benim Kore kitabımı ve Şenal’ın evden getirdiği işlemeli bir tabak ile bir kutu lokum bıraktık. 

ÜNİVERSİTE NASIL KURULMUŞ?

Bura’dan gene Nilgün’le birlikte Kim İl Sung Üniversitesine gittik. Bizi kapıda karşılayan düzgün giyimli bir akademisyenle grubumuz arasında bir tartışma yaşandı. Bunun nedeni sonradan öğrendiğimize göre geç kalmış olmamız imiş. Neyse ki kapı açıldı, içeriye girebildik. Sınıfları, laboratuarları gezebileceğimizi, hocalarla ve öğrencilerle görüşebileceğimizi hayal ederken bize üniversitenin müze olarak kullanılan bölümünden bazı odaları gezdirdiler. Burada Kim İl Sung’un bu üniversite ile ilişkilerini gösteren fotoğraf, yazı ve kupürlerden oluşuyordu. Verdikleri bilgilere göre, Kim İl Sung Üniversitesi Kuzey Kore’nin ilk üniversitesi imiş. 1948’de Kim İl Sung’un talimatıyla açılmış. O zamana kadar öğrenim görmek zenginlere mahsusmuş. Üniversitede ders verecek hoca bulmakta güçlük çekmişler. Burada ders vermeleri için bazı aydınlara mektuplar yazan Kik İl Sung burada kendisi de ders vermiş. Halen 400 akademisyen ve 10.000 öğrencinin bulunduğu üniversitenin yurtlarında 7.000 kişi parasız olarak kalıyormuş. Üniversitenin 12 fakültesi, bunlara bağlı üç koleji varmış. Öğrencilerinin yüzde 70’i erkek, yüzde 30’u kızmış. Gerek üniversite tarihi, gerek kız-erkek oranı Kuzey Kore’nin uygarlık alanına Türkiye’den çok sonra girdiğini gösteriyor. 

Aşağıda üniversitenin diğer binaları görülüyordu. “Biz bunları albümlerde de görebilirdik. İçlerindeki faaliyeti de görmeliydik” dedimse de zamanın yetmediği yanıtını verdiler. Öğlen de olmuştu. Bizdeki gibi ne çay ne kahve ikramı var. Eksik olmasınlar Kadınlar Birliğinde meyve suyu ikram etmişlerdi.

KORE’NİN HARİKA ÇOCUKLARI

Öğleden sonra Mangyondae Öğrenci ve Çocuk Sarayına gittik. Bir benzerine önceki ki gelişimde de gitmiştik. Kore’de böyle birçok çocuk sarayı varmış. Bugün gittiğimiz ve 1989’da açılmış çocuk sarayı sekiz katlı. Her gün 120 sınıfta 5000 öğrenciye hizmet veriyor. 

Üçüncü katta bazı çalışma odalarını gezdik. Altı yaşından başlayarak çocuklar yazı yazıyor, resim yapıyor, çalgı çalıyor, dans ediyor, jimnastik çalışıyorlar. Küçükler bizi de dansa kaldırdılar. Yüzme havuzunu da gördük.

Büyük ve izleyicilerle dolu büyük bir salonda harika bir müzik-tiyatro-jimnastik gösterisi izledik. Bu çocukların bunları nasıl başardıkları bizim için sır. Anlatılabilecek gibi değil. Eğitimin sihirli gücü. Bunları yetiştiren öğretmenlere kocaman bir aferin. 

Bir kameraman ile bir fotoğrafçının bizi izlediğini fark ettik. Binayı terk etmeden önce bizi bir kabul salonuna aldılar. Deftere izlenimlerimizi yazdık. Sonra ikimizden ayrı ayrı birer demeç aldılar. Çocuk Sarayının kuruluşunun 20. Yılı için hazırladıkları bir belgeselde kullanacaklarmış. Armağan olarak mihmandar hanıma Anadolu Efsanelerini anlatan üçlü bir CD’yi ve bir paket akide şekerini görevli kadına verdik. Burada tercümanımız Kim’in, bizim üst düzey ziyaretçiler odlumuzu söylediğini duydum. 

BİR KİLO DOMATES!

Akşam saatleri geçtiğimiz caddeler, işten evlerine dönen kadınlı erkekli Korelilerle doluydu. Büyük çoğunluğu yürüyor. Pek azı da bisiklet sürüyor. Yoldan tek tük toplu taşım aracı geçiyor. Duraklarda inip binenler var. Pyangyong’da metro da olduğundan kalabalığın bir kısmı da orada olmalı. 

Otele girmeden Şenal biraz gezmek istedi. Om ve Kim biraz nazlandıysalar da sokağın ilersinden arka caddeye yürüdük. Bina girişlerinde birkaç “dükkân”a rastladık. Hava kararmak üzereydi ama bunlarda ışıklar yanmıyordu. Girdiğimiz bir dükkânda salatalık, domates, soğan ve birkaç çeşit daha sebze ve gördük. Çeşit az, stokları da fazla değildi. Domatesin fiyatını sorduk. 100 Von imiş. Türk parasıyla 115 kuruş. Turistlerin buralardan alış veriş yapması yasak olduğundan müşteri olmadık. Yalnızca buralarda ne sattıklarını merak etmiştik. 

Akşam yemeğinden sonra Om ile Kim, ellerinde bir kilo domatesle geldiler… 

Bugün Koreli kadınların bazılarının kulak memelerinin yanaklarına yapışık olduğunu görerek şaştım. 

Acaba memlekette neler oluyordu? Tutuklamalar devam ediyor muydu? (10 Mayıs 2008)

Mangyogdae Çocuk Sarayı’nda gösteri ekibiyle

Pyangyong’da ağaç dikmeye giden kadınlar (Mart 2001 gezisinden)

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın