Haberler - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber
Hasan TÜRKEL

Hasan TÜRKEL

Web sitesi adresi: http://www.burdurgazetesi.com

Bu kadarı da artık  insan aklıyla, hafızasıyla  dalga geçmektir. Ama bir yandan dalga geçene değil,  dalga geçirtene de bakmak lazım.

Ekonomi coşuyor!, Suriye’yi fethetmişsin. AB’yi ABD’yi titretmişsin! Eee öyleyse neden erken seçim?

Ben bu köşeden, Erdoğan’ın hesabının erken seçim olduğunu kaç kez yazdım. Başkaları da yazdı ama, bu konuda, daha  14 Mart 2018’de, “Bahçeli erken seçim isteyecek, Tayyip Bey’de ortağının hatırını kıramıyormuş gibi davranacak” diyerek, hedefi onikiden vuran; Türktime yazarı Talat Atilla ve onun yazdıklarını Sözcü Gazetesi’ndeki köşesine taşıyan Rahmi Turan oldu.  

Halkın aklıyla, hafızasıyla alay edenler daha öncede oldu. Alay ede ede oy alıp seçimlerde kazandılar. İktidar oldular, iktidarda iken, halkla dalgalarını geçip iktidarda da kaldılar…

Eee sadede gel, sonuç ne oldu sonuç?

Heeeç

Yani Yedikleri içtikleri çaldıklarıyla birlikte geldikleri gibi gittiler mi?

Gittiler ama!

Aması ne?

Aması şu ki; halkın aklıyla, hafızasıyla  dalga geçe geçe oy alan, iktidara gelen, tekrar seçim kazanıp iktidarda kalanlar. Ucundan kıyısından değil, deveyi hamıdı ile yutanlar, şimdi neredeler?

Toprağın altında.

Tamamda toprağın altına öyle kolayca giriliyor mu?

Ne demek şimdi bu?

Soruya soruyla cevap;

Şu demek; bu devleti, milleti dalga geçe geçe aldatıp soyanlar, çalıp çırptıklarını öyle geniş geniş rahat rahat yediler, içtiler de öylemi gittiler öbür tarafa?

İster en eskiden, en başından alıp sona gelin, ister en sondan en eskiye doğru gidin!

Ben fikir vermesi açısından yol vereyim;

Önce dünya basını,  sonra ülke basını belgelerle ortaya koyduki; başta Kenan Evren olmak üzere, 12 Eylül’ün Faşist generalleri, devleti milleti soyup, çok çok büyük servetler edinmişler…

Ama hasta yataklarında, segbis sistemi ile hakimin sorularını cevaplarlarken, korkuları gözlerinden okunurken, söyledikleriyle, inkarları, yalanları ile acınası bile değil, tiksindirici hallerdeydiler.

Yalanla dolanla iktidar olunabiliyor bu ülkede. Halkın aklıyla dalga geçerek iktidarda da kalınabiliyor!

Geldiğimiz noktada artık Erdoğan’ın yapmadığı bir tek şey kaldı;

Bir sabah gazetecileri karşısına alıp;

“Geçen hafta ülkede, kimseler duymadan, sessiz sedasız seçim yaptık.  Halkımız teveccüh gösterip büyük bir oyla Beni başkan partimi iktidar yaptı. Bu konuda soru sormak yasaktır! Yargı yolu kapalıdır! Ohal diye bir şey değil, Ohalsizlik diye birşey yoktur,  Ohaldeyiz yani! Bu iş bitmiştir, ben ne dersem odur. Muhalefete, muhalefet partilerine, muhalif gazetelere, televizyonlara da ihtiyaç yoktur. Bütün bunların yerine geçecek şey zaten vardır, oda Ohaldir. itirazı olan varsa  söylesin diyeceğim ama, söyleyemez Ohal var… “demek.

Sonra ne olacak?

Heeeç

 

Amerika PKK’ya destek veriyor! Mümbiç’te Amerikan Askeri karşımıza çıkarsa vururuz! 

Afrin harekatı’nda Rusya bize hava sahasını açtı! 

Amerika ve AB bize kur savaşı ilan etti.

Bütün bunlardan sonra, ABD, İngiltere ve Fransa’nın Müslümanlar için kutsal olan Miraç Kandili sabahı Suriyeyi bombalamalarının ardından, Dışişleri Bakanlığından saldırıyı destekleyen açıklama yapılıyor!

Daha sonra bombalamanın, Suriye’de askeri güçlerin bulunmadığı boş alanlara yapıldığına ilişkin batı kaynaklı açıklamalar gelince, AKP çevrelerinden bombalamanın göstermelik olduğu, bu bombalamanın arkasında oyun içinde oyun olduğu yorumları yapılıyor!

Bunlar ve daha pek çok açıklama, zikzaklar ve çelişkiler  dış politikanın iflasının göstergesidir.

Şimdi gelin daha gerilere, Amerika’nın Irak’I işgali öncesine gidelim. Amerika ve dış politikada onun yörüngesinde olan ülkeler ne diyorlardı?

Saddam yönetimi kendi halkına karşı kimyasal silah kullanıyor! Nükleer bomba yapımına yönelerek Batıyı tehdit ediyor!

Irak işgal edilip Saddam’ın idam edilmesi, Irak’ın parçalanmasından sonra, Amerikan ve batı ülkeleri kaynakları açıkladılar;

Işgalden sonra Irak’ta, nükleer bomba yapımına yada kimyasal silah kullanıldığına ilişkin hiçbir kanıt bulunamadı!

Ne güzel demek ki; artık Irak’ın işgali için ileriye sürülen gerekçelerin geçerli olmadığı ortaya çıktı!

Öyleyse Saddam’ın itibarını iade edip,  açtıkları tahribat için yüklüce bir tazminat ödeyip;  “tü yanlış beş hata etmişiz pardon” deyip çekip gittiler mi?

Ne gezer!

Irak’ı nasıl   “suyumu bulandırdın” gerekçesiyle işgal edip parçaladılarsa, iç savaş çıkarttıkları halde, ezemedikleri Esad’ıda; “suyumu bulandırdın” gerekçesiyle çökertmek, kimyasal silah kullandın yalanıyla iç savaşa rağmen, yıllardır Esad’ın etrafında yer alan Suriyelileri cezalandırmak niyetindeler.

Suriye’de ABD’nin, İngiltere ve Fransa ile birlikte Suriye’ye saldırması, Türkiye’nin de bu saldırıları desteklemesiyle  Esad rejimi çökerse ne olur?

Suriye, yıllarca devam edecek bir kaosun içine girer. Ülkede kan gövdeyi götürür. Irak’ta olduğu gibi, Ameri’ka ve onun uyduları, Suriye’ye yerleşerek ülkeyi talan ederler.

Sonra , sonra ne olur?

Gelin sonrasını, yani ABD öncülüğünde Fransa ve İngiltere tarafından, Suriye’nin başkenti Şam’a düzenlenen hava harekâtına ilişkin görüşlerini, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’dan dinleyelim;

“Konu ne Eset, ne IŞİD, PYD; bunların hepsi bahane. Esas hedef Irak’tan sonra Suriye’nin parçalanıp bölünmesiydi. Onun arkasından da sıra hiç kimsenin de tereddüdü olmasın, Allah muhafaza etsin, bize geliyor. Türkiye ve İran’a geliyor.

Ajan Press’ten yapılan açıklamaya göre Türkiye’de çalışanların %95’i akıllı telefonlarla mobil oyun oynuyor!

Anketlere ve yorumlara bakarsanız, ülke siyasi bir kaosta ve vatandaş alternatifi olmadığı için miadı dolmuş Erdoğan’a ve AKP’ye mahkum!

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, halka vadedeceği yeni bir şey yok. Yol köprü masallarınında artık pirim yapmadığını kendisi de gördü.

İyide; o zaman kongrelerde yapılan tezahuratlara ne demeli?

AKP olayın  o yanını iyi biliyor, profesyolelleştirilmiş kadrolar istenen gürültüyü çıkarıp, salonları hareketli ve heyecanlı göstermeyi sağlıyorlar.

Peki; ülke gerçekten siyasi açmazda mı?

Erdoğan ve AKP’nin alternatifi yok mu?

Kaosta ve açmazda olan aslında AKP! AKP, kendi açmazını kamuoyuna ülkenin açmazı olarak sunmaya çalışıyor. Gelinen noktada ülke, AKP politikalarıyla ekonomide, yargıda, tarımda, eğitimde, sağlıkta, kültür sanatta hemen hemen bütün alanlarda bir çöküş yaşamakta. Erdoğan, toplumun önüne çıktığında, ustalıkla bu alanlardan kaçınıp, “Afrin, Fetö, muhalifler Fetö ve PKK ili işbirliği yapıyor, kalkınma hızı, büyüyoruz” demeye devam ediyor.

Öte yandan, öyle anlaşılıyor ki CHP,İyi Parti, Saadet, Demokrat Parti işi gürültüye boğmadan; “Türkiye'nin parlamenter sistemi yeniden ihya etmesi. Parlamenter sisteme uygun yeni bir anayasa yapılması ve buna sivil toplum kuruluşlarıyla anayasa hukukçularının da dahil olması.” ilkesi üzerinden, birlikte davranmanın zeminin oluşturmaya çalışıyorlar.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı önümüzdeki seçimlerde en fazla zorlayacak olan, giderek ağırlaşan ve AKP tabanınıda düşündürmeye başlayan ekonomik tablo olacak. Bunun yanında, Fetö ve metal yorgunluğu gerekçesiyle,  belediye başkanlarının ve yönetimlerin görevden alınmaları da, önemli ölçüde küskünler ve AKP karşıtlığı yaratmış durumda. AKP’de göreve getirilen yeni yöneticilerde, parti tabanını toplamak ve kanalize etmekte zorlanıyor. AKP’de iktidar var, hertürden imkanlar var ama artık eski heyecan yok.

Muhalif kesimi harekete geçirmede, en fazla öne çıkan isim Saadet Lideri Karamollaoğlu. Gündeme taşıdığı konular, üslubu, en çetrefilli konuları bile güleryüzle ve esprili bir dille ifade etmesi, Karamollaoğlu’na ve Saadet Partisi’ne ilgiyi artırıyor. İyi  Parti Lideri Meral Akşener’de iyi bir rüzgarla işi götürüyor.

Gelelim CHP’ye; 

İyi Parti ve Saadet kadroları  her an erken seçim  kararı alınacakmış gibi hazırlık içindeler. CHP ise hala, Erdoğan’ın yarattığı polemiklere cevap verme peşinde. Halbuki şu sıralar, Anamuhalefet CHP’nin çoktan sahaya inmesi, il, ilçe yöneticilerinin ve kadrolarının, mahalle, köy ev çalışmalarına başlamış olmaları gerekiyordu.

Ülkede en büyük kaos nedeni, Türkiyeyi tek adam diktasına götürebilecek başkanlık sistemidir. CHP, İyi Parti, Saadet, DP,  ittifak içinde yer alacak diğer siyasi partiler ve sivil toplum yapılanmaları seçimlere giderken, ortak bir dille, vatandaşa parlamenter sisteme geri dönüş sözü vermelidirler.

Başkanlık, tek adam diktası korkusu, iş çevrelerinden sanat dünyasına, AKP’li bir kısım çevrelerde dahil olmak üzere toplumda kaygı yaratmış durumda. Önümüzdeki seçim sürecinin temel propağandası; başkanlık sisteminin tek adam diktası yaratma tehlikesine karşı, parlamenter sisteme dönüş silahı olmalı.

1960’lı yıllar Türkiye’de köylünün uyandırılma-uyanma yıllarıdır. Bu uyanmada; Türkiye İşçi Partisi’nin ve diğer sol siyasi örgütlenmelerin, üniversite gençliğinin payı büyüktür. O Yıllarda Tıp Doğu-Güneydoğu’daki köylere kadar uzanıp, okuma odaları, kitaplıklar kurdu. 1960’lı yıllardaki uyanış, 1970’li yıllarda köylüyü örgütlenmeye, kooperatifleşmeye götürdü. 

Kooperatifleşme  bilinçli tarım, hayvancılıkla üretim artışı sağladı.  Köy Koop kurulmasıyla, tüm Türkiye’de kooperatifler bir çatı altında toplandı. 

1970’li yıllardaki üretim artışında, Tarım ve Hayvancılık Müdürlükleri’nin sahada yaptıkları suni tohumlama, aşı, hayvan hastalıklarının önlenmesi çalışmalarının, tohum, fidan, damızlık hayvan sağlanmasının, tarım ve hayvancılık eğitimleri verilmesinin, başta Ceylanpınar olmak üzere, devlet üretme çiftliklerinde yapılan başarılı çalışmaların, AKP döneminde kapatılan,Eskişehir Pancar Tohumu Yetiştirme Enstitüsü’nün, payı büyüktür. O yıllarda, Toprak Mahsülleri Ofisi’de   hububat, bakliyat destek alımları ile köylünün ürününü geçer fiyattan alarak, köylüyü tüccara, tefeciye mahkum olmaktan kurtarıyordu. 

