Sağlık - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber

19 Ekim 2019 - Cumartesi - Burdur Gazetesi

Yayınlandığı Kategori Arşiv

Ziraat Odası Başkanı Kemal Kubilay, yaz mevsimi yağışlarını ve çiftçilerin durumunu gazetemize değerlendirdi. Girdi maliyetlerinin yüksek olduğunu belirten Ziraat Odası Başkanı Kubilay, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın acilen tarım politikası geliştirmesi gerektiğini vurguladı.  

 

Dünyada iklim değişikliğinin en çok etkilediği bölgelerden biri olan Akdeniz havzasında yer alan Türkiye’de, kuraklık tehlikesi her geçen yıl daha fazla hissediliyor. Sonbahar mevsiminin bitimine haftalar kalmışken, ilimize yeterli yağmur yağmaması özellikle çiftçileri endişelendiriyor. Yağışsız geçen yaz ayları sonrası gelen sonbahar mevsimi oldukça şaşırttı. Ortalarını şu günlerde geride bıraktığımız sonbahar mevsimi, kurak geçiyor. Türkiye’nin birçok bölgesinde sıcaklık mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor.

Yaz mevsiminin yağışlı geçmemesi nedeniyle ve ülke genelinde yağışların azalması ‘yaz kuraklığı’ endişesini artırıyor. Girdi maliyetleri ise sürekli tırmanışta. Sonbahar mevsiminin de yağışsız geçmesi nedeniyle çiftçiler mahsullerini ekmekte gecikti.    

Ziraat Odası Başkanı Kemal Kubilay yaz mevsimi yağışları ve çiftçinin durumuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada;

“Bu güz mevsimi dediğimiz Ekim ayında tüm hasılatların ekilmesi lazım. Sonbahar ayında malesef yağışlarımız yağmadı. Hava kurak gitti, kurak gitmeye de devam ediyor. Ondan dolayı çiftçilerimiz ekinlerini, mahsüllerini ekemedi. Zaten çiftçi mağdur durumda. Çiftçilerimiz, Ziraat Bankası tarım kredi borçlarını ödeyemez iken birde bu havaların kurak gitmesi sebebiyle hala ekinlerini ekemediler. Çiftçi, yetiştirici mağdur durumda. Et, süt yapılan maliyeti kurtarmıyor. Yem, gübre, mazot fiyatları aldı başını gitti. Çiftçi gerçekten arazisine, hayvanına küsmek üzere. Bunu acilen devletimizin barıştırması lazım. Çiftçiye destek çıkması lazım. 

Kredi borçları ertelenmeli

Çiftçinin desteklenmesi için Ziraat Bankası tarım kredi borçlarının ertelenmesi lazım. Ertelenmediği zaman çifftçinin ödeyebileceğini zannetmiyorum. Çiftçinin %50’si zaten batık durumda. Bunlara acilen devletin sahip çıkması lazım. Borçların ertelenmesi lazım. Çiftçinin, üreticinin sattığı ürünler para etmiyor ama girdi fiyatları çok aşırı şekilde arttı. Bizim odamızda da diğer sivil toplum örgütlerinde de, kamu kurum kuruluşlarında da, Buğday Pazarı’nda da çiftçinin durumunun kötü olduğu görülmektedir. Biz bunu diyoruz. Türkiye’de, dünyada bina yapılmazsa olur, gıda olmadığı zaman hiçbir şey olmaz. Çiftçinin mutlaka ki toprağıyla, hayvanıyla barışık olması lazım. Toprağıyla barışık olan çiftçi çoluğu çocuğuna daha fazla sarılır, daha fazla işine aşına daha fazla sarılır. Çiftçinin bu sene %50’si ekmeyecek gibi. Çünkü tohum, gübre satışlarından durum belli. 

