Manşet - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber
Burdur Gazetesi

Burdur Gazetesi

Web sitesi adresi: http://www.burdurgazetesi.com

Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2018-2019 Akademik Yıl Açılış Töreni yoğun bir katılımla gerçekleşti. 

Rektörlük önünde düzenlenen törene Vali Hasan Şıldak, Milletvekili Yasin Uğur, Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz,  Başsavcı M. Nadir Yağcı, Adalet Komisyonu Başkanı Hacı Süleyman Arslan, Baro Başkanı Ramazan Gedik, Emniyet Müdürü Arif Çankal, AK Parti Burdur İl Başkanı Volkan Mengi, protokol üyeleri, MAKÜ Akademik ve İdari Personeli,  Sivil Toplum Kuruluşlarının Temsilcileri ve öğrencilerin katıldığı açıklandı;

Rektörlük önündeki Atatürk Anıtına Rektör Prof. Dr. Adem Korkmaz’ın çelenk sunması ile başlayan törende, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Rektör Prof. Dr. Adem Korkmaz bir konuşma yaparak Akademik Yıl açılışının ilk dersini verdi.

Rektör yaptığı konuşmada, “Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2006 yılında kurulan genç, dinamik hızla ve nitelikli bir şekilde büyüyen, hem akademik anlamda, hem bölgesine yaklaşımı anlamında hızla yükselen bir değeri olan üniversite. Bu yıl 11 fakülte, 13 Meslek Yüksekokulu ve 5 Yüksekokulla ek kontenjanlar hariç, 32 binin üzerinde öğrenci sayısıyla eğitim öğretim yılına başlıyoruz. Yaklaşık 900 akademisyen, 750 idari personel ile birlikte hizmet anlamında güçlü bir lojistiğe sahip olan bir üniversiteyiz” dedi.

Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin bir mensubu olmanın ayrıcalık olduğunu ifade eden Rektör Korkmaz, “Bir aile yaklaşımı içerisinde herkesin birbirinin eksiğini kapattığı, genel anlamda da mezun ettiğimiz öğrencilerimizin vatan sevgisiyle, millet sevgisiyle, ülkenin bölünmez bütünlüğü konusunda hassas bir nitelik taşıma konusunda herkesin elbirliği ile ortak bilinç içerisinde olduğu bir atmosferdeyiz. Hiçbir ayrımcılığa tabi tutulmadan, hiçbir ikincil kriter üzerinden değil, tamamen kişilerin akademik performans ve gelişimi üzerinden özlük haklarının verildiği bir üniversiteyiz. Genç bir üniversite olmamıza rağmen yapılan bütün araştırmalarda öğrencilerimiz üniversiteden, üniversite yönetiminden ve şehrinden memnun olarak üniversitemizden ayrılıyorlar. Ailelerden de aldığımız dönütler üniversitemizin ve şehrimizin ilgisi ve güvenliği bakımından oldukça iyi” dedi.

Bu yıl ilk kez açılan programlardan da söz eden Rektör Korkmaz, bu yıl ilk defa 15 yeni program açtıklarını, bu programlarda da yeni kadroların işbaşı yaptığını belirtti.

Devam eden projeler hakkında da bilgi veren Rektör Korkmaz, geçen yıl başlayan Spor Projesinin bu yıl tamamlanacağını, şu an itibari ile projenin yüzde 70’in üzerinde tamamlandığını belirten Rektör Korkmaz, “Spor turizmi, spor sektörü ve sporcu yetiştirilmesi alanında çok güçlü bir proje olan Spor Projesi şehrimize, şehrimizin gelişimine  önemli katkılar sağlayacak. Spor lisesi ile de bu projenin kapsamını genişleterek Burdur’u sporcuların yetiştiği bir merkez, ulusal ve uluslararası takımların kamp yaptığı bir merkez yapacağız. Sağlık ve Spor Bilimleri Fakültelerinin de bu sistemin içerisinde uygulamalı eğitim yaptıkları bir merkez haline dönüştüreceğiz” dedi. 

Üniversite yerleşkesi içerisine yapılan ve inşaatları devam eden Kütüphane, Mühendislik Fakültesi İnşaatı ve Diş Hekimliği Fakültesinin ihalesi hakkında da bilgi veren Rektör Korkmaz, cezaevi yerinin cezaevi taşındığında üçüncü bir yerleşke için açılacağını, daha çok meslek anlamında, girişimciliği geliştirme anlamında içerisinde işyerinin olduğu, mesleki eğitim merkezlerinin olduğu, Meslek Yüksekokullarının bazı tematik programlarının yer aldığı, Eğitim Fakültesinin uygulama okulunun olduğu bir meslek ve girişimcilik yerleşkesi olarak düzenleneceğini aktardı. Eski rektörlüğün olduğu alanda da sağlık yerleşkesinin yer alacağını sözlerine ekleyen Rektör Korkmaz, “Bu gelişmelerle şehrin tamamını kuşatan bir yaklaşımla Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi şehrini kucaklayan, şehrine katkı veren bir anlayışla eğitim ve öğretime devam edecek” dedi.

Hayvancılık projesinden de bahseden Rektör Korkmaz, Hayvan Hastanesinin acil kliniğinin 24 saat hizmet vermeye başladığını, çiftliğin, embriyo transfer merkezinin ve küçük baş, büyük baş ve manda gibi alımlarda alım süreçlerinin devam ettiğini, bu sonbaharın hayvancılık bakımından önemli başlangıç olacağını vurguladı. 

Akademik yıl açılışına katılan herkese teşekkür eden Rektör Korkmaz, 2018-2019 Eğitim Öğretim Yılının hayırlı olmasını diledi.

Konuşmalardan sonra Rektörlük önünde düzenlenen kokteyl ile program son buldu. 

 

Vali Hasan Şıldak’ın, Bucak Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan hizmetlerin açılış törenlerine katıldığı açıklandı;

 

Bucak İlçesine ziyarette bulunan Vali Hasan Şıldak, Bucak Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan hizmetlerden Mehmet Akif Mahallesi Atatürk Parkı, Kapalı Pazar Alanı Yürüyen Merdiveni, Kent Meydan Parkı ve 135 araçlık Otoparkın açılışlarını yaptı.

Vali Şıldak açılışların ardından Belediye tarafından düzenlenen Sünnet organizasyonunda sünnet olan 30 çocuğumuza çeşitli hediyeler dağıttı. Bucak programı aşure dağıtımı ile son buldu.

Düzenlenen programlara Vali Hasan Şıldak’ın yanı sıra Milletvekili Yasin Uğur, Bucak Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Yalçın Sezgin, siyasi parti temsilcileri, kurum müdürleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

Bucak programına Mehmet Akif Mahallesi’nde yapımı tamamlanan Atatürk Parkı'nın açılışını yaparak başlayan Vali Hasan Şıldak, açılışta yaptığı konuşmada; “Öncelikle Bucak Belediyemizin hizmete açacağı tesisleri görmüş ve gezmiş olacağız. Başta Belediye Başkan Vekilimiz ve Kaymakamımıza ve bütün ekibine bu hizmetleri dolayısıyla teşekkür ediyor, kendilerini tebrik ediyorum. Yeşil alanlar bilhassa şehirlerin, kentlerin olmazsa olamazları ve en değerli alanlarıdır. Bu manada öncesinde de mevcut olan Atatürk Parkı’nın hizmete tam olarak sunulması, gençlerimizin çocuklarımızın, ailelerimizin istifade edeceği bir alana dönüştürülmesi takdire şayandır” dedi.

Açılışın ardından park içerisinde yer alan tenis kortunda 10 yaş çiftler Türkiye Şampiyonu Fatma Naz Uyanık ve Alanya Yaz Kupası Şampiyonu Engin Kayra Şimşek’in tenis gösterisini izleyen Vali Hasan Şıldak, tenis sporuyla uğraşan çocuklarla hatıra fotoğrafı çekildikten sonra parktan ayrıldı.

Valimiz Bucak programına Kapalı Pazar alanında yapılan yürüyen merdivenin açılışı ile devam etti. Açılış öncesi konuşan Vali Hasan Şıldak;“Bilhassa yaşlı ve engelli vatandaşlarımız için ilçe pazarında ikinci kata ulaşımı sağlayacak yürüyen merdiven modern bir hizmet sunacak. Kullanacak vatandaşlarımıza hayırlı olmasın diliyorum, Belediyemizi bu hizmeti için tebrik ediyorum.” diye konuştu. Açılış sonrası yürüyen merdiven ile ikinci kata çıkan Valimiz incelemeleri sonrası Kapalı Pazar yerinden ayrıldı.

Son olarak İlçede yapımı tamamlanan Meydan Park ve 135 araç kapasiteli otoparkın açılışlarını yapan Vali Hasan Şıldak, burada yaptığı konuşmada; "Bugün Bucak İlçemizde son derece güzel hizmetler Belediyemiz tarafından hayata geçiriliyor. Emeği geçen bütün arkadaşlarımıza, Belediye personelimizi ve Belediye Başkan V., Kaymakamımızı kutluyorum. Her şeyden önce Bucak İlçesi çok daha iyi hizmetleri ve bu şekilde daha modern şartlarda bir ilçe görünümüne sahip olmayı hak ediyor. Taşıdığı özellikleri ve potansiyeli ile en güzel çevre şartlarında modern bir şehir olarak hizmetlerin alınmasını gerektiriyor. Bu hizmetlerde adım adım atılıyor. Gerek hükümetimizin sağladığı imkanlar, gerek Belediyemizin bütçesi içerisinde yapılan harcamalar sizlere doğrudan yansıyacak şekilde görümün arz ediyor. Bugünde çok önemli vatandaşlarımızın da bire bir kullanacağı yeşil alanlar ve meydan ile Bucak İlçesi daha da güzelleşiyor. Hayırlı olmasının temenni ediyor, emeği geçenlere tebrik ediyorum” dedi. Açılış sonrası park alanını gezerek incelemelerde bulunan Valimiz vatandaşlarla bir süre sohbet etti.

Vali Hasan Şıldak, açılışlar için gittiği Bucak İlçesinde son olarak Bucak Belediyesi’nin aşure dağıtımına katılarak, vatandaşlara aşure ikramında bulundu.

AK Parti Burdur İl Başkanlığı’nca, Burdur Gölü’ndeki buharlaşma ve gölün suyunun azalmasına dikkat çekmek için, göl kıyısında düzenlenen basın toplantısında , AK Parti Milletvekili Yasin Uğur basın mensuplarına açıklama yaptı.

Milletvekili Yasin Uğur basın açıklamasında Burdur Gölü’nün kuruması ve buharlaşması adına alınacak olan önlemler hakkında kamuoyunu bilgilendirdi. Burdur Gölü’nden alınacak suların yapılacak havuzlara dolduracağını daha sonra 1 yıl sürecek AR-GE çalışmalarıyla göl suyunun buharlaşma sebeplerinin istatistiklerle belirleneceğini söyledi.

AR-GE çalışmaları içerisinde yapılan 4 havuzun birinde buharlaşma oranının ne seviyede olduğunu tespit edileceğini bir diğer havuza kimyasallar katılarak buharlaşmanın ne ölçüde engellenebileceğinin belirleneceğini bir diğerinde de plastik toplarla buharlaşmanın önüne geçilip geçilemeyeceğinin tespit edileceğini bir diğerhavuzun üzerine koyulacak güneş paneliyle de göldeki buharlaşmanın ne ölçüde önlenebileceğinin anlaşılacağını belirtti.

Ak Parti Milletvekili Yasin Uğur gölün çekilmesiyle ilgili olarak Bahçeşehir Koleji altında yaptığı basın açıklamasında;

“Bütün dünyada kuraklıkla karşı karşıyayız. Son zamanlardaki küresel ısınma kaynaklı kuraklık bütün ülkeleri etkilemekte. Dolayısıyla ükemizde de kuraklıkla ilgili sorunlarımız var. İlimizde de gölümüzle alakalı bu konuda buharlaşmaya sebebiyet veren ve gölümüzü besleyen kaynaklarında yetersiz kalmasından birtakım problemler ortaya çıkıyor. Bu konuyarı işledikten sonra gölümüzle ilgili neler yapılabilir bunları değerlendirmemiz gerekiyor. Bizler bu konuda açıkça söylemek gerekirse hem ülkemiz hem de partimiz adına bu konularda dertliyiz. Bu işin halledilmesi içinde ciddi çalışmalar yapıyoruz. Bu bahsettiğimiz çalışmalarda şu an yanında bulunduğumuz 4 adet havuzun çalışmaları devam ediyor. Havuzun 1 tanesinin yapımı bitti diğerleri devam ediyor. Bu havuzlarla ilgili kısaca bilgi vermem gerekir ise gölümüzden alınacak su ile havuzumuzun birinde buharlaşma oranı ne kadar onu tespit edeceğiz. Diğerinde kimyasallar katarak buharlaşmayı ne kadar önleyebiliriz bunun istatistiği ortaya konulacak. Bir diğerinde plastik toplarla buharlaşmayı ne kadar önleyebiliriz o anlaşılacak. Diğerinde de güneş panelleriyle ne kadar engellenebilir bununla ilgili istatistik 1 yıl tutulacak. Çıkan veriler doğrultusunda nasıl bir önlem alınabilir onu araştıracağız.

Tabiki burada bizim bu projemizden ziyade gölümüzün neden beslenemediğiyle alakalı biliyorsunuz vahşi sulama diye bir tabir var ülkemizde. Tarımsal arazilerin vahşi sulanmasıyla ilgili şimdi 2002’den bu tarafa biz 221000 dekar alanın 167000 dekarını kapalı sistem sulamaya geçirmişiz. 24 adet projemiz var bu konuda. Sondajlar kurularak tarım arazilerinin vahşi bir şekilde sulanması yeraltındaki suların cekilmesine sebebiyet veriyor. Gölümüzde tabi ki yeraltı sularıyla besleniyor. Yazın buharlaşmayla birlikte gölde su kaybı oluyor. Yeraltındaki vahşi sulamayla birlikte su çekilince gölümüz beslenemiyor. Kapalı sistem sulamaya geçmeyen 55000 dekarın da çalışmaları devam ediyor. Bunun yanında arıtmayla ilgili şehirimizin acil bir şekilde biyolojik arıtmaya geçmesi gerekiyor. Bununla ilgili yapılan projenin onaylanması gerçekleşti. 11,5 milyon Euro miktarında bir kredi onaylaması kredi onaylaması İller Bank kanalıyla, Avrupa Yatırım Bankası aracılığıyla yapıldı. Biz Burdur Belediyesi’ndende hemen icraat bekliyoruz açıkçası. Bir projelendirme bekliyoruz. Çünkü 2016 yılında bu iş başlamıştı. 2018 yılında da revize edilerek tekrar onaylandı. Bu konuda da Burdur Belediyesi’de bir adım atarsa tabi biz mutlu oluruz. 

Bir diğer hususta Burdur Gölü’nü besleme kaynaklarıyla alakalı. Geçenlerde Burdur Valimiz ve Milltevekilleri olarak Bayram Bey ve ben Ankara’da birtakım görüşmeler yaptık. İlgili Genel Müdürlüğümüze gidip Eldere’nin suyunun en azından kışın belirli bir süre Burdur Gölü’ne aktarılması konsunda. Çünkü Eldere’nin bulunduğu mevkideki kot oranı 1100 metre civarlarında. Buradaki kotumuz 850 civarında. Kendi cazibesine gelmesi durumunda gölümüzü de en azından bu buharlaşmadan kaynaklanan kaybı desteklemek adına tekrardan kazanmak adına önemli olacaktır diye düşünüyorum. Onunla ilgili de genel müdürlükle görüşmeler yaptık. Bizler bu konunun takipçisiyiz. Bundan sonraki günlerde de hem milletvekilliğimiz olarak bu işlerimizi daha çok takip edeceğiz. Eldere’nin de farklı projelerle gündeme gelmesi adına çalışmalara devam edeceğiz. 

Burdur Gölü tüm Türkiye’de gündem haline getirmek adına da çalışmalar yapıyoruz. Biz Burdur’umuzu seviyoruz. Burdur Gölü’müzün kurumaması için elimizden gelen her gayreti gösteriyoruz. “ deyip bu konuyla ilgilenenlerin kendileri kadar gayret göstermesini temenni ettilerini dile getirdi. 

Hatice Dursun

 

Burdur Doğa Sporları kulübü üyeleri  ve doğaseverlerin, haftasonunu Uşak ve Ulubey’de dolu dolu yaşayarak geçirdikleri açıklandı;

21 Eylül Cuma günü Burdur’dan hareket eden katılımcılar Uşak’a ulaştılar.Uşak’ta Kent müzesi,Atatürk evi ve Uşak müzesini gezdiler.Uşak’ın tarihi ve Karun hazinesine ait eserler hakkında bilgi alan katılımcılar müzeleri hayranlıkla gezdiler.Aynı gün Ulubey’e geçen doğaseverler Kanyon başındaki Çamlıkta kamp kurarak geceyi burada geçirdiler.

Cumartesi sabahı Kanyon içine inerek,Kanyondaki pazaryeri ve Kaleyi gezerek kanyonu kuşbakışı izlediler.Daha sonra Cam balkona çıkarak boşlukta olma hissiyle kanyonun vahşi görüntüsünü izlediler.Akşam üzeri Blandus antik kentine giderek,burada tarihi kalıntıları ve Günbatımını izlediler.

Pazar sabahı araçla Avgan’a geçerek buradan Clandras vadisine inildi.Vadi içinde Banaz çayı boyunca çay kenarında yürüyerek Bakırali,Pepuza antik kenti,Kral yolu ve kırlangıç mağarasını gezerek Karahallı ilçesindeki Clandras köprüsüne ulaştılar.Burada buz gibi nehir kenarında çay içip 9 kilometrelik yürüyüşün yorgunluğunu atarak Burdur’a döndüler.

Slovakya’da gerçekleştirilen Dünya Gençler Güreş Şampiyonası’nda Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğrencisi, milli sporcu Arif Özen, serbest stil 86 kiloda altın madalya kazandı. 

Slovakya’nın Trnava kentinde düzenlenen Dünya Gençler Güreş Şampiyonası’na serbest stil 86 kiloda katılan Arif Özen, Rus rakibi Alik Shebzukhov ‘u çekişmeli geçen maçta (6-5) yendi ve 2. tura yükseldi. Bu turda ABD’li Leo John Dephez ‘i (6-1), çeyrek finalde de Gürcü Demur Megenıeshvılı ‘yi (11-0) sayı tuşuyla mağlup eden Özen, adını yarı finale yazdırdı. Güçlü rakibi İranlı Sayedfazıl Hashemıjoubarı ‘yi zorlu bir mücadele sonunda (4-3) yenerek finale yükselen milli sporcu, Hintli Dupiak Punıa ile altın madalya için güreşti. Şampiyonanın son gününde Arif Özen, final mücadelesinde Hintli Dupiak Punıa’yı 2-1 yenerek altın madalyanın sahibi oldu.

Geçtiğimiz ay İtalya’nın Başkenti Roma’da düzenlenen Avrupa Gençler Güreş Şampiyonası’nda da Avrupa Şampiyonu olan Arif Özen bu sefer Dünya Şampiyonu olarak hem MAKÜ’yü hem de ülkemizi gururlandırdı.

Rektör Prof. Dr. Adem Korkmaz yaptığı açıklamada “Arif, katıldığı yarışmada sadece üniversitemizi değil ülkemizi de temsil etti ve elde ettiği başarısından dolayı üniversitemize ve ülkemize büyük bir gurur yaşattı. MAKÜ’nün spora verdiği önemin ve spor alanında yaptığı yatırımların geri dönüşlerine böylesi başarılarla şahit olmak bize güç ve onur veriyor ve çalışmalarımıza hız kesmeden devam etmemizi sağlıyor. Öğrencimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” Dedi.

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri  Merkez Birliği Genel Başkanı Kamil Özcan basın açıklaması yayınlayarak;

Döviz kurundaki artışların yem hammadde fiyatlarını arttırdığını gerekçe gösteren yem sanayicisinin ortalama 48-50 TL’ye satmakta oldukları süt yemi çuvalının fiyatını bir yıl sonunda ortalama olarak 85-90 TL üzerinden satışa sunmalarının çiğ süt üreticisini oldukça zor durumda bıraktığını,  Bu süreçte köylünün sattığı sütle fabrika yemi alabilme gücünün % 32 gerileyerek, 1 litre çiğ süt ile alabildiği süt yemi miktarının 1,3 kg’dan 0,95 kg’a düştüğünü, 2008 yılında yaşanan krizde inek kesimlerinin 1 litre çiğ sütle alınan süt yemi miktarı 0,85-0,90 kg arasında gerçekleştiğini belirterek; Bu açıdan bugünkü gelinen 0,95 rakamı kritik bir durum olarak değerlendirilmektedir. Bu gelişme karşısında köylü önce fabrika yeminden kısarak sütü azaltarak üretimi devam ettirme yoluna gitmiş, maliyetlerin sürekli artmaya devam etmesi nedeniyle sağmal ve verimli ineklerin kesilmesi gündeme gelmiştir. Bu çerçevede son günlerde üreticilerin önemli bir kısmı inek kesimi için mezbahalardan gün almakta, almaya da devam etmektedir.” Dedi ve krizin en az zararla atlatılması ve üreticinin üretime küstürülmemesi için acilen alınması gereken tedbirleri sıraladı;

Son bir yıl içerisinde fabrika yemi fiyatı % 54,   mazot fiyatı %17, gübre fiyatı % 32-37,  marketlerde satılan kadar pek çok girdi fiyatında ciddi oranda artış meydana gelmiştir.  Bir yıllık süreçte çiğ süt üretici fiyatında sağlanan artış % 11 düzeyi ile girdi maliyet artışlarının gerisinde kalmıştır. Diğer taraftan sanayi tarafından işlenerek marketlerde satılan beyaz peynirin kg fiyatı % 22, tereyağın kg fiyatı %18 ve yoğurdun kg fiyatı % 44 artmıştır. Üreten köylü ve tüketicinin mağdur olduğu böyle bir ortamda kazanan kim olursa olsun, kaybeden köylü ve Türkiye’nin hayvansal üretimi olacaktır.

Bu tablo, yakın geçmişte yani 2008 yılında süt üreticisinin yaşadığı sıkıntılı dönem tekrar mı ediyor sorusunu akıllara getirmektedir.  2008 yılında girdi fiyatları ve kasaplık karkas fiyatları artarken çiğ süt fiyatında gerileme veya çok az artış meydana gelmiş ve bunun neticesinde yüz binlerce inek kasaplık olarak kestirmek zorunda kalınmıştır. O dönemde anaç sığır sayısındaki azalma 2009 yılından itibaren kasaplık hayvan arzını da önemli derecede etkilemiş ve tüketici et fiyatlarında ciddi bir artış yaşanmıştır. Piyasanın istikrarı açısından süt üretiminin stratejik bir konu olduğu ve sütte yaşanacak bir piyasa krizinin beraberinde et krizini de getireceği unutulmamalıdır.

Çiğ süt üreticisinin yaklaşık %98’i küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinden oluşmaktadır. Köyünde sınırlı geliri ile geçimini sağlamak zorunda olan üretici kesimi, yem başta olmak üzere girdi maliyetlerinin sürekli artışı karşısında sağmal ineklerinin bir bölümünü kestirerek daha az hayvanla işletmesini ayakta tutmaya çalışmaktadır. Daha da önemli tehlike köylüyü üretime küstürmektir. Zarar etmekten dolayı üretime küsen köylü bir daha üretime dönmemektedir. Günümüzdeki piyasa koşulları, üretici çocuklarını şehirlere göç etmekte ve asgari ücretli işlerde çalışarak yaşamlarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Uzun vadede bu durum Türkiye’nin gıda güvenliği açısından bir risk olarak değerlendirilmektedir.

Temmuz ayında yetiştirici ve sanayici kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirilen çiğ süt sektör toplantısında üretici eline geçecek çiğ referans süt fiyatı 1,70 TL olarak belirlenmiş ve bu sonuç Bakanlığın yanı sıra toplantıya katılan taraflarca da ilan edilmiştir. Buna rağmen sanayicilerin birçoğu referans fiyatı dikkate almak bir tarafa 1,20 TL’ye kadar düşük fiyattan çiğ süt alımı yapmaya devam etmiştir.

Çiğ sütün litresinin üretim maliyeti, 10 baş ineğe sahip bir aile işletme için 2,01 TL’dir. Ülkemizdeki işletmelerin % 98 den fazlasının aile işletmesi ve üretmiş olduğu çiğ sütü sanayiciye ortalama olarak 1,55’den sattığı dikkate alındığında sıkıntının ciddi boyutta olduğu görülmektedir.

Uluslararası karşılaştırmada da Dünya’da en ucuz çiğ sütün Türkiye’de olduğu görülmektedir. Ağustos ayı itibariyle çiğ sütün ortalama çiftlik satış fiyatı ABD’de 29 Euro cent, Avrupa Birliği ülkeleri ortalaması 35,4 Euro cent civarında iken, Türkiye’de çiğ sütün üretici fiyatı 20 Euro cent düzeyinde kalmıştır.

Döviz kurundaki artışların yem hammadde fiyatlarını arttırdığını gerekçe gösteren yem sanayicisi ortalama 48-50 TL’ye satmakta oldukları süt yemi çuvalının fiyatını bir yılsonunda ortalama olarak 85-90 TL üzerinden satışa sunmaları çiğ süt üreticisini oldukça zor durumda bırakmıştır. Bu süreçte köylünün sattığı sütle fabrika yemi alabilme gücü % 32 gerileyerek, 1 litre çiğ süt ile alabildiği süt yemi miktarı 1,3 kg’dan 0,95 kg’a düşmüştür. 2008 yılında yaşanan krizde inek kesimleri 1 litre çiğ sütle alınan süt yemi miktarı 0,85-0,90 kg arasında gerçekleşmiştir. Bu açıdan bugünkü gelinen 0,95 rakamı kritik bir durum olarak değerlendirilmektedir.

Bu gelişme karşısında köylü önce fabrika yeminden kısarak sütü azaltarak üretimi devam ettirme yoluna gitmiş, maliyetlerin sürekli artmaya devam etmesi nedeniyle sağmal ve verimli ineklerin kesilmesi gündeme gelmiştir. Bu çerçevede son günlerde üreticilerin önemli bir kısmı inek kesimi için mezbahalardan gün almakta, almaya da devam etmektedir.

Krizin en az zararla atlatılması ve üreticinin üretime küstürülmemesi için acilen alınması gereken tedbirleri şu şekilde sıralayabiliriz.

• Çiğ sütün maliyeti ile satış fiyatı arasında oluşan üretici zararı destekleme ile telafi edilmeye devam edilmelidir. En kısa sürede yetiştiricinin 2018 yılı için beklenti içinde oldukları desteklemelerin ödenmesi büyük önem arz etmektedir.

• Çiğ süt arzının arttığı dönemlerde süt tozu müdahale alımlarına devam edilmelidir. Süt tozu dışında peynir vb. gibi ürünlere işlemeyi de kapsayacak şekilde müdahale alımının çerçevesi genişletilmelidir.

• Çiğ süt piyasa fiyat oluşumunda çiğ süt / fabrika yemi paritesinin asgari 1,3 olması sağlanmalıdır. 

• Ülkenin çiğ süt üretimi dönemler itibariyle Et ve Süt Kurumu tarafından izlenerek, arz durumuna göre gerekirse süt ürünleri ithalatı yasaklanmalıdır.

• Üretim fazlası çiğ sütün süt tozu dışında mamul şeklinde ihraç edilebilmesi için gereken tedbirler alınmalıdır.

• Haksız rekabetin önlenmesi açısından karma yem piyasasının regülâsyonu konusunda Bakanlık düzenleyici olarak Toprak Mahsulleri Ofisini (TMO) devreye sokmalı ve kurumsal yetkisi arttırılmalıdır.

• TMO aracılığıyla küçük ve orta ölçekli üreticilere belirli kota üzerinden arpa, buğday, mısır vs. gibi yem hammaddeleri ucuza temin edilerek üreticinin kendi yemini kendisinin yapması sağlanmalıdır.

• Girdi maliyetleri ve piyasa durumu göz önüne alınarak çiğ süt ve fabrika yem fiyatlarının üreticinin güven duyacağı süre için sabitlenmesi sağlanarak, piyasa istikrarı oluşturulmalıdır.

• Çiğ sütün üretici örgütleri tarafından süt ürünlerine işlenmesi konusu teşvik edilmelidir.

• Sürü büyüklüğünün korunması açısından damızlık olarak yetiştirilen ve sürüde tutulan anaç ineklere sürü koruma desteği ödemesi büyük önem taşımaktadır.

• Yurt içi damızlık ticaretinin canlandırılması ve üreticilerin yetiştirdikleri damızlıklardan da para kazanmalarının sağlanması ve damızlıkların kesime gitmesinin önlenmesi için damızlık belgeli gebe düve desteğinin de acilen uygulamaya konulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

• Soya ve mısır gibi karma yem için çok önemli olan yem hammaddelerinin Türkiye’de veya üçüncü dünya ülkelerinde üretimi konusu özendirilmelidir.

• Kaba yem üretiminin arttırılması için uygulanan tedbirlere geliştirerek devam edilmelidir. Atıl durumda ve parçalı arazilerin yem bitkisi üretimi amaçlı olarak üretici örgütleri (birlik, kooperatif) aracılığı ile değerlendirilmesi sağlanmalı, üretici örgütleri aracılığıyla sözleşmeli usulde yem bitkisi üretimi ve tedariki teşvik edilmelidir.

• Islah edilmiş mera varlığının attırılması için yapılan projelere ihtiyaç duyulan bütçe aktarılmalıdır. Ayrıca atıl durumdaki meraların değerlendirilmesi için gereken tedbirler alınmalıdır.

Kamil  ÖZCAN

Genel Başkan

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri   

Merkez Birliği

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz Salı Pazarı’nda Muharrem Ayı geleneğince vatandaşlara aşure ikram etti. Hazırlanan 3000 kişilik aşure halka dağıtıldı. Vatandaşlar Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz’e aşure ikramlarından dolayı teşekkürlerini iletti.

Aşure dağıtımı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevaplayan Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, son günlerde gündemde yer alan Burdur Gölü kuruması tehlikesini ilişkin açıklamada bulundu. 

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz Salı Pazarı’nda düzenlenen aşure dağıtımı esnasında yaptığı açıklamada;

“Muharrem ayı nedeniyle bugün Salı Pazarı’nda vatandaşımızla buluşarak aşure dağıtmak istedik. Aşure bolluğun, bereketin, paylaşmanın ve kardeşçe yaşayabilmenin bir göstergesidir. Salı Pazarı’nda aşuremizi yaptık, paylaştık, dağıttık. Vatandaşımızın yüzünü güldürüp, onların hayır duasını almaya çalıştık. Umuyorum istediğimiz gibi olur. Daha barış içerisinde bir dünyayı hep birlikte yaratabiliriz. Aslında işin temeline bakıldığı zaman bu tür kavgaları nedeni insanca paylaşamamaktan, paylaşmanın ve paylaşmanın tarafı olduğumu her fırsatta söyledim. Türkiye başta olmak üzere tüm İslam aleminin coğrafyasının Muharrem ayını  tebrik ediyorum.” Dedi. 

Aşure dağıtımının ardından Burdur Gölü çekilmesiyle ilgili basın mensuplarının sorularını da cevaplayan Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz;

“Öncelikle ülke gündemine oturan ve geldiğimiz ilk günden itibaren Burdur Gölü için yaptığımız açıklamalar ülke gündeminde ses getirdi. Burdur Gölü’nün çığlığını bu sefer duyurabildi diye düşünüyorum. Tabi göreve başladığımız gün itibariyle bizden önceki süreçte de yerel yönetimlerin çabası Burdur Gölü’nün kuruduğuna dair birtakım saptamaları ve birtakım önlemlerin alınması gerektiğini her fırsatta söylediğini biliyoruz. Ama biz ‘Göl yoksa Burdur yok’ sloganını daha güçlü tutarak ve Burdur halkının dahi umudunu kestiği Burdur Gölü’yle öncelikle Burdur halkını buluşturarak başlattığımız çalışmalarla, yaptığımız festivallerle, yaptığımız etkinliklerle kimi zaman yaptığımız çalıştaylarla ve Orman Bakın Sayın Veysel Eroğlu’nun ziyaretinde bu konuyu gündeme getirerek, bakanlık gündemine getirilmesini sağlayarak biz Burdur Gölü’yle ilgili bugüne kadar yapılması gereken kendi adımıza bütün çalışmaları yaptık. Yetti mi yetmedi. Bizim açımızdan yaptığımız çalışmaların karşılığı ilgili bakanlıkların, ilgili kurumların ve üzerine ödev verilmiş kurum ve kuruluşların ödevini yerine getirmesi halinde çalışmamız yeterli çabaya ulaşacaktı. 

Şimdi dün AK Parti İl Başkanı Volkan Mengi ve Milletvekili Yasin Uğur gölün çekilmesiyle ilgili bir açıklama yapmış. Evet bir araya gelmeyi talep ediyor. Yani birlikte bir şeyler yapılmasını ve Burdur Gölü için ortak çaba harcanması gerektiğini söylüyor. Bu konuda teşekkür ediyorum. Şundan dolayı nihayet sesimizi duyup, bu göl kol kola girmemiz gerektiğini anladılar. Bu göl sadece Burdur Belediyesi’nin uktesinde olan bir göl değil. Bu göl ne şu anki mevcut 85000 yurttaşımızın gölü ne bizden önceki bu şehirde yaşayan insanların gölüydü. Ne de bizden sonraki yaşayacak olan gençlerin ve çocukların gölü olacak. Burdur var olduğu sürece kalmak zorunda olan bir su kütlesi. Bir kere bunun altnı çizmek istiyorum. Bu göl sadece burada yaşayan, yaşamış veya yaşayacak insanların değil 300000’in üzerinde göçmen kuşa ev sahipliği yapan endemik hayvan ve bitki türlerinin gelişmesine ve yaşamasına olanak sağlayan bir doğa güzelliği. Biz bunun kaybedilmemesi için çalışıyoruz. Yaptığımız çalıştaylarda kurumlara birtakım ödevler verildi. Buranın altını çizmek istiyorum. Bu ödevler iki ana başlıkta toplandı. Birincisi Burdur Gölü’nün kirliliğinin önlenmesi bir diğeri ise Burdur Gölü’nün kurumasının önlenmesi. Kirliliğinin önlenmesinde Burdur Belediyesi’ne ve Burdur Gölü mücavir alanına düşen önemli görevler öncelikle Organize Sanayi Bölgeleri, Burdur Gölü’ne kıyı ve komşu olan yerleşim birimlerinin atık sularının arındırılarak Burdur Gölü’ne kavuşturulmasıydı. Burdur’da mevcut biyolojik arıtmanın da proses olarak ileri biyolojik arıtmaya geçilmesiyle ilgili zaten çalışmalarımızı başlatmıştık. Haliyle yetmeyen kuzey rüzgarlarıyla sürekli kenti kokutan bu arıtmanın yetersiz olduğunu en başında söylemiş ve bunun için çalışmamızı başlatmıştık. Dün basın açıklamasında ilimiz milletvekili Sayın Yasin Uğur’un büyük ihtimalle yetersiz bigisinden ya da yeteri kadar kendilerine bilgi verilmemesinden kaynaklanan bir yanlış bilgi aktarımı oldu. 2016 Haziran ayında Avrup Yatırım Bankası’yla Burdur Belediyesi4ni temsilen ve Burdur Belediye Meclisi tarafından yetkilendirilerek gittiğim imzada Avrupa Yatırım Bankası’nın 11 Milyon 500 bin EURO’luk kredi başvurumuzu yaparaka onayını sağladık. Ancak İlbank ve Avrupa Yatırım Bankası arasındaki uyuşmazlık neticesinde 2,5 yıldır prosesini hazırladığımız, yaklaşık maliyetlerini hesap ettiğimiz ve geçtiğimiz aylarda yeni bir meclis kararıyla alt kredi sözleşmesinin revize ettiğimiz Avrupa Yatırım Bankası Kredisi ilimiz milletvekili Bayram Bey’e defalarca iletmeme rağmen malesef İlbank üzerinden serbest bırakılmadı. Ya da İlbank ile birlikte ortak bir proje geliştirilerek bu çalışma sağlanmadı. Bu konuda İl Başkanı ve Milletvekili arkadaşımız ilimiz milletvekili bu konuda eksik bilgilendirilmiştir ve biraz önce bir twitter attım Ak Parti iki güçlü milletvekiliyle ilimizi temsil etmektedir. 16 yıllık tecrübeli milletvekilimiz her tümcesinde bütün bakanlıklada bütün bürokratlarla iyi ilişkileri olduğunu ifade etmektedir. Gönlümüzden geçen kent merkezinin o güzel gölüne katkı verecekse öncelikle İlbank’la kredi sözleşmemizi bugüne kadar sonuçlanmayan şeklini bir an evvel sonuçlandırmasıdır. Öncelikli talebimiz budur. Burdur Gölü’nün iki alt başlıkta sorunu olan Burdur Gölü’ne ulaştırılması gereken taze su kaynağını ve Burdur Gölü tabanından sondajlarla çekilen suların kontrol altına alınmasını ve tarım ve hayvancılık politikalarının gözden geçirilmesini ve Burdur Gölü Havzası’nda yapılan ekim dikimin yeniden değerlendirerek daha az su çeken bitkilerin dikimine-ekimine izin verilmesini ve Burdur Gölü civarında bulunan tüm barajların hak olan Burdur Gölü su hakkını belli zaman aralıklarında Burdur Gölü’ne kazandırılmasının sağlanmasını bir kez daha kamuoyu önünde bir kez daha yüksek sese talep ediyoruz.

Ülke gündeminde bu mevzu gündeme gelince birtakım açıklamalar yapılıyor. Bunların tamamının iyi niyetli olduğunu kabul ederek teşvik-i mesaiye, işbirliğine açık olduğumuzu, bize bu konuda ne ödev düşüyorsa elimizden geleni yapacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Konunun sadece basın açıklamalarıyla takipçisi olumaması gerektiğini ve basın açıklamasıyla geçiştirilmesine izin vermeyeceğimizi Burdur sivil toplumunu ve sivil iradesini tüm Burdur halkının da takipçisi olacağını bilerek son sözlerimi söylemek istiyorum.” Değerlendirmesi yaptı.    

 

26 Eylül 2018 - Çarşamba - Burdur Gazetesi

9 Temmuz 2013 tarihinde “Kara Karakuyu Gölü’nden Burdur Gölü’ne cansuyu” başlığıyla yayınladığımız haberden 5 yıl sonra, “Karakuyu Gölü daha yeni keşfedilmiş  ve Karakuyu Gölü’nden Burdur Gölüne su getirilmesi artık mümkünmüş” gibi açıklamalar yapılıyor.

Halbu ki; daha önce Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde görev yapmakta iken, daha sonra Şeyh Edebali Üniversitesi’nde görev alan Prof. Dr. Nurfettin Kahraman, yıllarca Burdur Gölü’ne su sağlanması hususunda çalışmalar yapmış ve Karakuyu Gölü ile Burdur Gölü arasındaki kot farkı nın sağlayacağı avantajla, Karakuyu Gölü’nden Burdur Gölü’ne kendi akışı, cazibe ile su getirilebileceğini, bilimsel verilerle ortaya koymuş, gazetemize yaptığı açıklamalarla bunu kamuoyuna duyurmuştu; 

Göle Hayat Derneği ve Göle Yas Belgeseli’nin bilim kurulunda yer alan Prof. Dr. İskender Gülle, yıllardır yaptığı bilimsel araştırmalarla, Burdur Gölü’nün kurumasına neden olan faktörleri ve gölün kurtarılması için yapılması gereken çalışmaları sürdürmekte ve gazetemize yaptığı açıklamalarda bu konuyu gündeme getirmekte.

Burdur Gazetesi 15 yılı aşkın zamandır Burdur Gölü’nün kirletilmesi ve kurumasına dikkat çeken haberler yapmakta.

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, göreve geldiğinden bu yana, sürekli olarak Burdur Gölü’ndeki kurumaya dikkat çeken açıklamalar yaptı. düzenlediği pek çok sanatsal ve sportif etkinliklerle, Burdur Gölü’ndeki kurumayı Şehir ve Ülke gündemine getirdi. Halen bu çalışmalarını etkin bir şekilde sürdürüyor.

2013 yılından bu yana faaliyette Burdur Gölü’ne Hayat Verelim Derneği’nce yapılan kitlesel etkinliklerle konu, Ülke ve Dünya gündemine taşındı. Yaklaşık 3 yıllık bir çalışma ile Göle Hayat Derneği Kurucu Başkanı, Yönetmen Mehmet Şafak Türkel tarafından yapımı tamanlanan “Göle Yas” belgeseli ile Burdur Gölü’nün kuruması tehlikesine, yurt dışında ve yurt içinde dikkat çekildi. Bu çalışmalarla, 1 Milyon kişinin bu duyarlılığa ortak olması sağlandı.

Yıllardır süren bu çalışmalar, halen, Burdur Gölü’nün kuruması konusunun, ülke gündemine girmesinin sağlanmasında alt yapıyı oluşturdu.

Dileriz; Burdur Gölü’nün kurumasına dikkat çeken gazete ve televizyonlar haberleri konuya duyarlılığın sürekliliğini sağlayabilir.

Ve yine dileriz, siyasilerin Burdur Gölü’ne Karakuyu Gölü’nden su sağlanması hususunda yaptıkları açıklamalar; siyasi, popülist söylemler olarak kalmaz. Burdur Gölü’ne, Karakuyu Gölü’nden su sağlanması,  Burdur Gölü’nün kuruması ve kirlenmesine etki eden sebeplerin ortadan kaldırılmasına yönelik somut adımlar, en kısa zamanda atılır.

Karakuyu Gölü’nden Burdur Gölü’ne cansuyu 

Burdur Gölü su seviyesindeki düşüşler ve çözüm önerileri

Burdur’da görev yaptığı yıllarda Burdur Gölü ve çevresinde araştırmalar yapan ve halen Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi olan Doç. Dr. Nurfettin Kahraman Burdur Gölü’ndeki su seviyesindeki düşüşlere dair çözüm önerileri geliştirdi. Doç. Dr. Kahraman Karakuyu Gölü’nden Burdur Gölüne su aktarımı yapılmasını öneriyor. Bu öneri gerçekleştirilebilirse çekilerek ölüme giden Burdur Gölü için bir anlamda Karakuyu Gölü’nden Burdur Gölü’ne cansuyu sağlanmış olacak;

Artan dünya nüfusu, gelişen teknolojiye paralel olarak hayat seviyesinin yükselmesi tatlı su kaynaklarına olan talebi tahminlerinde ötesinde arttırmıştır. Özellikle suyun yetersiz olduğu bölgelerde, bu talebin ülkeler veya toplumlararası sıcak çatışmalara yolaçması, artık sıradan sebep olarak algılanabilmektedir.

1970’li yıllara gelinceye kadar ülkemiz tatlı su rezervleri açısından, Norveç ve Sovyetler Birliği’nden sonra, Avrupa’da üçüncü zengin ülke olarak kabul edilmekteydi. Bugün, böyle bir durumdan bahsetmek güç olmakla birlikte; Türkiye, şimdilik kendine yeter bir durumda görülmektedir.

Orta Doğu gibi kurak bir coğrafyanın parçası olmak, ama aynı zamanda su zengini bir ülke olmak şanstır. Fakat mevcut su kaynaklarımızın ülke içinde dağılışı, bütün dünyada olduğu gibi son derece düzensizdir. Öyle ki; insanlar Anadolu’nun iç kesimlerinde kurak dönemlerin aşılması için yağmur dualarına çıkarken Doğu Karadeniz’in denize bakan dağ yamaçlarında “güneş duaları” yapılabilmektedir!..

Su kaynaklarının gelecekte dünya nüfusunun ihtiyacını ne oranda karşılayacağı konusunda ortaya konan en iyimser görüşlerde dahi karamsarlıklar vardır. Bu nedenle suyun kullanımı konusunda erken harekete geçen, su kaynaklarını en gerçekçi biçimde değerlendiren ülkeler, gelecekte su kıtlığından doğacak ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarını en kolay şekilde aşmaya aday ülkeler olacaklardır.

Orta Doğu coğrafyasında su, tarihin bilinen çağlarından beri insan hayatını en derin şekilde etkileyen doğal unsur oldu. Bu coğrafyanın sakinleri olan Sami topluluklarında, su yasaları anlamına gelen “Şeriat kanunları”, ağırlıklı olarak suyun kullanımı üzerine düzenlemelerden oluşmaktadır. Söz konusu ülkelerde halen bu yasalar, suyun kullanımını geleneksel olarak belirlemektedir.

21. asrın başlarında olduğumuz bir zamanda dünyada üzerinde en fazla durulan konulardan biri “küresel ısınma” konusudur. Küresel ısınmanın kaçınılmaz şekilde dünyamızı etkisi altına aldığını belirten uzmanlara göre, atmosferimizde sıcaklık değerleri giderek artarken, buna paralel şekilde buharlaşma ve buzulların erimesi hızlanacaktır. Sonuçta yükselen deniz seviyesi, kuruyan su kaynakları, kum arenalarına dönüşen bir zamanların verimi yüksek tarım alanları ile dünya yaşanılması zor bir uzay cismi haline dönüşecektir. Belirtilen karamsar görüşler, ülkeleri, yerel yönetimleri, en küçük insan topluluklarını dahi bu karamsar tablonun ortaya koyduğu yaşam koşullarına hazırlamaya yönelik tedbirler peşinde koşmaya zorlamaktadır.

Amerikan Uzay Dairesi (NASA)’nin geleceğin dünya iklimi konusunda ortaya koyduğu tahminlere göre Anadolu’da çölleşme, Güneybatı Anadolu’dan başlamak üzere yayılma gösterecektir. Tahminler ne derece doğrudur konusu tartışılabilir ama Anadolu’nun bu kesimindeki en büyük kapalı havza olan Burdur havzasının tabanını kaplayan Burdur Gölü, sözü edilen tahminleri doğrularcasına son kırk yılı aşan bir zamandır süratli bir çekilme göstermektedir.

Burdur Havzası, Üst Miyosen’de başlayan genç tektonik hareketlerle çek-ayır tipi bir havza olarak belirmiş, jeomorfolojik gelişim süreci boyunca da günümüzdeki şeklini almıştır. Göl, bu havzanın Alt Kuvaterner’de kuzeydoğu kesiminin aynı tektonik mekanizmaya bağlı olarak çökmesi sonucu oluşmuştur.

Kendine özgü bir su ekosistemi olan Burdur Gölü, ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki dünyaca ünlü Mono Gölü ile yarışabilecek özelliklere sahip olmakla birlikte, hiçbir zaman onun kadar şanslı olamadı. Gölde 1960 yılı başlarından itibaren DSİ Burdur Şube Müdürlüğü tarafından su seviyesi ölçümleri yapılmaktadır. O tarihten günümüze kadar geçen zaman içinde, göl en yüksek seviyesine 1970 yılı Mayıs ayında 857.44 m ile ulaşmış, bu tarihten itibaren de sürekli düşüş göstererek 2012 yılı Eylül ayında, 842.87 m seviyesine inmiştir.

Burdur Gölü, oligotrofik (besin bakımından yetersiz) göllere örnek oluşturur. Bu nedenle göl suyunda yaşayan tür ve bu türlerin popülasyonu sayıca azdır. Dışa akışı olmadığı için su döngüsü, sızma ve buharlaşma yolu ile gerçekleşir. Bu nedenle göl suyunda tuzluluk oranı yüksektir. Suyu, litrede 22 gr çözünmüş madde içerir. Çözünmüş maddeler arasında klorürler, sülfat ve karbonatlar yanında eser miktarda da olsa arsenik bulunur. Son yıllarda tarımsal sulamadan gelen kirleticilerle birlikte, şehir ve sanayi atık suları ile de aşırı ölçüde kirlenmeye uğramıştır.

Göldeki su seviyesi, yağışlı dönemlerde yükselme, kurak dönemlerde ise çekilme gösterir. Çekilmeyi takip eden her yükselme devresi sonunda, genellikle göl su seviyesi, bir önceki yükselme seviyesine ulaşamamaktadır. Bu yükselme ve çekilmelere bağlı olarak göl kıyı çizgisinin duraysızlığı, kıyı kuşağında yaşayan canlı türleri için ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Kıyıdaki sığ sularda tutunmaya çalışan bitkiler, kök ve destek sistemleri gelişmemiş zayıf türlerdir. Suyun çekilmesi durumunda, yaşamsal fonksiyonları zarar görmektedir. Bu bakımdan gölün su seviyesinde meydana gelen değişmeler, bu bitkiler ve onlara bağlı hayat süren türlerin geleceğini tehdit etmektedir.

Burdur Gölü’nde, göl ekosisteminin devamlılığı için bazı projeler uygulanmış olmasına rağmen, bugüne değin havza içi çözümler sunan bu projelerden olumlu bir sonuç alınamamıştır. Burdur Gölü’nün görünürdeki sorunu, yeterli beslenememesidir.

Burdur Gölü’nde kırk yılı aşan bir süredir görülen su seviyesindeki çekilmeler, 1990’lı yılların başlarından beri hızlanmıştır. Su çekilmeleri, göl ekosisteminde bozulma ve kıyı kuşağındaki tuzlanma başta olmak üzere birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu ve benzeri sorunlara çözüm bulabilmek için bugüne kadar ortaya konan görüşlerin tamamı, havza içi çözümler önermektedir. Neolitik dönemden beri tarımsal üretime ve yerleşmeye açılmış olan havzanın sorunları da kendi içinde, doğal dengenin bozulmasından kaynaklanmıştır. Havzadaki yerleşmeler, tarımsal üretim alanları yanında, sanayi, ulaşım, su tesisleri gibi yapılan birçok yatırım yüzünden alınabilecek havza içi önlemler sınırlı kalacaktır. Mevcut durum gözönüne alınarak; Burdur Gölü’nün havza dışı bir çözümle sürdürülebilir bir ekosistem haline getirilebileceğini düşünmekteyiz.

Havza dışı olarak ifade ettiğimiz çözüm önerisi; Burdur Gölü’nün 26 km kadar kuzeyinde yeralan Karakuyu Gölü (yükseltisi 1009 m)’nden Burdur Gölü (yükseltisi 850 m)’ne aradaki kot farkından yararlanarak su aktarılması önerisidir. Karakuyu Gölü’nden Burdur Gölü’ne su isale hattı oluşturarak su akıtılması aslında çok yönlülük içeren bir proje haline de dönüştürülebilir. Başta Burdur Gölü’nün beslenmesi olmak üzere, elektrik üretimi, deprem veya diğer doğal afet durumlarında Burdur şehir merkezinin su ihtiyacı karşılanabilir. Böyle bir su isale hattı, yapım aşaması dışında herhangi bir enerji sarfiyatına da gerek olmadan çalışabilecektir.

Bu proje yanında zaman geçirilmeden havza içinde alınacak önlemlerle, jeolojik-jeomorfolojik-hidrografik bakımdan dünyada özel bir göl ekosistemi olan Burdur Gölü kurtarılmalıdır.

BURDUR VE KARAKUYU GÖL HAVZALARININ GENEL JEOMORFOLOJİK-HİDROGRAFİK ÖZELLİKLERİ

Burdur ve Karakuyu göllerinin bulunduğu havzalar, bölgeyi etkileyen genç tektonik hareketler sonucu ortaya çıkmış çöküntü alanlarıdır. Bu çöküntü sahalarının biçimlenmesinde karstik süreçler, az da olsa etkili olmuştur.

Burdur Gölü’nün yerleştiği havza Kuvaterner boyunca subsidans (bir yandan tabanı çöken diğer yandan da alüvyal dolgulanmaya uğrayan) göstermiş, buna bağlı olarak göl seviyesi giderek alçalmıştır. Göl havzasının önemli oranda sedimentasyona uğramasına rağmen dolarak ortadan kalkmamasında, bu subsidansın rolü vardır. Burdur Gölü çanağı, doğu tarafından akifer oluşturmaya uygun olmayan Pliyosen göl depolarından meydana gelen yamaçlarla kuşatılmıştır.

Havzayı batıdan kuşatan Söğüt Dağları’nın ofiolitlerden, Eosen fliş serilerinden ve Oligo-Miyosen yaşlı konglomeralardan oluşan yamaçlarının hiçbir yerinde Senir kasabasının batısındaki Koca Pınar kaynağı dışında yüksek akımlı su kaynağı bulunmamaktadır. Burdur Gölü kıyısına yakın bir noktadan çıkan Koca Pınar kaynağından da, tektonik ve litolojik bakımdan riskler gözönüne alınmadan Burdur şehir suyu sağlanmaya çalışılmaktadır.

Kuzeydoğu kesimde de jeolojik-tektonik yapı, benzer bir durum ortaya koyar. Barla Dağı’nın batı uzantılarını yararak Burdur Havzası’na inen Yortmadere vadisinin batı yamaçlarındaki birbirine yakın noktalarda çıkan nispeten güçlü iki kaynak, geçmişte kükürt işletmelerinin, bu işletmelerin kapatılmasından sonra da Keçiborlu göletinin su ihtiyacını karşılamaktadır.

Burdur Kuvaterner havzası, güneybatısındaki Karaçal Boğazı ile Tefenni Havzası’na bağlanır. Tefenni havzasından belirtilen boğazı takiben gelen Bozçay, Burdur Gölü’nü besleyen en önemli akarsudur. Fakat Karaçal Boğazı’nda kurulan barajla birlikte, gölün bu kesimden beslenmesi de artık mümkün olmayacaktır.

Karakuyu Gölü, Dombayova’nın orta kesimlerine isabet eden bir konumda bulunmaktadır. Dombayova, Sandıklı Ovası’nın güney kesiminin genç tektonik hareketlerle çökmesi sonucu meydana gelmiştir. Bu iki depresyonu birbirinden ayıran eşik hattı, Dinar ve Sandıklı ilçe sınırlarını takibeder. Dombayova düzlükleri güneye doğru giderek daralır ve Keçiborlu kuzeyinde bir eşik hattı ile Burdur havzasından ayrılır. Bu eşik hattının batı kesiminde asılı bir vadi oluğu bulunur. Günümüzde kara ve demiryolunun takibettiği adı geçen vadi oluğunun tabanının yükseltisi, 1108 - 1110 m arasındadır. Vadinin doğu yamacının üst kesimleri ile tabanı arasında da yaklaşık 30 metreden fazla yükselti farkı vardır. Çevrede böyle bir vadiyi açacak herhangi bir akarsu yoktur. Vadi yamaçlarının alt seviyelerinde bulunan seki dolguları da, bu vadi oluğunun Kuvaterner (4.Zaman) içerisinde bir akarsu tarafından kullanıldığını işaret etmektedir. Bu bakımdan yukarıda belirttiğimiz tektonik çökmeler öncesinde, Dombayova’nın sularının bu vadi oluğunu takip ederek Burdur Gölü’ne aktığı anlaşılmaktadır. Belirtilen çökmelerin son evrelerine ait fay dikliklerine isabet eden izler, Dombayova’yı doğudan sınırlandıran yamaçların Uluköy, Akça, Burunkaya ve İncesu köylerinin doğusundaki yamaçlarda net şekilde takip edilir. Akçaköy doğusundaki sırtlarda sözkonusu faya bağlı olarak volkanik bir kül konisi de oluşmuştur.

Karakuyu Gölü çevresinde, gölün eski seviyelerine ait seki oluşumları gözlenmemiştir. Bu durum gölün Kuvaterner içinde oluştuğunu ve bu oluşumu takibeden devrelerde, herhangi bir seviye değişikliği yapmadığını gösterir. Dombayova depresyonu batıdan Akdağ kütlesi ile sınırlanır. Karakuyu Gölü çevresi D.S.İ. tarafından setlenmeden önce, bu dağın yamaçları altında oluşan çok sayıda düdenden batan sular, Akdağ’ın Dinar oluğuna bakan batı yamaçları altındaki voklüzlerden çıkmaktadır. Bu kaynakların en önemlisi, Dinar ilçe merkezi gerisindeki yamaçtaki Suçıkan kaynağıdır.

BURDUR GÖLÜ’NÜN SU SEVİYESİNDEKİ DÜŞÜŞLERİN SEBEPLERİ

a. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Burdur Gölü’nün yerleştiği havza tabanının subsidansla çöküşüne bağlı olarak, gölün oluşumundan beri su seviyesinde düşüşler meydana gelmektedir. Göl çevresindeki eski izlerden takip edildiğine göre; çekilme devreleri arasında, su seviyesinde yükselmelerin de meydana geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim gölün güneybatısında Pamuklu Düzü ile Karakent köyü arasında, kıyı hattı üzerindeki Beşiktaş kayalığında bulunan Roma Dönemi kaya mezarı, gölün 1970’li yıllardaki seviyesine göre sular altında kalmıştır. Sözkonusu mezar, İlyas Köyü yakınlarındaki Antik Dönem şehri ile aynı dönemde yani miladi yılların başlangıç devrelerinde yapılmış olmalıdır.

b. Burdur kapalı havzasını kuşatan dağ yamaçlarından kaynaklarını alan ve gölü besleyen akarsular üzerinde kurulan sulama amaçlı baraj ve göletler, gölün yeterli düzeyde beslenmesine engel olmaktadır. Burdur havzası akarsuları üzerinde kurulmuş olan 19 baraj ve gölette tutulan toplam su miktarı, yaklaşık 202 hm tür.

c. Burdur havzasında açılan aşırı ve kontrolsuz sondajlarla çekilen yeraltı suları, geleneksel yöntemlerle sulama suyu olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle yeraltında buharlaşma ile kayba uğramayan bu sular, yüzeye çıkarıldığında buharlaşmaya daha fazla oranda katılmaktadır. Burdur havzasında sondajla çekilen yıllık toplam su miktarının sağlıklı şekilde ifade edilebilmesi için sondaj sayısının ve bunlardan çekilen su miktarının bilinmesi gerekir. Bu konuda tahmini miktar yılda 42 hm civarındadır. Sondajla çekilen suların yerini, Burdur Gölü’nden sızma ile yeraltı akiferlerine intikal eden sular almaktadır. Gölün bu yolla su kaybı, yıllık 30 hm tür.

Burdur havzasında sondaj sularından yararlanma kaçınılmazdır. Şehrin içme ve kullanma suları dahi, uzun yıllardır İnsuyu Mağarası önlerindeki Çine Ovası’nda açılan sondajlardan sağlanmaktadır. Tarımsal sulamada da sondaj suları, önemli bir açığı kapatmaktadır.

Sondajlarla aşırı oranda yeraltı suyunun çekilmesi, havzada yeraltı su tablasının daha derinlere inmesine sebep olmuş, bu durum su kaynaklarının kurumasına yolaçmıştır. Bunun pek çok örneği vardır. Özellikle güneybatıda Soğanlı Sivrisi altındaki HS’li suları cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılan Kokar Pınar, bu gelişmelerin kurbanı olarak ne yazık ki tamamen kurumuştur.

d. Havza içinde farklı yükseltilerde doğal sebeplerle oluşmuş sulak alanların zaman içinde doğal veya beşeri yollarla kurutulması, havzada su sorununun doğmasında önemli bir rol oynamıştır. Örneğin; havzanın doğusundaki İnsuyu Mağarası önlerinde Çine Ovası düzlüklerini geçmişte kaplayan göl oluşumları (1200 m), güney kesimdeki Bereketli (1423 m), batıda Gençali (1131 m.), Tefenni havzası tabanındaki Pınarbaşı (976 m) gölleri, kurutulmuş göl örnekleridir. Ayrıca Burdur Gölü’nün güneybatısında Kovanlı (870 m.), Özarmut (859 m.) mevkilerindeki bataklıklar da yeraltı suyunun sondajlarla aşırı şekilde çekilmesi sonucu kurumuştur. Bu kesimdeki Yarışlı Gölü (910 m)’de yeterli su alamadığı için playa oluşumlarına benzer bir görünüm kazanmıştır.

e. Burdur Gölü açık drenaja sahip olmadığından göldeki su seviyesi, beslenme ve buharlaşmaya bağlı kalmaktadır. Bölge, Burdur ve Tefenni meteoroloji istasyonlarının yağış ortalamalarına göre yıllık 433 mm yağış alır. Burdur Meteoroloji İstasyonu verilerine göre havzada yıllık ortalama potansiyel buharlaşma, 1359 mm dir.

Ataol (2010)’un 1965 – 2008 yılları arasındaki Burdur Meteoroloji İstasyonunun verileri ışığında yaptığı hesaplamalara göre, Burdur Gölü’nün su gelir ve giderleri aşağıdaki çizelgede özet şeklinde verilmiştir:

Çizelge 1: Burdur Gölü’nün 1965– 2008 yılları arasındaki ortalamalara göre su gelir ve giderleri.

Bu tabloya göre, Burdur Gölü’nde her yıl yaklaşık 40 hm su açığı meydana gelmektedir.

f. Burdur havzasında akarsularla akışa geçen suyun yıllık ortalama miktarı, yaklaşık 269 hm dür. Fakat yukarıda da belirttiğimiz gibi bu suyun 202 hm3 ü baraj ve göletlerde tutulduğu için gölün beslenmesine fazla katkı sağlamamaktadır.

Burdur Gölü’nün sızma ile su kaybettiği yönünde ileri sürülen görüşler de vardır. Gölün bu yolla su kaybettiğine dair elle tutulur bir kanıt olmasa da bunun araştırılması gerekir. Çünkü Burdur Gölü’nün yerleştiği depresyonun tabanı farklı yönlerde gelişen fay hatları ile romboidal biçimde parçalanmıştır. Fayların oluşturduğu zayıf hatlardan derinlere su kaçağının olması mümkündür. Bu bakımdan Burdur havzası ile ilgili olarak ayrıntılı bir hidrojeolojik çalışma yapılmalıdır.

Havza tabanını dolduran Kuvaterner karasal dolgular altında, çoğunlukla karstlaşmaya uygun, sızma kapasitesi yüksek Mesozoik yaşlı kalkerler bulunur. Kalker formasyonları örten karasal dolguların kalınlığı, yerden yere farklılıklar gösterir. Sondaj sonuçlarına göre havzanın kuzeydoğundaki Keçiborlu önlerinde 26., Senir kasabası önlerinde 32., güneybatı da Aşağı Müslimler köyü önlerinde16., Düğer köyünde 21. metrede temel kaya durumundaki kalkere ulaşılırken, doğu-güneydoğu kesimde marn, kil gibi materyallerden oluşan nispeten geçirimsiz dolguların kalınlığı daha fazladır. Bu kesimde 100 metreyi aşan derinlikte açılan sondajlarda, zemine yakın seviyelerden itibaren kil, çakıl nöbetleşmesi dikkati çekmektedir.

Burdur Gölü çanağı, doğu-güneydoğusundan eski Pliyosen Burdur gölünün marnlı, siltli, killi, kum ve çakıllı depolarının oluşturduğu yamaçlardan kaynaklanan akarsuların getirdiği materyallerle dolgulanmıştır. Bu nedenle göl aynası, batı-kuzeybatıya doğru ötelenerek, kayaç özellikleri bakımından kalkerin yoğunlukta olduğu Söğüt Dağları’nın doğu yamaçlarına dayanmıştır. Bu durum, gölün batı-kuzeybatı kıyı hattı boyunca, Karaçal Boğazı’nda olduğu gibi yeraltı galerileri ile su sızmalarına yolaçmış olabilir.

KARAKUYU GÖLÜ’NÜN SU BİLANÇOSU:

Karakuyu Gölü, Sandıklı düzlüklerinin güney kısmını oluşturan Dombayova’nın güney kesiminde yeralır. Göl ve yakın çevresi, 1994 yılında “Yaban Hayatı Koruma Alanı” ilan edilmiştir. Yaklaşık 1099 hektar alanı kaplayan Karakuyu Gölü, doğusundaki Eldere kaynağından (yörede Kocapınar veya Ulupınar olarak da isimlendirilir), dipten ve çevredeki dağ yamaçlarından inen mevsimlik akarsularla beslenir. Bu akarsuların en önemlisi olan Kumalar Çayı, Sandıklı Ovası’nın güneydoğu kesimlerinden kaynaklanır ve Karakuyu beldesi güneyinde Karakuyu Gölü’ne dökülür.

Isparta D.S.İ. Bölge Müdürlüğü’nün ölçümlerine göre, Eldere kaynağından Karakuyu Gölü’ne yıllık toplam, 87 hm3 su gelmektedir. Yağış, dipten beslenme ve diğer kaynaklardan gelen sular da gözönüne alınırsa, adı geçen gölün en azından yıllık yaklaşık, 100 hm3 civarında su geliri olduğu anlaşılmaktadır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Karakuyu Gölü’nü “zengin su kaynaklarına sahiptir” şeklinde tanımlamaktadır.

Eldere kaynağının akım değerinin en yüksek seviyeye çıktığı dönem, mart-nisan aylarıdır. Belirtilen aylarda akım, 6 m3/sn kadar ulaşabilmektedir. Bu akım değerine göre göl, yılda 180 hm•’5f su almakta olurdu. Fakat, özellikle bazı yıllar bölgede meydana gelen ani sağnaklar dışında yaz dönemi kurak geçer. Bu nedenle Eldere kaynağında da akım değerleri, yaz döneminde düşme gösterir.

2006-2008 yılları arasında saha çalışmaları sırasında da Karakuyu Gölü’nün su seviyesinde, dikkati çekecek ölçüde bir değişme olmadığını bizzat gözlemledik. Bu durum, gölün Eldere kaynakları dışında özellikle dipten beslenmesi ile ilgili olmalıdır.

DSİ Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Karakuyu Gölü’nün su gelir ve giderleri aşağıdaki şekildedir:

Çizelge 2: Karakuyu Gölü’nün 2007 – 2008 yıllarına ait su gelir ve giderleri.

Verilen çizelgede Karakuyu Gölü’nün 2007 - 2008 yıllarına ait verilere göre ortalama su gideri yıllık 45.87 hm3’tür. Su gelir ve giderleri arasında 80 hm3 ü aşan bir fark olduğu görülmektedir.

KARAKUYU GÖLÜ SUYUNDAN BURDUR GÖLÜ’NE SU AKITILMASI:

Burdur ve Karakuyu havzaları karşılaştırıldığında yıllık su bilançosu bakımından Burdur havzası yıllık 40 hm3 ü bulan bir açık verirken, Karakuyu Gölü su bilançosunda yaklaşık olarak yıllık 80 hm3 ü aşan bir fazlalık olduğu görülmektedir. Bu suyun bir bölümü çevredeki tesis ve işletmelere verilmekle birlikte, çok önemli bir bölümünün sızma suretiyle yeraltına intikal ettiğini sanıyoruz. Dombayova’yı doğu ve batısından sınırlayan kalkerli yamaçlar oldukça geniş yer kaplamaktadır. Batı kesimdeki Akdağ’ın kalkerden oluşmuş yamaçlarının altında çok sayıda subatan bulunmaktadır. Karakuyu Gölü bu yamaçlar önünde setlenmiş olsa da, daha çok kolluviyal dolgulardan oluşan sızmalarla subatanlardan, kırık ve çatlak sistemlerinden su kaybı olabilmektedir. Kayıplar hangi sebeplerle olursa olsun, Karakuyu Gölü’nde su fazlasının olduğu anlaşılmaktadır. Gölün yüzey kotu, 1009 metredir. Karakuyu Gölü, yaz kuraklığının hüküm sürdüğü devrelerde, seviye düşüşleri gösterir. Fakat bu düşüşler, Burdur Gölü’ndeki gibi göl ekosistemini etkileyecek boyutlarda değildir.

Burdur ve Karakuyu göl havzalarını birbirinden ayıran eşik hattının batı kesiminin asılı bir vadi ile kesildiğini yukarıda belirtmiştik. Bu vadinin tabanında en yüksek nokta 1110 metredir. Bu noktadan itibaren kuzeye doğru Dombayova tabanı ortalama %1 derecelik bir eğimle 1009 metre kotundaki Karakuyu Gölü’ne doğru alçalır. Belirtilen eşik hattından itibaren arazi, yüzeyi 850 m yükseltide olan Burdur Gölü’ne doğru ise, ortalama %1.1 derece eğimle alçalmaktadır. Burdur Gölü’ne doğru eğimlenen kesimde Karakuyu Gölü’nün kotu olan 1009 m seviyesi Keçiborlu ilçe merkezindeki Meslek Yüksek Okulu civarına isabet etmektedir. Dombayova tabanında, belli bir noktadan itibaren bu seviyeye açılacak olan bir su isale tüneli ile herhangi bir enerji sarfiyatına gerek kalmadan Karakuyu Gölü’nün fazla suları, Burdur Gölü’ne drene edilebilecektir.

Burdur Gölü’nün yıllık su eksiği çizelge-1’den anlaşılacağı gibi yaklaşık 40 hm3 tür. Yaptığımız değerlendirmelere göre, Karakuyu Gölü’nde bu sudan daha fazla miktarda suyun olduğu görülmektedir. Bu değerlendirmeler ışığında böyle bir projenin uygulanması durumunda;

1- Karakuyu Gölü’nden pompajla su çekilmeyeceği için gölün seviyesi, yılın her döneminde doğal gelişmelere bağlı olarak seviyesini koruyacaktır.

2- Keçiborlu merkezi ile Burdur Gölü arasındaki 14 km’lik mesafe içinde daha fazla sayıda hidroelektrik santral (HES) kurularak Dinar HES’inden daha fazla enerji elde etmek mümkün olabileceği gibi, bu suyun akıtılması için açılacak su tevzi tüneli dışında, başka bir yüksek maliyet oluşmayacaktır.

3- Burdur Gölü’nün taban seviyesi, Güneybatı Anadolu’da Antalya, Isparta, Afyonkarahisar ve Denizli illeri arasındaki kesimde yeraltı suyu tablası bakımından en alçak seviyedir. Bölgede, yeraltındaki suya doygun zonda, yeraltı sularının hangi yönde hareket halinde olacağını topografik koşullardan çok, karstlaşma ile oluşmuş yeraltı galerileri, mağara sistemleri ve tektonik kökenli zayıf hatlar belirlemektedir. Burdur Gölü Göller yöresinin morfolojisini adeta tayin eden Burdur – Fethiye Fay Zonu (BFZ) fay takımları üzerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla bölgede hidrolojik eğimin yönlenebileceği en önemli çöküntü sahası Burdur Göl çanağı olacaktır.

Burdur Gölü’nün taban seviyesinin çevresindeki diğer havza ve oluk tabanlarına göre düşük oluşu, onun çevresindeki sahalar için taban seviyesi rolü oynamasına sebep olmaktadır. Bu nedenle Burdur Gölü’nde meydana gelen seviye düşmeleri, diğer havza ve oluk tabanları gibi Karakuyu Gölü’nde de zaman içinde seviye düşmeleri yaratabilecektir. Bu nedenle uygulanacak böyle bir proje ile Burdur Gölü’nün ve ona bağlı olan yakın çevredeki sahalarda da yeraltı su tablasının seviyesi, mümkün olduğu kadar dengede tutulmuş olacaktır.

4-Bu proje ile Karakuyu Gölü’nün suları, herhangi bir enerji sarfiyatına gerek duyulmadan gerektiğinde Burdur şehir suyu depolarına aktarılmak suretiyle olası sorunlar karşısında (deprem, kuraklık vs) Burdur’un su ihtiyacı karşılanabilecektir.

5-Burdur ve Karakuyu göllerinin su özellikleri birbirine benzememekle beraber, Burdur Gölü’nü besleyen diğer akarsularla ve yüzeysel akışlarla gelen sular, bu gölün su özelliklerinin ve ekosisteminin korunmasına yardımcı olacaktır.

Burdur Gölü’nün su çekilmeleri sonucu göl aynasının giderek daralması ve göl ekosisteminin kurtarılması konusunda Karakuyu Gölü’nden Burdur Gölü’ne ekolojik dengeleri bozmayacak ölçüde su aktarılması ile birlikte, bazıları daha önce farklı araştırmacılar tarafından da ortaya konmuş aşağıdaki havza içi ek önlemlerin alınması gereği vardır:

1- Burdur havzası içinde geçmişte kurutularak ortadan kaldırılmış bazı göl alanlarının setleme çalışmaları ile yeniden göl ortamına kavuşturulması. Böylece bu göller çevresinde yerel taban su seviyelerinin yeniden oluşturulması. Örneğin Burdur Gölü havza tabanından yüksekte bulunan İnsuyu Mağarası önlerindeki Çine Ovası’nın güney kesimi, Karaevli, Bereket, Çorak (Bayındır), Gençali gibi eski göl alanları ile birlikte, havza tabanındaki Yarışlı, Pınarbaşı, Hasanpaşa önlerindeki eski göl alanları bu çalışma ile yeniden göllerle buluşturulmalıdır.

2- Göller yöresinde zaman geçirilmeden yörenin tamamını kapsayan bölgesel çaplı bir su yönetim planı hazırlanmalıdır. Böylece su konusunda her türlü kontrolsüzlük ortadan kaldırılmalı ve yeraltısuyu elde etmek için açılmış sondajlara bir düzenleme getirilerek yenilerinin açılması konusunda sıkı denetimler uygulanmalıdır. Bölge bazında tıpkı elektrifikasyon ağına benzer biçimde, boru hatları, tünel, galeri ve kanallar yardımı ile bir su ağı şebekesi oluşturularak su sıkıntısının meydana geldiği sahalara su fazlası olan alanlardan aktarmalar yapılmalıdır.

3- Buharlaşmanın yaratacağı kayıpları en aza düşürmek için her türlü su isale işlerinde modern teknoloji de devreye sokularak, Roma kerhiz sistemine benzer sistemler uygulanmalıdır. Bunun için su tevzi hatlarının bütünüyle yeraltı sistemleri ile gerçekleştirilmesi, buharlaşma yolu ile oluşacak su kaybını azaltmış olacaktır.

4- Burdur Gölü yüzeyinden buharlaşmanın azaltılması yönünde çalışmalar yapılmalı.

5- Başta Burdur Havzası olmak üzere bölgede salma su gibi geleneksel yöntemlerle tarla sulama yasaklanmalıdır. Bu konuda buharlaşma yolu ile su kaybını azaltan damlama yöntemi gibi sistemler teşvik edilmelidir.

6- Bir bölgede suyun bulunması ne kadar önemli ise, o suyun kullanımı daha önemlidir. Bu bakımdan yöre insanlarına tarımsal üretim aşamalarında su kullanımı konusunda eğitim verilmelidir.

Burdur havzası Antik dönemde sulak bir alan olarak tanımlanmaktaydı. Günümüzde giderek suyu çekilen Burdur Gölü’de, 1971 Burdur Depremi’nin meydana geldiği günlerde çevresindeki yerleşmeleri tedirgin edecek ölçüde şişme eğilimindeydi.

Uzak veya yakın yıllara ait bu ve benzeri bilgiler, Burdur Gölü’nün su açısından geçmişte fazla sıkıntı yaşamadığını göstermektedir. Gölün bulunduğu havzada bir yandan tali göl alanlarının kurutulması, diğer yandan da havzada gölü besleyen akarsular üzerinde kurulan gölet ve barajların göldeki su çekilmelerine ciddi bir boyut kazandırdığı anlaşılmaktadır. Havza içinde bu soruna çözüm üretmek amacıyla şimdiye kadar uygulanan projelerden sonuç almak, zor görünmektedir. Bu bakımdan Burdur Gölü’nün, yakın kuzeyindeki zengin su kaynakları ile beslenen Karakuyu Gölü’nden su akıtılarak beslenmesi, bir düşünce olarak öne çıkmaktadır. Bu gerçekleştiği takdirde, kendine özgü bir ekosisteme sahip olan Burdur Gölü ekosistemi yaşatılmış olacaktır.

Burdur Belediyesi’nce judo antrenörü Ali Boyacıoğlu adına, MAKÜ Spor Kompleksinde İller Arası Judo Turnuvası düzenlenmesine dair açıklama yapıldı;

MAKÜ Spor Kompleksinde düzenlenen Judo turnuvasına 20 ilden 300 sporcu katıldı.

MAKÜ Kapalı Spor Kompleksindeki turnuvanın açılış seremonisinde konuşan Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz “Herşeyin ilkini yapmak gerçekten çok zor. Göreve geldiğimiz günden itibaren birçok şeyin ilkini ve devamını gerçekleştirmek için gayret gösterdik. Bugünde İller arası Judo turnuvasının ilkini gerçekleştiriyoruz.

Bu konuda bize destek gösteren Burdur ilimizde judoya gönül vermiş hocalarıma teşekkür ediyorum. Keşke hocamız burada olsaydı da keşke onu bu kadar erken kaybetmeseydik de yine o yaşarken bu turnuvayı onun isminde bu turnuvayı yaparak vefa örneğini göstermiş olurduk. Birileri ölmeden kıymeti anlaşılmıyor. Çok kıymetli hocamızın 1971 yılından itibaren Burdur’da başlattığı judo macerası bugün kentimizde birçok sporcuya ve Burdur’un adını ciddi anlamda söz sahibi yapan bir spor dalı olarak, onun sayesinde de birçok sporcunun yetişmesine sebep oldu. Ben burada emeği geçen en küçük sporcu kardeşimden en yaşlımıza en emekçi ve gayretli arkadaşımıza teşekkür ediyorum. Bu spora ömrünü adamış disiplinliği örnek kimliği ve kişiliği ile hepimizin gönlüne taht kurmuş çok kıymetli hocamızın ruhu şad olsun mekânı cennet olsun” dedi.

Başkan Ercengiz, antrenör ve hakemlere plaket vererek hatıra fotoğrafı çektirdi.

Tüm gün süren turnuvada dereceye giren sporculara ödülleri verildi.