Bugün; tarım ve hayvancılıkta hububatı, bakliyatı,samanı, eti, canlı hayvanı ithal eder duruma düşmemize neden olan politikaların uygulanmaya başlanması, 12 Eylül Faşizmi’ne kadar uzanır. Emek, emekçi düşmanı 12 Eylül darbecilerinin ilk işlerinden birisi, Köy Koop’u kapatıp mal varlığına el koyarak, yöneticilerini işkenceden geçirip, zindanlara atmak oldu. 

12 Eylül’le başlayan, köylü örgütlenmesini geriletip yozlaştırma, baskı altına alma, tarım ve hayvancılığı acımasız serbest piyasanın insafına  terketme politikaları, 16 yıllık AKP iktidarında da sürdürüldü.

Büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiricileri, pahalı yem, pahalı özel veterinerlik hizmetleri ve hayvan ilaçları düşük alım fiyatları nedeniyle  mağdur oldular. 

Et Balık Kurumları’nın, yem fabrikalarının, özelleştirme yolu ile satılmasıyla birlikte, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlükleri, suni tohumlama, aşı, hayvan hastalıklarının önlenmesi, tohum, fidan, damızlık hayvan sağlanması,tarım ve hayvancılık eğitimleri ve diğer hizmetlerden büyük ölçüde çekildi. Hayvan yetiştiricileri, serbest veteriner hekimlerin, hayvan ilaçları firmalarının insafına terkedildi. 

Bu yanlış ya da kasıtlı politikalarla, giderek büyüyen et sıkıntısı ithalatla giderilmeye çalışılıyor. Bu uygulama hayvan yetiştiricilerinin aleyhine işliyor. Hayvan sayısının giderek daha da azalmasına yol açıyor.

Ülkemiz ve ilimiz, özellikle küçükbaş hayvan yetiştirmeye et ithal ettiğimiz, Rusya ve diğer ülkelerden çok daha iyi iklim koşullarına sahip. Hayvancılığımızın geliştirilmesi için neler yapılması gerektiğini, hayvan yetiştiricileri, Veteriner Hekimler Odaları, çobanlar da biliyor, söylüyor.  Bilmeyen, bilmiyor görünen ise, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve onun mensubu olduğu hükümet.

Ne diyordu televizyonlardan  seslenerek hepimizi düşündüren çoban;

Arpa 1200 lira, vadeli alırsan 1500 lira.

Benden koyunu 800 liraya aracı alıyor. Üstüne 400 lira koyup 1200 liraya satıyor, et böyle pahalı olmaz mı?

Sen et ucuzlasın, hayvan sayısı artsın istiyorsan, dişi kuzu başına yetiştiriciye 100 lira ver. 81 ilde et kombinaları kur. 

Sonbaharda bana faizsiz arpa, yem ver. Bende hayvanımı 6. - 7. ayda getirip kombinalarda kestireyim. Et Balık Kurumları haftada 4 gün kesim yapsın. Üç günde sucuk, sosis, salam ve diğer  et mamullerini üretsin.

İhanet, sadakat, imkansızı başarmak! - 5.0 out of 5 based on 1 vote

19 Mayıs 1919’da 9. ordu müfettişi olarak Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimi’ni yayınladı. 23 Temmuzda Erzurum- 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresini topladı. 23 Nisan 1920’de Türkiye  Büyük Millet Meclisi açıldı...

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Hatay’da desem olmuyor gibi! Çünkü Hatay’da Genel kurmay başkanı ve  memleketin seçkin, süzme sanatçılarıyla askerleri ziyaret etti!

Burdur Gölü’nün muhteşem planla  kurtarılmasına başlandı

Burdur Şeker Fabrikası ile birlikte, 14 şeker fabrikası’nın, özelleştirme yolu ile satılacak olmasından daha önemli olan, pancar üreticisi çiftçilerin, hayvan yetiştiricisi, süt üreticisi köylülerin, bu satış karşısındaki duyarsızlığı, kayıtsızlığıdır!

“Hani halkın sesi olacaktık?”