Çiftçiye ve yetiştiriciye sahip çıkılmalı

Yetiştirici yetiştirdiği hayvanını kestiremiyor. Bundan 16 ay önce kargas etin kilogramını 32 liradan keserken bugün 28-29 liraya et fiyatı seyretmektedir. Gıda maddelerinin ve etin kesinlikle ithalatının yapılmaması lazım. Bizim Türk çiftçisi en iyisini yetiştirmesini de bilir, en iyi hayvanı yetiştirmesini de bilir. Türk çiftçisine, hayvancısına destek verildiği zaman gerçekten biz Türkiye olarak yeteriz. Bizim çiftçimiz Türkiye’nin karnını doyurur. Ama malesef bunları yapmıyoruz. İthalata sarılıyoruz. Ondan sonra çiftçiden medet umuyoruz. Acilen çiftçiye sahip çıkılması lazım. Tarım ve Orman Bakanı’mızın bir tarım politikası uygulayıp, bunları gündeme getirmesi lazım.3değerlendirmesi yaptı.

Hatice Dursun    

 

Yayınlandığı Kategori Manşet

Karakent Köyü’nde bir eve yapılan baskında kaçak içki kaçak içki yapmada kullanılan düzenek ve madeni sikke ele geçirildi;

İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından Karakent Köyü’nde kaçak içki imalatı yapıldığına dair alınan duyum üzerine 15 Ekim 2019 günü Karakent Köyü’nde C.E. isimli şahsın evinde arama yapıldı.

Yapılan aramada; (500) litre şarap, (28) litre rakı, (200) litre fermantasyona bırakılmış sıvı, (10) litre etil alkol, (5) litre metil alkol olmak üzere toplam (743) litre kaçak içki, (1) adet kaynatma kazanı (imbik), (5) kg anason, (11) adet madeni sikke, 82) adet madeni obje ele geçirildi.

Cumhuriyet Savcısının talimatı ile ele geçirilen malzemelere el konuldu, yakalanan C.E. isimli şüpheli şahıs ifadesinin alınmasına müteakip serbest bırakıldı.

Konuya dair yapılan açıklamada; İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından İl merkezi ve ilçelerinde kaçakçılıkla mücadele, kaçakçılık yapan şahısların yakalanmasına yönelik çalışmaların ve kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik yürütülen çalışmaların kararlılıkla devam ettiği belirtildi.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Batman’da görev yapan 45 yaşındaki Uzman Çavuş Bircan Canyürek, kaldığı misafirhanede cansız bedeni bulundu. Uzman Çavuş’un cenazesi, Gölhisar’ın Yusufça Kasabası’nda toprağa verildi.

Batman İl Jandarma Komutanlığı Jandarma Trafik Timi’nde gödevli Jandarma Uzman Çavuş Bircan Canyürek, sabah görevine gitmeyince mesai arkadaşları misafirhaneye geldi. Ancak Uzman Çavuş Canyürek’in cansız bedenine ulaşıldı. 

Evli ve 2 çocuk babası olan Burdur’lu Jandarma Uzman Çavuş Canyürek, yapılan otopsinin ardından Yusufça’da gözyaşları içinde son yolculuğuna uğurlandı.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Eğitim İş Burdur Şubesi Başkanı Erkan Putgül Eğitim İş Sendikası’nın kuruluş yıldönümünde yaptığı yazılı basın açıklamasında Eğitim-İş’in Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim neferlerinin kalesi olduğunu bu kalenin dimdik ayakta kaldığı sürece, Cumhuriyet’in aydınlanma devrimlerine içten ve dıştan yapılan hiçbir saldırının amacına ulaşamayacağını belirtti;

Mücadelemiz, ilk kuruluş gününün heyecanı ve yarın ne olacağının bilinciyle sürecektir;  Mustafa Necati’nin devrimciliğinden, TÖS’ten, TÖB-DER’den, Köy Enstitülerinden, Fakir Baykurt’tan devraldığımız azim ve mücadeleyle kurulan Eğitim-İş’imiz 14. yaşını geride bırakmıştır. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet’i, onun değerlerini ve öğretilerini, laik, bilimsel, demokratik ve ulusal eğitimi korumak ve geliştirme uğraşıyla geçen bu 14 yıl, eğitim emekçilerinin haklı mücadelesinde yüz akı olmuştur.

Ülkenin yine çıkmazlara sokulduğu 2005 yılının zor koşullarında eğitim emekçilerine umut vaat ederek doğan sendikamız, yurdun her bir köşesindeki eğitim çalışanlarını kucaklamış, bu ülkenin hiçbir eğitim neferinin yalnız kalmayacağının ispatı olmuştur.

Aradan geçen 14 yıl, coşkumuzun dinginlikle değil, tecrübeyle buluştuğu bir manzara yaratmakta, mücadelemizde daha güçlü adımlar atmamızı sağlamaktadır. Eğitim-İş ilk günün heyecanı ile Köy Enstitülerinin olgunluğunu buluşturan ortak bir çatı haline gelmiştir.

Bu 14 yıl içerisinde ülkemizde çok vahim; ve hatta, başka ülkelerde yaşansa bir asır konuşulacak hadiseler/saldırılar yaşanmış ve Eğitim-İş, bu her kritik dönemeçte tarihsel bir tutum sergilemeyi başarmıştır.

Ülkemiz, Cumhuriyet’e ve değerlerine saldırılara, terör örgütlerinin tehditlerine, FETÖ terör örgütünün 15 Temmuz hain darbe girişimine ve daha sayısız acı olaya yakın tarihte maruz kalmış, bu ülkede kalbi vatanıyla atan her yurttaş kendi ve ülkesinin geleceğinden endişe duymuştur. Bizzat iktidar eliyle yapılan saldırılardan payını en çok alan ise yine ve maalesef eğitim ve eğitim emekçileri olmuştur.

Eğitimin giderek piyasaya açılması, tarikatların yasal maskesi olan gerici dernek ve vakıfların “protokol” adı altında eğitime dahil edilmesi, adil ve parasız eğitimden giderek uzaklaşılması, taşımalı ve ikili eğitim utançlarının bu çağda hala devam etmesi, yönetici atamalarında liyakatin artık esamesinin dahi okunmaması, eğitim emekçilerinin şartlarının daha da insanlık dışı koşullara itilmesi, haksız ihraçlar, öğretmeni itibarsızlaştıran politikalar giderek dozu artar şekilde devam etmiştir.

Eğitim-İş, bu çağdışı hamlelerin birçoğunu yargıya taşımış, bazılarından kazanımlar elde etmiş, bazılarını her türlü engellemelere karşı meydanlarda kınayarak tepki göstermişse de görünen odur ki önümüzdeki süreçte şartlar daha da zorlaşacaktır.

Emperyalistlerin yeni hamleleriyle gelişmekte olan ülkeler için kartlar yeniden karılmış, vahşetin ve sömürünün daha hakim olduğu yeni dünya düzeninin kapıları aralanmıştır. Ülkemizi çevreleyen neredeyse hiçbir ülkede huzur ve barış hakim değilken, ülkemiz de dört bir yandan terör örgütlerinin tehditlerine maruz kalmaktadır.

Öte yandan; küreselleşme, kendisini dünya emekçilerinin birleşmesi olarak değil, muktedirlerin ortaklığı olarak göstermeyi sürdürmektedir. Ülkemizde de bu anlamda büyük bir tahribat söz konusudur. Övmek istediği her kavramın başına “yerli ve milli” sıfatı ekleyen iktidar eliyle ülkenin üretim değerlerinin çok büyük bir kısmı üstelik kâr etmesine, fayda sağlamasına rağmen,  özelleştirilmiş, emek alanında ise taşeronlaştırma son sürat devam ettirilmiştir.

Ülkemiz, iktidar eliyle inatla sürdürülen yanlış dış politikalar nedeniyle mülteci akınına uğramış, terör tehdidine karşı sıkça sınır ötesi harekat düzenler hale gelmiştir. AKP’nin yanlış ekonomi politikaları nedeniyle çöken ülke ekonomisinin, bu şartlarda daha da kötü duruma düşeceği tartışmasızdır.

Dünyadaki tablonun vahameti, Türkiye için daha da üst boyuttadır. Türkiye’de ekonomi çökmüş, adalet yandaşlığa batmış, Türk Milleti’nin egemenliğinin vücut bulmuş hali olan TBMM sembolikleştirilmiş, hapishaneler sırf farklı düşündüğü için muhaliflerle, aydınlarla doldurulmuştur. Demokrasinin olmazsa olmazı emek örgütleri de bu saldırılardan payını almış, en ufak bir hak talebi, iktidar ve yandaşları tarafından yaftalamaya, yargılanmaya, iftiralara maruz bırakılmıştır.

Laik, demokratik, bilimsel ve kamusal eğitimin askıya alınmaya, Cumhuriyet eğitim sisteminin ve oluşturduğu kültürün tasfiye edilmeye çalışıldığı, Atatürk devrim ve ilkelerinin yok edilmek istendiği bir süreç yaşanmaktadır.

Eğitim-İş tam da böyle bir dönemde, AKP iktidarına karşı yürütülen muhalefetin demokratik ve meşru mücadeledeki en önemli direnç merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Tüm bu olumsuzluklara karşın örgütümüz emek, demokrasi, özgürlük ve ülkeye sahip çıkma mücadelesinin hep içinde, hep önünde olmuştur. Eğitim-İş’in böyle bir süreçte mücadele alanı içinde olması, emeğimiz, ülkemiz ve ulusumuz açısından çok büyük bir anlam ve önem taşımaktadır.

Bilindiği üzere; kamu emekçilerinin iş güvencesinin elinden alınmak istenmesi, taşeronlaştırmanın, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının giderek ağırlaşmasına yönelik yasal düzenlemeler ve atılan fiili adımlar sürmektedir.

Kıdem tazminatının kaldırılması çalışmaları, taşeronluğun, güvencesiz, kuralsız ve esnek çalışmanın yaygınlaştırılması ve buna bağlı olarak iş cinayetlerinde yaşanan artış, grevlerin yasaklanması, Özel İstihdam Büroları adı altında kölelik büroları açılması, ülkenin ucuz işgücü pazarına dönüştürülmesi, emekçilerin bugün en can yakıcı sorunları olarak görünmektedir.

Emekçileri kendi içinde suni basamaklara bölerek direnci kıran, ayrıştıran iktidara karşı, ne mutlu ki emekçileri Cumhuriyet değerleri ve alın terleri çerçevesinde birleştirmeye ant içmiş bir Eğitim-İş vardır. 

Cumhuriyet’imize, emeğimize, demokrasimize saldırıların daha da arttığı bu günlerde, mirasçısı olduğumuz devrimci mücadele geleneğinin omuzlarımıza daha fazla sorumluluk yüklediğinin bilincindeyiz.

Emperyalistlere, faşistlere, bölücülere karşı sarsılmadan sergilediğimiz dik duruş, bizim tarihsel sorumluluğumuzdur.

Eğitim-İş, Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim neferlerinin kalesidir. Ve bu kale dimdik ayakta kaldığı sürece Cumhuriyet’in aydınlanma devrimlerine içten ve dıştan yapılan hiçbir saldırı amacına ulaşamayacaktır.

Mücadelemiz, ilk kuruluş gününün heyecanı ve yarın ne olacağının bilinciyle sürecektir; şairin dediği gibi:

 “Saraylar saltanatlar çöker

kan susar bir gün

zulüm biter.

menekşeler de açılır üstümüzde

leylaklar da güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler...”

 Yaşasın örgütlü mücadelemiz!

Yaşasın Eğitim-İş!

Yaşasın Birleşik Kamu-İş!

Yayınlandığı Kategori Manşet
No Internet Connection