Manşet - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber

05 Ocak 2019 - Cumartesi - Burdur Gazetesi

Yayınlandığı Kategori Arşiv
Cuma, 04 Ocak 2019 15:44

2018’de eğitimde neler oldu?

Türkiye’de siyasal iktidarın en fazla müdahale ettiği alan olan eğitimde yaşanan temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikalarının sürdürüldüğü 2018 yılını geride bırakıyoruz. 

2018’de eğitim ve yükseköğretim alanında yaşanan ağır sorunlar ve saldırılar, başta öğrencilerimiz, eğitim ve bilim emekçileri ile veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini her zamankinden daha çok etkiledi. 

2018 yılında eğitim sisteminin iktidar eliyle nasıl tehlikeli bir uçuruma doğru sürüklediğini, iktidar eliyle kamusal eğitim adım adım tasfiye edilirken, özel öğretimin ve dini eğitim veren okulların doğrudan teşvik edildiğini, eğitimde yaşanan ticarileşme ve dinselleştirmeye dayanan uygulamaların nasıl yaygınlaştığı bütün yönleriyle görüldü. Ülkemizde yaşanan ‘piyasa merkezli’ ve yoğun ‘inanç sömürüsüne’ dayanan adımlar, eğitimde yaşanan nitelik kaybının temel nedenleri olarak öne çıktı. 

Kamuda ve eğitimde siyasi ve idari kararlarla hayata geçirilen hukuksuz ihraçlar sorununa çözüm üretilmemesi, sendikal faaliyetler nedeniyle yaşanan sürgünlerin sürmesi, öğrencilerin yarış atı gibi sınavdan sınava koşturulması, öğretmen atamalarında mülakata dayalı sözleşmeli istihdamın benimsenmesi, ücretli öğretmenliğin sürmesi, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleşmesine neden oldu.  

MEB, yıllardır yaptığı değişikliklerle eğitim sistemini yap-boz tahtasına çevirirken, 2018’de özellikle yeni müfredat ve TEOG üzerinden yürütülen tartışmalarda görüldüğü gibi, öğrenci ve velilerin kafasını karıştırmak dışında eğitimde somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek yerine, eğitimde yaşanan kaosu derinleştirecek adımlar atmayı tercih etti. 

EĞİTİM HAKKI VE EĞİTİME ERİŞİMDE SORUNLAR SÜRDÜ

2018 yılında çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanması için hiçbir somut adım atılmazken, çocuk yaşta evlenmeyi özendiren düzenlemeler, çocuk işçiler sorununun sürmesi, okullarda, cemaat yurtlarında ve kurslarda çocuklara yönelik cinsel istismar ve şiddet vakaları ciddi anlamda arttı. 

Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar; eğitim hakkından eşit koşullarda ve parasız olarak yararlanamadı. Bölgesel, cinsel, sınıfsal vb. eşitsizlikler, anadilinde eğitim gibi en temel sorunlar iktidarın çözmek bir yana daha da derinleştirdiği temel sorunlar olarak eğitim sisteminin öncelikli gündem maddeleri olmayı sürdürdü. 

Türkiye’de çeşitli nedenlerle eğitime erişime, kız çocukları, anadili Türkçe olmayan çocuklar, engelli çocuklar ve geçici koruma altındaki çocukların dezavantajları günden güne artarak devam etti. Çocukların eğitime erişimini sayısal verilerle açıklamak gerekirse; 

• İlkokul düzeyinde net okullaşma oranı 2017’de %91,2 iken, 2018’de %91,5 oldu. Bu oran cinsiyete göre; kızlar için %91,7, erkekler için %91,4’tür. 

• Ortaokulda net okullaşma oranı 2017’da Türkiye genelinde %95,7 iken 2018’de %94,5’e geriledi. Ortaokulda net okullaşma oranı kızlar için %94,7; erkekler için %94,3.

• 2017’de %82,5 olan ortaöğretimde net okullaşma oranı, 2018’de %83,6’ya çıktı. 

• Ekim 2018 itibarıyla, hala eğitime erişemeyen 405.906 Suriyeli çocuk var.

• Türkiye’de engelli çocukların %89,3’ü çeşitli sebeplerden dolayı okula gidemediği için eğitim hakkından mahrum kaldı. 

• 2018’de açık öğretim lisesinde okuyan 1 milyon 395 bin 621 öğrencinin yüzde 42’si kadın, yüzde 58’i erkek.

• Türkiye’de 25-34 yaş aralığında olup lise eğitimi almamış olanların oranı, kadınlarda yüzde 47 iken, erkeklerde yüzde 42’dir. 

• Türkiye, OECD ülkeleri arasında, devletin eğitim kurumlarına öğrenci başına en az harcama yaptığı ülke olmayı sürdürdü.  

KAMUSAL EĞİTİM TASFİYE EDİLİRKEN, ÖZEL ÖĞRETİM DESTEKLENDİ

Gerek okul sayısı gerekse öğrenci sayısı açısından baktığımızda 4+4+4 ile birlikte eğitimde özelleştirmenin tarihte hiç olmadığı kadar hızlı gerçekleşti. Bu durum, kamusal eğitimin hükümet ve MEB işbirliği ile çökertilerek, özel öğretimin devlet desteğiyle ihya edildiğinin kanıtı oldu.  

2018 itibariyle özel okullar ve bu okullarda okuyan öğrenci sayısı açısından tüm zamanların rekoru kırıldı. 2018 itibariyle özel okul sayısı toplamda 11 bin 694’e (5 bin 218 özel okulöncesi eğitim kurumu, 1.618 özel ilkokul, 1.869 özel ortaokul, 2 bin 989 özel lise)  ulaştı. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi sonrasında özel okulöncesi eğitim kurumlarındaki öğrenci sayısı yüzde 53 artışla 236 bin 355’e; özel ilkokullarda öğrenci sayısı yüzde 40 artışla 233 bin 740’a; özel ortaokulda öğrenci sayısı yüzde 96 artışla 321 bin 779’a ve özel liselerde okuyan öğrenci sayısı yüzde 305 artışla 559 bin 838 sayısına ulaştı. 4+4+4 öncesinde Türkiye’deki özel okulların resmi okullara oranı yüzde 10 iken, bu oran 2018 itibariyle yüzde 20’ye dayandı. 

İMAM HATİP OKULLARINDA İKTİDAR DESTEKLİ ARTIŞ SÜRDÜ

Yıllardır siyasal istismar konusu olan imam hatip okulları 2018 yılında da her açıdan desteklenirken, tüm masrafları devlet tarafından karşılandı. Bu şekilde özellikle yoksul ailelerin çocuklarını bu okullara göndermeleri sağlandı. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında imam hatip ortaokullarında okuyan toplam öğrenci sayısı 94 bin 467 iken, 2017/’18 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle yaklaşık 8 kat artarak 723 bin 108 oldu. 

4+4+4 öncesinde 2011-2012 eğitim-öğretim yılında 537 İmam Hatip Lisesinde (İHL) 268 bin 245 öğrenci varken 2017/18 eğitim-öğretim yılı sonu itibariyle İHL sayısı bin 604’e, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı ise 514 bin 806’ya yükseldi. 

Türkiye’de imam hatip okullarında okuyan toplam öğrenci sayısı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın üstün gayretleri ve devletin bütün imkânlarını seferber etmesi sonucunda 2018 itibariyle 1 milyon 350 bin 611’e çıkarıldı. 

MEB BÜTÇESİNDEN ÖĞRENCİ BAŞINA YAPILAN HARCAMALARDA AYRIMCILIK YAPILDI

MEB’in 92 milyar TL’lik 2018 bütçesinden eğitim yatırımları için ayrılan kısmının üçte biri (yüzde 35) ‘din öğretimi’ne ayrıldı. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün MEB bütçesi içindeki payı, yüzde 68 artırıldı. 2018’de dini eğitimde payı 7,7 milyar TL’ye çıkaran bakanlık, bütçesinin yüzde 7’sine denk gelen bu kaynağın neredeyse tamamını (yüzde 96) imam hatip liseleri için ayırdı. 

MEB’in 2018 bütçesinden okul öncesi eğitimde öğrenci başına bin 673 TL; ilköğretime (ilkokul+ortaokul) öğrenci başına 4 bin 326 TL; genel ortaöğretimde öğrenci başına 6 bin 153 TL; mesleki ve teknik ortaöğretimde öğrenci başına 7 bin 504 TL ayrılırken, imam hatip liselerinde okuyan öğrenci başına 12 bin 707 TL ayrıldı. 

Bugüne kadar özel okullar ve imam hatip okulları konusunda eğitimle ilgili hemen her konuda ayrımcılık yapmayı kendisine görev edinen MEB, 2018’de ayrımcı uygulamalarını arttırarak sürdürdü. 

OKULLAR DİYANETİN VE DİNİ VAKIFLARIN FAALİYET ALANI HALİNE GETİRİLDİ

2018 yılında MEB, eğitimde ‘Tek din, tek mezhep’ politikalarını arttırarak sürdürdü. MEB’in merkezi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, yerellerde ise İl müftülükleri başta olmak üzere, büyük çoğunluğu dini cemaatlerin uzantısı olan kimi vakıf ve derneklerle çeşitli konu başlıkları altında imzalanan işbirliği protokolleri, okullarımızın dini grupların temel faaliyet alanları haline getirilmesine neden oldu. 

Eğitim sistemi, eğitim biliminin en temel ilkelerinden, laik-bilimsel eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşmeye ve inanç istismarına dayanan uygulama ve faaliyetler kaygı verici boyuta ulaştı. Türkiye, taraf olduğu Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı hareket ederken, AİHM’in özellikle zorunlu din dersleri ile ilgili verdiği kararlar yok sayıldı. 

10 Eylül 2018’de Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile MEB’e bağlı her kuruma mescit ve abdesthane açma zorunluluğu getirildi. 

ÖĞRENCİLER TARİKAT VE CEMAAT YURTLARINA MAHKÛM EDİLDİ

2018 yılına öğrenciler, devletin bu alanda yeterince yatırım yapmaması nedeniyle, önceki yıllarda olduğu gibi, yine cemaat ve tarikat yurtlarına mecbur bırakıldılar. Yoksul ve dar gelirli emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar; eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamadıklarından dini vakıf ve derneklerin kucağına itildiler. 

2018 itibariyle Türkiye’de bulunan 4 bin 292 öğrenci yurdunun 2 bin 546’sı dernek yurtları, 297’si vakıf yurtları, 628’i şahıs yurdu, 821’i diğer tüzel kişiliklere ait yurtlardır. Tıpkı okullarda olduğu gibi, öğrenci yurtlarının da büyük bölümü dini vakıf ve cemaatlerin ana faaliyet alanları olmayı sürdürmektedir. 

SİSTEM DEĞİŞİKLİKLERİ ÖĞRENCİLERİ ‘DENEME TAHTASI’ HALİNE GETİRDİ

İktidar, eğitimin bütün kademelerinde benimsediği baskıcı, yönlendirici ve dayatmacı tutumlarıyla, eğitimde yaşanan sorunları çözmek bir yana daha da derinleştirdi. MEB, velilerin ve öğrencilerin tercihlerine, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda istedikleri okulda okuma koşullarını sağlamayı hedefleyen uzun vadeli planlamalar yapmak yerine, milyonlarca öğrenci ve veliyi yakından ilgilendiren eğitim gibi önemli bir konuda aldığı talimatla temel eğitimden ortaöğretime geçişi bir kez daha değiştirerek, eğitimdeki başarısızlığının üzerini örtmeye çalıştı.  

Bugüne kadar, çeşitli adlar altında yapılan sınavlarda ortaya çıkan sonuçlar, çocukların eleştirellikten uzak, yaratıcı düşünemeyen, matematik yapamayan, çevresindeki olayları algılamakta ve yorumlamakta bilimsel anlamda yetersiz kaldıklarını gösterirken, öğrencilerimiz bir kez daha iktidarın deneme tahtası olarak kullanıldı. 

MEB OKULLAŞMA POLİTİKASINI İMAM HATİPLER VE MESLEK LİSELERİ ÜZERİNE KURDU

MEB’in mesleki eğitim ve İmam Hatip Lisesi temelli olarak şekillendirilen okullaşma politikası, öğrencilerin çoğunluğunun bu okullara gideceği veya gitmesi gerektiği ön kabulü üzerinden şekillendirildi. Böylece, bir taraftan sermayenin ihtiyaç duyduğu ara elemanlar ucuz işgücü olarak üretim sürecine dahil olması sağlanırken, diğer taraftan imam hatipleştirme politikaları üzerinden eğitimin dinselleştirilmesi ve siyasi iktidarın politik kitle tabanının genişletilmesi yönünde adımlar atılması hedeflendi. 

2018 yılında temel eğitimden ortaöğretime geçiş sürecinde öğrencilerin kendilerine dayatılan meslek lisesi-imam hatip lisesi çıkmazına girmeyi reddetti. LGS’de yerleşen öğrenci oranının en yüksek olduğu lise türleri sırasıyla Anadolu Lisesi (yüzde 29,72); Fen Lisesi (yüzde 28,08) ve Anadolu İmam Hatip Lisesi (yüzde 22,88); Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi (yüzde 11,48) ve Sosyal Bilimler Lisesi (yüzde 7,84) oldu. Öğrenciler, ülkenin neresinde olursa olsun tercihlerini, iktidarın tüm çabalarına rağmen büyük çoğunlukla akademik eğitim veren okullardan yana kullandı. 

EĞİTİMDE 2023 VİZYON BELGESİ AÇIKLANDI

Eğitimde uzun süredir yaşanan piyasalaştırma ve ticarileştirme vurgusu ‘Vizyon Belgesi’nde net bir şekilde ifade edilmiştir. MEB’in özel öğretim kurumlarında bürokrasinin azaltılması, haksız rekabetin ortadan kaldırılması ve özel öğretim kurumları ile işbirliğinin güçleneceği mesajı, özel okullarının her açıdan kamu kaynaklarıyla desteklenmesi politikalarının sürdürüleceği anlamına gelmektedir. Okulların finansman ihtiyacını kendi kaynaklarından (bağışlar, aidatlar vb) sağladığı ve kendi bütçesini oluşturduğu ‘şirket modeli’ benimsendi. 

Vizyon Belgesi’nde yıllardır iktidar tarafından özel olarak ilgilenilen imam hatip okulları ile ilgili açılan başlık ve atılacak adımlar (Program çeşitliliği, ders çeşidinin azaltılması, Arapça ve İngilizce yaz okulları, imam hatip okulları ile üniversiteler arasında işbirliği) farklı okul türleri ve öğrenciler arasında yaratılan eşitsizliğin devam edeceğini gösterdi. 

MEB, 2018 yılında Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerine yönelik mesleki uygulama programlarının kapsamını genişletti. Önceki yıllarda, ‘Müezzinlik, imamlık, vaizlik, Kuran öğreticiliği’ ve ‘Manevi danışmanlık’ gibi hizmetleri kapsayan mesleki eğitim programlarına, ‘Manevi Rehberlik’ de eklendi. Bakanlık bu yolla imam hatip lisesi mezunlarının çalışabileceği, ‘Manevi Rehberlik’ isimli yeni bir iş kolu tanımlayarak, 2023 Vizyon Belgesi’nin ilk somut adımını attı.  

Vizyon Belgesi’nde yer alan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun öğretmenlerin iradesi dışında, onların görüş ve önerileri alınmadan masa başında hazırlanması çalışmaları başlatıldı. Öğretmenlik Meslek Kanunu’ndan beklentiler öğretmenlerin yetiştirilmesi, iş güvencesi, mesleğe alınması, ücretler, emeklilik, sağlık, öğretmenlik mesleğinin temel sorunlarını dikkate alan bir içerikte hazırlanması gerekirken, eğitim emekçileriyle, sendikalar ve alandaki meslek örgütleriyle diyalog kurulmadan, bu konudaki talepler dikkate almadan hazırlıklar yapılmaya başlandı.

KHK İHRAÇLARI, SÜRGÜN, SORUŞTURMA VE HUKUK DIŞI KARARLARA ÇÖZÜM ÜRETİLMEDİ

İki yıl süren OHAL sürecinde 36 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılırken, toplam 135 bin 144 kamu görevlisi hukuken kendilerini savunma hakkı tanınmadan, tamamen siyasi ve idari tasarruflar sonucunda hukuksuz bir şekilde ihraç edilmişti. KHK’ler ile MEB’den 34 bin 393 kişi, Yükseköğretim Kurumlarından 7 bin 312 kişi (5 bin 904 akademisyen, 1.408 idari personel) ihraç edildi. 15 Temmuz darbe girişimi sürecine katıldıkları iddiasıyla ihraç edilen asker sayısı 15 bin 584, polis sayısı ise 32 bin 93 iken benzer suçlamalardan dolayı eğitimde yaşanan toplam ihraçların sayısı 41 bin 705 oldu. 

KHK ihraçları ile ilgili olarak kurulan OHAL komisyonu kendisini mahkeme yerine koyarak, hukuken somut olmayan deliller üzerinden yapılan ‘işe iade’ başvuruların büyük bölümünü reddetti. Öte yandan bugüne kadar haklarında soruşturma yürütülen ve savcılıklar tarafından takipsizlik kararı verilen, aralarında Eğitim Sen üyelerinde bulunduğu, binlerce eğitim emekçisinin görevlerine geri dönmeleri önünde herhangi bir yasal engel olmamasına rağmen, hukuksuz bir şekilde görevlerine başlatılmadılar. Örneğin ilgili makamlara dilekçe ile başvuran Eğitim Sen üyeleri hakkında, ihraçlara neden olan suçlamalarla ilgili herhangi bir soruşturmanın olmadığı ortaya çıkmasına rağmen atılması gereken adımlar ısrarla atılmadı.

MÜLAKATA DAYALI SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMEN İSTİHDAMINDA ISRAR EDİLDİ

15 Temmuz sonrasında tüm kamuda olduğu gibi eğitim alanında da sözlü sınav/mülakat üzerinden sözleşmeli öğretmen atamaları yapılmaya başlanmıştı. Öğretmen atamalarında mülakat uygulamasında ısrar, liyakatin adım adım terk edilerek, yerine sadakatin gelmesine neden oldu. 15 Temmuz 2016 sonrasında tek bir kadrolu öğretmen ataması yapılmazken, 2018 itibariyle sözleşmeli öğretmen sayısı 59 bine ulaştı. 

MEB, öğretmen atamalarında mülakat kriteri olarak KPSS’den alınan puanın 50 puan ve üzeri yaparak eski düzenlemeyi değiştirirken, bu durum, öğretmen atamalarında siyasi torpil ve kayırmacılığı ön plana çıkardı. 

İktidara eleştirel ve muhalif yaklaşanlar, farklı kimlik ve mezheplerden olanlar elenirken, öğretmen atamalarının öğretmenlik meslek ilkelerine göre değil, iktidarın siyasal çizgisine göre belirlenmesinin önünü açıldı. Üstelik sorun sadece mülakat sınavını geçmekle bitmedi. Sözleşmeli olarak atanan çok sayıda öğretmenin sözleşmesi ‘güvenlik soruşturması’ gerekçe gösterilerek iptal edildi. 

ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLER SORUNUNA ISRARLA ÇÖZÜM ÜRETİLMEDİ

MEB’in resmi verilerine göre ülke çapında görev yapan 920 bin 524 öğretmenin yüzde 66’sı (607 bin 604) son 16 yıl içinde atandı. Buna karşın, 16 yıl içinde KPSS’ye giren her 100 öğretmenden sadece 16’sı öğretmen olarak atanırken, geriye kalan 84 işsiz öğretmen ya tekrar sınava girmek ya da başka alanlarda çalışmak zorunda bırakıldı.

Ataması yapılmayan öğretmenlerin zorunlu olarak meslekleri dışında işler yapmaya zorlanması ve meslekleri ile ilgisi olmayan alanlarda çalışmak zorunda bırakılması Türkiye’nin ayıbı olarak tarihe geçti. İktidarın bugüne kadar eğitim sisteminin ihtiyacı kadar öğretmen ataması yapmaması, mevcut işsizler ordusunun yanı sıra, ikinci bir işsiz öğretmenler ordusunun oluşmasına neden oldu. 

EĞİTİMDE ANGARYA ÇALIŞTIRMA, NÖBET SORUNLARI DEVAM ETTİ

Anayasanın 18. maddesinde angarya çalışma ‘Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır’ ifadesiyle yasaklanmıştır. Anayasada açıkça belirtilmesine rağmen, son yıllarda tüm kamu kurumlarında olduğu gibi, eğitim alanında çeşitli adlar altında gündeme getirilen ‘angarya çalışma’ uygulamaları özellikle sendikalı ya da sendikasız tüm eğitim emekçilerinin olumsuz etkilenmesine neden oldu. 

MEB tarafından çeşitli proje ve uygulamalar çerçevesinde resen yapılan görevlendirmeler, çeşitli kurs, proje ve protokol etkinliklerine bağlı çalışmalara zorunlu katılım, ev ziyaretleri, eğitim koçluğu, birden fazla nöbet tutmaya zorlama, öğrenci servis araçlarının kontrolü ve öğrencilere nezaret edilmesi vb. gibi doğrudan öğretmenlik mesleğinin icrası ile ilgili olmayan çok sayıda angarya iş, 2018 yılında da öğretmenlerin sınıf içindeki asli görevlerini yapmalarını önemli ölçüde engelledi. 

EĞİTİMDE YAŞANAN ŞİDDET ARTARAK DEVAM ETTİ

Toplumsal-ekonomik olumsuzlukların ve gelir adaletsizliğinin giderek derinleştiği ülkemizde okullarda yaşanan şiddet, 2018 yılında da eğitim alanının en önemli sorunları arasında yer aldı. 2018’de okullarda ve okul önlerinde yaşanan şiddet olaylarının tırmanışa geçmesi sonucunda yüzlerce şiddet olayı meydana geldi ve bu olaylarda çok sayıda öğrenci ve öğretmen arkadaşımız hayatını kaybetti. 

Okullarda yaşanan şiddetin giderek artması, Türkiye’de eğitim sisteminin çok ciddi bir tehdit ile karşı karşıya olduğunu gösterdi. MEB’in okul içinde özel güvenlik birimleri veya okul çevresine polis yığarak sorunu kolluk kuvvetleri ile çözme arayışının hiçbir işe yaramadığı bir kez daha görülürken, eğitimde şiddet sorununun çözülmesi için yapısal, kurumsal ve kültürel anlamda köklü dönüşümlere ihtiyaç olduğu görüldü. 

YARDIMCI HİZMETLİ VE MEMURLARIN SORUNLARI ÇÖZÜM BEKLİYOR 

Eğitim, öğretim ve bilim hizmet alanında görev yapan, memur ve yardımcı hizmetler sınıfında çalışan arkadaşlarımız eğitimin görünmez kahramanlarıdır. Onların emeği ve alın teri olmaksızın okullarımızın, eğitim kurumlarının nitelikli kamu hizmeti üretmesi mümkün değildir. 

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarında 2018 sonu itibariyle 31 bin 355 yardımcı hizmetlinin görev yaptığını açıkladı. Türkiye’de 53 bin 870 devlet okulu olduğu dikkate alındığında, neredeyse her iki okula bir hizmetlinin düştüğü ortaya çıktı. Yardımcı hizmetlilere normal görevlerinin dışında görevler verilmesi, bunun karşılığında ücret, yevmiye, yolluk, yiyecek ve giyecek yardımı yapılmaması ve fazla mesai ücreti ödenmemesi gibi sorunları beraberinde getirdi. 

MEB’e bağlı okullarda 6-8 aylık sürede geçici olarak istihdam edilen İŞKUR aracılığıyla Toplum Yararına Çalışma Projesi kapsamında işe alınanlar, okul aile birliklerince ücret verilip çalıştırılanlar, günlük yevmiye ile geçici çalışanlar en temel haklarıdan mahrum bir şekilde çalıştırıldı. 

Eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde büyük emekleri olan, ancak diğer emekçilerle eşit haklara sahip olmayan bu arkadaşlarımız, sanki kendilerine yüklenen her türlü angaryayı, tartışmasız yerine getirmek zorunda bırakıldılar. 

EĞİTİM EMEKÇİLERİ 2018’DE EKONOMİK KRİZDEN FAZLASIYLA ETKİLENDİ

Türkiye ekonomisinde son yıllarda, özellikle 24 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan dalgalanmalar, Türk Lirasının değer kaybetmesi ve enflasyonunun hızla artması sonucunda satın alım gücümüzde belirgin bir azalma yaşandı. Bu durum, tüm toplum kesimleri gibi, eğitim ve bilim emekçilerini de olumsuz etkiledi. 

1 ABD dolarının 3,78 TL olduğu 2018 yılı Ocak ayında ortalama 3 bin 310 TL aylık alan bir öğretmen maaşıyla 876 ABD doları (1 Dolar=3,78 TL) alabiliyorken, 28 Aralık 2018 itibariyle ortalama 3 bin 620 TL maaş alan aynı öğretmenin aldığı maaş 683 ABD doları (1 Dolar=5,30 TL) seviyesine indi. Sadece 2018 yılı içinde, doların artması sonucunda öğretmenlerin maaşında yaşanan erime aylık olarak bin 23 TL’ye (193 ABD doları) oldu. 

2019’DA EĞİTİM HAKKI MÜCADELEMİZİ GÜÇLENDİRELİM

Türkiye, giderek derinleşen sınıfsal ve kültürel ayrışma, eğitim sisteminin büyük ölçüde piyasaya ve dini kurallara göre düzenlenmesi, eğitim müfredatının hemen her derste dini kurallar ve referansları temel alan bir içerikte olması, eğitim alanında tarihin en büyük kuşatması ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. 

Okulların eğitim kurumu olmaktan adım adım uzaklaştırıldığı, öğrencilerin yarış atı gibi sınavdan sınava koşturulduğu, öğretmenlerin mülakat sınavı ile sözleşmeli istihdam edilerek esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlandığı, torpil ve siyasal kadrolaşmanın arttığı, eğitimde farklı dil ve kimliklerin dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin ülkemize ve çocuklarımıza olumlu bir katkı yapması mümkün değildir. 

Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan ve katlanarak artan sorunların 2018 yılında artarak devam ettiği görülmüştür. Eğitimde yaşanan yapısal sorunlar karşısında MEB’in somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir amacının olmadığını görülmüştür. 

Eğitim sisteminde yaşanan dönüşüm, iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinden, ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal koşulların gelişiminden ayrı değildir. Bugün karşımızda iki seçenek bulunmaktadır; eğitim sistemi ve okullarımız ya tamamen iktidarın egemen ideolojiye teslim edilecek ya da sistemin eğitim üzerinden kendi çıkarlarına göre biçimlendirmek istediği çocuk ve gençlerimizin gerçek anlamda laik, bilimsel ve anadilinde eğitim alması için mücadele edilecektir. 

Okullarda yaşanan yoğun dinselleşme ve eğitimi ticarileştirme uygulamaları okullarımızı eğitim yuvası olmaktan hızla uzaklaştırmıştır. Ayrım yapmaksızın herkesin eğitimin hakkından, eşit koşullarda parasız olarak yararlanması için mücadele etmek, kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkını reddeden her türlü adım ve uygulamaya karşı mücadele etmek 2019 yılında da önceliğimiz olacaktır.

Eğitim Sen olarak ülkenin ve çocuklarının geleceğinden endişen eden herkesi kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için birlikte mücadeleye çağırıyoruz.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Vali Hasan Şıldak İl Gelişim Stratejileri Çalıştay’ında, kamu kurumlarının projeyle ilgili çalışma yapmış olan uzmanlarından oluşturulan ortak çalışma grubu teşkil edldiğini hatırlatarak, “üniversitemizle bu konuda işbirliği yapıyoruz. Bu işbirliğiyle birlikte Burdur’u 2019’da proje yağmuruna tutalım diyorum. Proje demek bir fikriniz, hedefiniz olması demektir.”dedi. 

 

MAKÜ Avşarhan’da Valilik, BAKA ve Makü Gelişim Merkezi işbirliğiyle projelendirilen İl Gelişim Stratejileri çalıştayı düzenlendi. Yerel sektörünün temsilcilerinin katıldığı çalıştayda Burdur Gelişim merkezi 24 akademisyenin hazırladığı İl Gelişim Startejisi Avşarhan’da 13 ayrı masada sektörler bazında değerlendirildi. Çalıştayda oluşturulacak temalar içinde çevre mekansal altyapı, kentsel teknik altyapı, tarım, hayvancılık, madencilik, eğitim, sosyal politika, göç ve istihdam, spor, sağlık olarak ilimizin temel gelişim alanları yer alıyor.

Vali Hasan Şıldak İl Gelişim Çalıştaylarının Burdur için önemli olduğuna dikkat çekerek;

“Valiliğin ve Rektörlüğün işbirliğinin güzel bir örneği olarak başlamış olan bu çalışma ilk ürünlerini bugün vermiş olacak. Üniversite Burdur Gelişim Merkezi işbirliğinde yürütülen ve Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın da desteklediğiBurdur İl Gelişim planı hazırlıkları ve planlama süreci aslında 2017 yılı içinde başlayan bir çalışma ve planın temel hedefleri belirlenerek kamuoyuyla basınlada paylaşılmıştı. Burdur Gelişim Merkezi işbirliğiyle gelişim planının temel hedefleri Burdur’un Burdur ilinin özgün değerleri ve sektörleriyle uyumlu bir tema seçimide yapılarak çalışma start almıştır. 

Bu temalar ve çevre mekansal altyapı, kentsel teknik altyapı, tarım, hayvancılık, madencilik, eğitim, sosyal politika, göç ve istihdam, spor, sağlık olarak ilimizin temel gelişim alanlarının bir çerçevesini oluşturmaktadır aynı zamanda. Bundan sonraki süreç interaktif bir şekilde ilerlemiş. Çalışmayı farklı kılan katılımcı oluşu ve ilgili bütün sektörleri kapsaması. İlin tamamanı kapsayan ilçelerde çalışmalar yürütülmüş durumda. Bu manada çok özel bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Bugün çalışmamızın içerisinde 13 ayrı masada sektörler bazında çalışma devam edecek. Bugün bir rapor çıkacak. 500 sayfa hacimli bir çalışma bu. Çalışmanın anlamı ilimizin en güncel fotoğrafını objektif bir biçimde vermiş oluyor. Bir başka anlamlı kılması bilimsel bir çalışma olması. Akademinin eli değmiştir bu çalışmaya ve bizzat akademi tarafından yürütülmüştür. Katılımlı oluşu da bir başka özellik. Birde sadece bir derleme çalışması değil, mevcut durumu tespit ediyor, bunun ötesine bir ışıt tutuyor. Yani ilin gelişim alanlarını 58 başlıkta 160 proje konusu olarak bir teklifte bulunuyor. Proje konuları çok önemli. Proje demek bir hedef demektir. Sonuç odaklı çalışmak lazım. Bu tür çalışmaların ilin bütün kurumlarının katılım sağlaması gerekir. 

Valilik olarak bir süredir üzerinde çalıştığımız bir proje biriminin artık yavaş yavaş çarklarını döndürmeye başladık. Kamu kurumlarımızn projeyle ilgili çalışma yapmış olan uzmanlarından oluşturduğumuz ortak çalışma grubu teşkil ettik. Yine üniversitemizle bu konuda işbirliği yapıyoruz. Bu işbirliğiyle birlikte Burdur’u 2019’da proje yağmuruna tutalım diyorum. Proje demek bir fikriniz, hedefiniz olması demektir. Önemli olan akan sudan bardağımıza suyu doldurailmek. Bunu başarabilirsek, bütün teklfleride bu proje grubumuz ilgili kurum ve kuruluşlara günlük olarak raporluyorlar. Hep birlikte 2019’u proje yılı ilan edelim. İlimizde dinamik bir proje süreci başlasın. 

2019 yılı başladı. Başkanlık sistemi dönüşümünün asıl sonuçlarını almaya 2019 yılında başlayacağız. Bizim il olarak bu sürece uyum sağlamamız lazım. Bunun için herkese görev düşüyor. Daha dinamik, üretmen ve çalışkan olmalıyız. Kendimize daha az zaman ayırmalıyız. Sonuç odaklı bir yaklaşımla bunun hakkını vermeliyiz. Burdur’u bir atılım yılı içinde 2019’da atılımlarla, projelerle ve daha hızlı bir çalışma modeliyle daha iyi noktalara taşıyalım. Çünkü burada bütü keimler Burdur’u oluşturuyor. Aslında bir yeri geliştiren kendi dinamikleridir.” bilgisi verdi.  

Milletvekili Bayram Özçelik İl Gelişim Stratejileri Çalıştayı’nda yaptığı konuşmasında;

“Üniversitemizin öhcülüğünde güzel bir çalışma gerçekleştirildi. Her zaman dediğimiz gibi kurulduğundan bu tarafa MAKÜ gözbebeğimiz. Bu tür toplantılar daha önce de yapıldı. Küçük dahi olsa raporlar hazırlandı. Şehrimizin sorunlarını, problemlerini biliyoruz. Orada adım atılması gereken konuları Burdur’daki çok kafa yoran insanların da bu salonda olduğunu da biliyoruz. Neticede şehirimizi önümüzdeki plan dahilinde bu çalışmalar verimli olur.”dedi.

Rektör Prof. Dr. Adem Korkmaz ilin gelişimi için yapılacak olan çalışmaların sürekli olarak güncel tutulması ve yeni gelişmeler çerçevesinde revizyonlar yapılması gerektiğini belirterek ;

“Bugün geldiğimiz nokta itibariyle akademisyen arkadaşlarımızın sahada ilimizin değişik platformunda yapmış oldukları çalışmalar, belediye başkanları, kaymakamlarımızla, kooperatiflerle yaptıkları çalışmalar ve kendi akademik birikim ve analizleriyle önümüze bir tablo koydular. Bu tabloya bugün son şekli verilecek. 

Gelişim planlarının dinamik olması gerekiyor. 1 ya da 2 yıl içerisinde bunun güncellenmesi gerekir. İl gelişim planlarının esprisi esasında gelişimin ve kalkınmanın tabandan dinamiğinin ortaya konulmasıyla ilgili. Ülkelerin gelişiminde iki tür dinamik ortaya çıkıyor. Birisi merkezden gelişim planlamalarının yapılması, bu konuda Türkiye oldukça tecrübeli. Önemli birikimi var. Hemen hemen her türlü yerel birimle çok güçlü doküman ve verileri var. Ama ne kadar iyi yaparsanız yapın içeride yaşayan insanların hissettiklerini ya da düşündüklerini merkezin bilme yansı yok. İşte il gelişim planlarıyla hem bölgesel gelişimin hem de il gelişiminin çok daha güçlü bir dinamikle ortaya konulması. Merkez planlarıyla örtüştürülerek bunun revize edilerek güçlü bir geleceğe yolculuk yapmasını sağlamak olmalı. 

Bundan sonra bu çalışmaları sürekli olarak güncel tutmak, yeni gelişimler çerçevesinde revizyonlar yapmak bence çok daha önem taşıyor. Bütün kurumların bu stratejik gelişim planlarına kendi gelişim stratejik gelişim planlarını buna refere etmeleri gerekiyor. Türkiye’deki stratejik gelişim planları meselesi son yıllarda ivme kazandı. Herkes kendi gelişim stratejisini yapıyor. B uçalışmaların Burdur açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Mükemmel bir çalışma yoktur. İyiye yolculuk söz konusudur. Üniversitelerin bölgesel kalkınmada anlamlı varlıkları buralarda ortaya çıkıyor.” değerlendirmesi yaptı.

Hatice Dursun

Yayınlandığı Kategori Manşet

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz’in, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Topluluk Başkanları ile buluşarak, öğrencilerin taleplerini dinlemesine ilişkin açıklama yapıldı;

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Topluluk Başkanları ile İstasyon Çay Bahçesinde bir araya gelerek öğrencilerin barınma, ulaşım, yiyecek, içecek ortamlarının yetersiz ve pahalı olması konusundaki sorunlarını dinledi.

Belediye Başkanı Ercengiz, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin henüz çok genç bir üniversite olmasına rağmen eşdeğer diğer üniversitelerle kıyaslandığında,  sağladığı birçok kaynak bakımından öne geçmiş olduğunu, bundan da kıvanç duyduklarını belirterek, “Okullarınızdaki laboratuar ortamları, yeni fakülte binaları ve sizlere eğitim veren eğitim kadrosu açısından diğer Anadolu üniversitesinden çok daha iyi koşullar sağladığını göz önünde bulundurursak,  sizlerin de doğru bir tercih yaptığını düşünüyorum.  Genç bir üniversite olmasından dolayı dez avantajlarımız da elbette var. Bugün itibari ile kendini geliştirmiş ve durmadan kendini geliştirmeye de devam eden bir üniversitenin bu kente katacağı ekonomik güçten çok,  içerisindeki sosyal etkileşimin bu kente vereceği marka değerini göz önünde bulunduruyoruz” dedi.

Bir anda büyüyen ve 20 binlere ulaşan bir üniversite, 85 bin yurttaşın yaşadığı Burdur’da, sadece 4 bin 500 öğrencinin devlet yurtlarında barınma şansı var. Barınma sorunun yaşanması elbette kaçınılmaz.” Diyen Başkan Ercengiz, bu sorunların çözümü için katkı veren bir yerel yönetim anlayışını ortay koyduklarını belirterek önümüzdeki süreçlerde yapılması gereken en temel ihtiyaçlardan bir tanesi olan, yaklaşık 2.500 öğrencinin finansmanını kendi içerisinde karşılayabilmek koşuluyla Belediye yurtlarında konaklama sağlayabilmek için çalışmalar başlattığını belirtti.

 Öğrencilerin dile getirdiği ulaşım sorunlarına ise yapıcı yaklaşan Başkan Ercengiz, “Burdur ‘da ulaşım özel halk otobüsleri tarafından yapılmaktadır.  Burdur Belediyesi bunun sadece denetim kontrol ve mekanizmalarının doğru çalışıp çalışmadığı ve sürekli takibi konusunda yetkili. Bugün siz de takdir edersiniz ki 20.000 öğrencinin kampüse bir seferde taşınması ve geri getirilmesi, araç sayısını ne kadar arttırırsanız arttırın, çok kolay gözükmüyor. Sadece sonuca baktığınız zaman sonuç çok büyük bir sorun olarak görünüyor.” Açıklamasında bulunun Başkan Ercengiz, ulaşımdaki en temel sorunun Üniversitenin şehir merkezine 15 km uzaklıkta olmasına dikkat çekerek “Biz araç sayısını değil 55, 155 araçla da çözmeye çalışsak pek mümkün görünmüyor. Çözümlerimiz elbette var fakat ekonomik açıdan maliyeti çok yüksek. Bunu bir şehir projesi haline dönüştürmek ve öğrencinin yerleşkeye taşınmasının ya hafif raylı sistemle ya da çok lastikli tekerlekli daha büyük taşıma araçlarıyla yapılması mümkün gözüküyor” ifadelerini kullandı. 

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz,  Kredili Yurtlar Kurumuna giden yol güzergâhında yapılan yeni aydınlatma çalışmalarından bahsederek“ Bugün kentin her noktasını aydınlatmaya çalışıyoruz. Kredili yurtlar kurumuna giden genç evlatlarımızın güvenli yolda yürüyebilmesi için, daha aydınlık, güvenli ve anne ve babalarınızın sizin nerden olduğunuzu merak etmedikleri bir kent inşa etme hedefindeyiz. Bugün bu kentte suç oranı düşük ise, bugün bu kentte sizlerin başına bir iş gelmiyorsa, biz bundan kıvanç duyarız. Bizim için öncelik bunlardır” diye konuştu.

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, öğrenci topluluklarıyla birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Burdur Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Keyik’in , KDV ve ÖTV indirimlerinin üç ay daha uzatılması kararı için teşekkür ettiği açıklaması yapıldı;

Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Keyik:  “KDV ve ÖTV indirimleri yerinde ve zamanında alınmış bir kararla gerçekleştirildi.

