Sistem çürümüş toplum hasta

Bu ülke felakete, hem de büyük bir felakete doğru gidiyor!

Bu ülkenin insanları, kendi gerçek değerlerinin üzerine basıp geçerek, ışıltılı, yalan, gerçek olmayan değerlere yöneldi.

Sistem çürümüş, toplum hasta!

Neden?

Hasta olmayan toplum, celladına aşık olur mu?

Ülkede şeker fabrikaları satılır!

Köylüden, pancar üreticisinden tık yok!

Bu ülkede yabancılara 20-30 yıl üzerinden, geçiş sayısı garantisi ile dolar ödemeli anlaşmalarla;

 Geçenden 3, geçmeyenden 5 akçe mantığıyla yollar, köprüler yaptırılıp, ülkenin geleceği satılır, toplumun umurunda olmaz!

Daha 3 ay önce iki liraya alınan domates’in fiyatı 7-8 lira olmuş! Bu nedir? diyen yok!

Bu ve benzeri durumlar bize has mı, yalnızca bizim ülkemizde mi yaşanmakta?

Hayır!

Emperyalizmin işleyişi içinde, dünyanın zenginlikleri, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda firmanın, markanın elinde toplanıyor. Bu firmalar, dünya gıda, ilaç, silah ve diğer piyasalarına hakim olmuş durumdalar. Örnek verecek olursak; ülkemizdeki GDO’lu tohum piyasanının %’de sekseni bunların elinde!

Dünyada az sayıda ülke, bu firmalara karşı direnmekte. Ama, bizim gibi ülkelerin tamamına yakını, bu firmaların ekonomik saldırı ve işgali altında!

Daha önce Yunanistan’ı kasıp kavuran krize, yarım ağız, sanki kendi başına hiç gelmeyecekmiş gibi,  gülüp geçti ülkemin insanı ya;

Şimdi, bizi pençesine alan ekonomik krizin, belki Yunanistan’dan ve ekonomik kriz yaşayan diğer ülkelerden, daha ağır yaşanacağına dair işaretler var ortada.

Bu işaretlerin en önemlilerinden birisi, konkordato yoluyla iflasa giden firmalar. Bunlar içersinde, ülkenin en büyük firmaları arasında yer alan firmalarla birlikte, bütün illerde konkordato başvurusu yapan, çok sayıda orta ölçekli firmalar da var. İlimizde de, konkardato isteyen firmaların sayısı giderek artıyor.

Ülkede krizi tetikleyen neden, dışarıdan alınan borçların faizlerinin bile ödenemez hale gelmesidir. Bu borçların ve faizlerinin ödenebilmesinin tek yolu, yine dışarıdan daha ağır faiz ve koşullarla yeni borçlar bulunup alınmasıdır.

Böylesi krizlerde, ülkelere borç veren İMF gibi kuruluşlar, ülkenin ekonomik yönetimine el koyup, borcun ödenebilmesi için bazı dayatmalar getirirler ki;

Bu dayatmaların faturası, hep emeğiyle geçinenlere kesilir. borç onlardan yapılacak kısıtlamalarla ödenir. 

Borcun büyüklüğü, emekçilerin çekeceği sıkıntı ve acıların boyutunu belirler.

Çıkış yolu var mı?

Boçların ödenmesi mutlak! Bu borç ödemesinden kaçış yok! 

Öyleyse, emekçilerin sıkıntıları ve acıları yaşamaları da mutlak.

Kesinlikle öyle!

Diğer yandan,  zor dönemler yaşayan, bu dönemlerden başı dik çıkan ülkeler ve uluslar, güçlü liderler, liderlikler de yaratabilir. Zor koşullardan çıkışta, bu güçlü liderliklerin önemi büyüktür.

Ülkemizde yaşanan ekonomik krizin arkasında kimlik sorunu yatar;

Bu ülkede yıllardır; Üretmeden yaşama, çalışmadan sahip olma, yalan, yağma, talan anlayışı, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” “çalıyor ama iş yapıyor” bakışı hakimdir.

Bu anlayış değişmeden, biz daha çook krizler yaşarız!

Şu sıra, Orhun Anıtları’ndaki Bilge Kaan yazıtını, dönüp dönüp, tekrar tekrar okumanın tam zamanı!

Ve tabi ki; Mustafa Kemal’in “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.” Sözlerine  kafa yormakta gerekir.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın