Bakü'deyim...

Deniz kenarında çakılmış Hilton Oteli'nin 18'inci katından yazıyorum.

Her yıl düzenlenen ve iki gün süren Bakü Uluslararası İnsani Forumu'nun davetlisiyim. Geçen yıl Avustralya'da katılacağım konferanslar için gelemediğim forumda çeşitli üniversiteler ve kuruluşlardan gelen 600'e yakın konuk ile birlikte açılışı izledik.

Türkiye'den gelen rektör, profesör ve sivil toplum örgütlerinden davetli 23 kişi ile tam kadro salondaydık. Haydar Aliyev Merkezi'ndeydik. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in konuşması çarpıcıydı.

Azerbaycan'da kimsenin din, dil ve Irk üzerinden bir ayrıma tabi tutulmadığını söyledi ve "Halkların kardeşliği esastır ve insanlarımız bizim zenginliğimizdir" dedi.

Siz bu satırları okurken ben forumun bir bölümünde on dakikalık bir konuşma yapacağım. 

Konuşmamın konusunu, Bakü'deki forumu organize edenler belirledi.

“Uluslararası ve Kültürlerarası 21’nci Yüzyıl’ın Gazetecilik Sorunları" üzerine konuşacağım. Konuşmamın giriş bölümünde kısaca kendimden söz ettim, burayı es geçiyorum ve sizi de ilgilendireceğini düşündüğüm şu cümleleri dile getireceğim:

"Gazetecilik mesleğinin güven erozyonuna uğraması, halkın nazarında eski saygınlığını yitirmesinin altında şüphesiz çok farklı sebepler var. Türkiye de içinde olmak üzere, Ortadoğu’da, Uzakdoğu’da, Afrika’da, Avrupa’da ve hatta özgürlüklerin başkenti Amerika’da gazetecilik mesleğinin en önemli sorunu ‘özgürlük’tür.

Bugün burada sizlere ülkemi şikayet etmek adına konuşma yapmıyorum. Gazeteciler olarak Türkiye’de yaşadığımız sorunların benzeri ne yazıkki tüm Ortadoğu coğrafyasında da yaşanıyor. Ve bu forumdan mesleğimizin geleceğine yönelik önemli çözüm önerileri çıkacağından ümitliyim.

Biz gazetecilerin en büyük problemi “basın ve ifade özgürlüğü”nün olmadığı bir ülkede gazetecilik yapmaya çalışmaktır. Basın ve ifade özgürlüğü bu mesleğin kilit taşı olduğu kadar demokrasinin de teminatıdır. Gazetecilerin haberlerini sansür ve otosansür kaygısı gütmeden yazamadığı, halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet edemediği bir ortamda demokrasiden de asla söz edilemez.

Bugün birçok ülkede iktidarın gazeteciler üzerindeki baskısı ve yaptırımları gazetecilerin tepesinde “Demokles’in Kılıcı” gibi sallanmaktadır. Bu baskılar; kimi zaman gazetecinin sadece yazdıklarından dolayı işinden olmasına, kimi zaman hapse girmesine ve hatta bazı ülkelerde direkt olarak öldürülmesine neden olmuştur. Bu tablo bizler için kara ve ürkütücü bir tablodur. Ve bu durum sansürden bile daha tehlikeli olan “otosansür” virüsünün meslektaşlarımız arasında hızla yayılmasına neden olmaktadır. 

Kara ve ürkütücü bir tablodan bahsettim. Şimdi isterseniz bu kara ve ürkütücü tabloda neler var kısaca değinmek istiyorum.

Merkezi Brüksel'de bulunan Uluslararası Gazeteciler Federasyonunun (IFJ) verilerine göre 2013'te görevi başında 108 gazeteci öldürüldü. En çok gazeteci katledilen ülkeler, Suriye (15), Irak (13), Pakistan, Hindistan, Filipinler (10'ar), Somali (7) ve Mısır (6) olarak sıralandı.

2012 yılında ise 39'u Suriye'de olmak üzere toplam 132 gazeteci ve medya çalışanı öldürülmüş, 2012 en kanlı yıl olarak tarihe geçmişti. Yukarıda bahsi geçen ülkelerde devam eden iç karışıklıklar ve savaşlar 2014 yılına ilişkin endişelerimizin artmasına sebep olmaktadır.

Bütün bu olumsuz tabloyu daha da uzatmak mümkün. Gazeteciler olarak böyle bir tablodan utanç duyuyoruz.

Basın ve ifade özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazı olduğunun bilincindeyiz. Gazetecilerin hapiste, gazeteciliğin iktidarın ipoteği altında bulunduğu bir ülkede toplum, gerçekleri öğrenme hakkı ve karar verme özgürlüğünü teslim etmiş demektir. Bunun anlamı toplumun ruhunu güce teslim etmesidir.

Temsil ettiğim 76 basın meslek örgütü ve 20 bini bulan üyemiz adına bu tablonun değişmesi, yazdıkları nedeniyle hiçbir gazetecinin tutuklanmaması, gazetecilerin özlük ve özgürlük haklarının kazanımı için her platformda mücadelemizi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.

Beni sabırla dinlediğiniz için içten teşekkürlerimi sunarım."

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın