Haberler - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber
Firdevs AKINCI

Firdevs AKINCI

Pazartesiler dahil aylara değin selamı sabahı kestik,
Değil dünya telaşım; dünyam bile kalmadı.
Hayallerimi kulaklarından bir bir duvarlara çiviliyorum.
Bütün olurlarımı sessizliğimin en narin yerlerine saplıyorum.
Neşelerimi endişe köpeklerine kaçırtıyorum.

Kendimiz Gibi

26 Tem 2017

Kendi gibi olmalı, -mış gibi yada .... Gibi yaşamamalı insan. Neyse o olmalı. Kendi olmalı. Ben Firdevs isem Firdevs gibi davranmalıyım mesela. Kedileri sevmeli, çiçek yetiştirmeli, hayatın her köşesini sarıya boyamalıyım. Millet 'mavi huydur' dedi diye Firdevs maviyi sevmemeli. Sarıyı sevdiğim için Firdevs'im sende kırmızıyı sevip Nilgün, ağaçları sevip Filiz olabilirsin.
Sen Ayşe ben Fatma iken güzeliz. Herkesi Leyla yapmanın ve ya herkesin Leyla olmasının anlamı yok. Mesela Zeynep olarak da Leyla kadar sevebiliriz. Keza Leyla kadar sevmedik diye sevgimiz küçük demek değil ya. Şirin olarak da, Züleyha olarak da büyük sevmelerimiz yok mu?Züleyha Züleyha'ca sevmiş, Şirin Şirin'ce, Leyla Leyla'ca. Şimdi ben Firdevsce sevsem olmaz mı yani?
Olur elbet neden olmasınmış. Züleyhaca Yusuf seviliyorsa, Ayşece Ali sevilebilir.Neden Haticece Osman sevilemesin ki!Hepimiz kendimiz olabildiğimiz ve sevebildiğimiz kadar biziz. Böyle daha güzel, daha farklı, daha zenginiz, daha güçlüyüz.
Böyle biziz,
Böyle benim,
Böyle sensin,
Böyle dünya,
Böyle hayat...

Nefret ediyorum bu insanlardan.

Bir şey söylersin, küçümseyen bir bakış atarlar he hü deyip seni geçiştirirler. Sende bir şaşırırsın ' ne oluyor yahu ' falan olursun, 'çok mu saçma bir şey söyledim şimdi' diye sorarsın kendine. Ki aynı şeyi kendisi söylese, hatta aynı cümleyi kursa padişah fermanı havasında söyler bu ukalalar. Bu insanlar bundan beslenir. Hatta bunu yapmak onların karakteristik özellikleri olmuştur çoktan. Bunu yapmaktan zevk alırlar;

Karşıdaki insanın kendisini değersiz hissetmesini sağlamak.

Çevresinde ki herkese bunu yapar ki tek değerli kendisi kalsın. Ama aslında bu çok acı bir dışa vurumdur. İçinde ki kendi değersizliğinin hat safhalara ulaşıp dolup taşmasıdır. Nasıl ki baraj taşarsa her yer sular altında kalır, aynı mantık. İçlerinde ki zehri diğerlerine bulaştırmadan rahat edemezler. Kendilerinden sıyrılmak için başkalarını kullanırlar. Kendi ahmaklık imparatorluğunun kralları olurlar. Hayatları boyunca bu şekilde yaşarlar.

Ve bizim gibi zavallı insanlar bu ahmaklarla kah eşi, kah ana babası, kah kardeşi olduğu için beraber yaşamak zorundadır.

Not: Beni delirtmeyin! :D

Bir Başıma

17 May 2017

Son zamanlarda da bir yalnızlık düşkünlüğüne tutuldum. Hep bir insanlardan kaçmak merakı içindeyim. İnsan görünce ya da konuşunca midem bulanıyor. Hepsinden özellikle de her gün gördüklerimden daha çok iğrenir oldum. Bu sefer ki basit bir yazar bunalımı değil gibi. Üzerimde bir bıkmışlık var. Önceden tanımadığım insanlarla konuşmaktan zevk duyardım. Şimdi afili bir işkenceye dönüştü. İnsanların benim derdim bana çok dediklerinde neyi kastettiğini şimdi şimdi anlıyorum. Günlerini miskinlik yaparak sıkılgan ve bunalmış geçiren insanların mayhoşu tazeliğindeyim. Kendi başınalığın muazzam huzurunu her bir zerreme kadar hissediyorum.
Hiç kimseye ihtiyaç duymadığım bir dünya yarattım kendime. Rüzgârlı tepelerden güneşin batışını seyrediyorum. Bazen de göl kenarında ki evimde sallanan sandalyemde ince çiseleyen yağmurda güzel bir kitap okuyorum. Var olmayan bir huzuru yaşayabilir miyiz dersiniz? Neden olmasın derim. Düşüncelerimden ruhuma doğru yayılan bir huzuru neye gerekçe reddedeyim.

Vurulur mu?

11 May 2017

Vurulur...
Bir sapanla kuş,
Beyaz kağıda kara başlı kalem,
Toprağa tohum vurulur.
Su başında ki söğütlere balta, başlar da taşlara vurulur.
Vurmak değil mi bu arkanı dön yeter ki;
İlk evvel sırtından canın vurur.
Dertlerin deniz derya olur, dalgaların kıyıya vurur,
Bir hedef gibi insanı hüzün vurur.
Ozan olur nasırlı sevdalarını sazın tellerine vurur.
Kader bu ya;
Bir Tahir'e Züleyha,
Bir Züleyha ya Tahir,
Gönle mühür gibi sevda vurulur.

Ya Sen!

25 Nis 2017

Birazda boş veriyorum artık.
Boş versen de boş vermesen de hep aynı nasılsa.
Bir dalıp gitmelerdir dadandı gözlerime.

Neyse bulduğumuz....

Çölde gölge, denizde liman,
Baharda nisan.
*******
Martta bulduğu neyse menekşenin!
Ateşe su, sele set,
Neme gam, hevese gem.
******
Yağmurun bulduğu neyse toprakta!
Semada ay, cihanda güneş,
Başta akıl, damarda kan,
Yürekte sevda, heybede heves.
*****
Balığın bulduğu neyse suda!
Tin de seda, ün'de heva,
Meçhulde fail, dizde yara.
*****
Neyse bulduğumuz bu çıkmaz muallaklarda!
En derinde umut, en aşikarda muamma.

Ekoseli Kalem

12 Nis 2017

Teknik bir hata nedeniyle eksik yayınlanan, yazarımız Firdevs Akıncı'nın yazısını tekrardan tam metni ile yayınlıyoruz

Yıldızları da yazabilir ama ördeklerin muhtemeli yatı daha yüksek.
Kaldırımda beş parasız yatışını yazmış Nazım daha ne?

Parmaklıkların arkasında ne kadar özgürsek bir kafeste,
O kadar da mecburuz prangalı düşlerimize.
Puslu bulutlara değin umutlarımız,
En kâfi heceler acımıza: pişmanlık ve hüzün...
Olmazlara bütün yolculuklarımız,
Oldurma çabası gütmeksizin.
Küçük ve mutlu bir huzur isteklerimiz,
Basit ve gerçekleşmemecesine mümkünnatlı.
Yüzümüz çevrilmiş çiçekten, bahardan,
Ellerimiz gönüllerimiz dahi aramaz olmuş kahkaha basamaklarını.
Birde keder ve elem binmiş asırlık, nasırlı sırtımıza,
Belli ki gönülde yer el vermemiş.
Parmaklıkların arkasında ne kadar özgürsek bir kafeste,
O kadar da mecburuz prangalı düşlerimize.