Konut, beyaz eşya, mobilya ve otomotiv sektörlerinde hem tüketiciyi hem de üyelerimizi ilgilendiren indirimler vesilesiyle; bu sürenin uzatılmasını onaylayan Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Dr. Berat Albayrak ile hükümet ve özel sektör arasında koordinasyonu sağlayan TOBB Başkanı Sayın M. Rifat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür ediyorum. Yapılan vergi indirimleri iç talebi artırarak ekonomiye katkı sağlayacak ve makro ekonomik dengeler açısından da olumlu etkiler oluşturacaktır. Ekonominin çarklarını daha da hızlandırmak ve istihdamı artırmak için 2019’da da var gücümüzle çalışacağız.” dedi.

Yayınlandığı Kategori Manşet
Cuma, 04 Ocak 2019 15:44

15 Temmuz unutulmadı unutulmayacak

Vali Hasan Şıldak, Güzel Sanatlar Lisesinin gençlik projeleri kapsamında hazırlamış olduğu ve Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından kabul edilen “15 Temmuz Gecesinden Doğan Yıldızlar Projesi” Kil Rölyef çalışmalarının sergi açılışına katıldı.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde düzenlenen sergiye Vali Hasan Şıldak başta olmak üzere Milletvekili Bayram Özçelik, kurum müdürleri, 15 Temmuz Şehidi Ömer Halisdemir’in kardeşi Elif Serin, 15 Temmuz Şehidi Akif Altay’ın annesi Fadime Altay, eşi Gülsüm Altay ve oğlu Niyazi Altay’ın katıldığı açıklandı;

 Vali Hasan Şıldak sergi açılışı öncesi yaptığı konuşmada; “Yakın tarihimizdeki 15 Temmuz hain darbe girişiminin unutulmaması adına, sürekli olarak hatırlanması ve o anların hafızalarımızda yaşaması adına bu tür etkinliklerin yapılmasının anlam ve önemi kadar, ihtiyaç olduğunu da düşünüyorum” dedi.

 Kısa konuşmasının ardından protokol üyeleri ve 15 Temmuz Şehitlerimizin aileleri ile birlikte serginin açılışını yapan Vali Hasan Şıldak, sergiyi gezerek Okul Müdürü Keziban Atagündüz, Proje Koordinatörü Mutiye Çelik ve öğrencilerden proje ve sergilenen çalışmalarıyla ilgili bilgi aldı.

 Serginin gezilmesi sonrası Valimiz, Milletvekili Bayram Özçelik ve 15 Temmuz Şehitlerimizin Aileleri tarafından projede görev alan öğrencilere başarı belgesi takdim edildi.  

 Vali Şıldak  sergiyi gezdikten sonra programdan ayrılmadan basın mensuplarına açıklama yaptı;

 Gençlik ve Spor Bakanlığımız tarafından projesi kabul edilip desteklenen bu anlamlı projenin açılışını hep birlikte yaptık. Halkımızın beğenisine sunduğumuz bu faaliyette anlamlı olan şuydu. Bu proje Rölyef çalışması kullanılarak yapılan sanatsal bir çalışmayı içeriyor. Sanatsal değeri çok yüksek olan bir çalışma ama onun ötesinde asıl, tarihimizde yer alan bir hainliğin adeta duvara çivi ile çakılırcasına zihinlere kazılması adına çok değerli bulduğumuz, halkımıza da büyük mesajlar veren bu yönüyle de çok özel bir çalışmaydı.

 Bu çalışmayı daha da anlamlı kılan, iki Aziz Şehidimizin değerli aileleri ile birlikte açılışını yapmamız oldu. Ben özellikle onlara buraya kadar teşrif ederek açılışta bulunmaları ve bizleri onurlandırmaları için çok teşekkür ediyorum. Şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz şehitlerimiz ve bütün şehitlerimizi rahmet ve şükranla yad ediyorum.

15 TEMMUZ UNUTULMADI, UNUTULMAYACAK.

İlimizde bu ruhun yaşatılması, şehitlerimize olan saygı ve hürmetin her anlamda ifade edilmesi, ama 15 Temmuz’da da ne olduğunun bilinmesi, sürekli hatırlanması bunun özellikle öğrencilerimiz tarafından yapılan sanatsal bir çalışma ile desteklenmesi tabii ki çok anlamlıydı. Bu çalışmayı İlin Valisi olarak ziyaret ederek bizzat gördüm. Nasıl çalıştıklarını, o bilinç ve şuurla çalışmayı nasıl ortaya koyduklarını yaşadım. Kendilerini alınlarından öperek tebrik ediyorum. 15 Temmuz unutulmadı, unutulmayacak. Terörün her türlü faaliyeti ülkemizde adım adım takip ediliyor. Şüheda kanı ile sulanmış olan bu vatanın sahipleri var. Sahipleri tarihin her döneminde vatanına sahip çıkmayı bilmiştir. Bundan sonrada aynı duyarlılığa sahiptir. Evlatlarımız bu bilinci ortaya koydular. Şehitlerimizin kanının da boşa akmadığını bize gösterdiler.

 

Yayınlandığı Kategori Manşet
Cuma, 04 Ocak 2019 15:44

Haşhaş ezmesi yöresel lezzetimiz

Yöresel tatlarımızdan olan Burdur şiş, ceviz ezmesi ve haşhaş ezmesi tadılmaya değer lezzetlerin başında gelir. 

Burdur’un vazgeçilmez ürünleri içinde yer alan haşhaş ezmesi, hem yerli halk hemde dışarıdan gelen vatandaşlar tarafından büyük ilgi görüyor. Her derde deva olan haşhaş ezmesi, hem kahvaltılarda hemde hamur işlerinde kullanılabiliyor. Burdur’un gelenekesel ürünü olan haşhaş ezmesi yapılırken etrafa dağılan kokusu bile kendisine çekmeye yetiyor.

Burdur’da haşhaş ezmesi işiyle uğraşan Kübra Yavuz haşhaş ezmesinin yapımıyla ilgili yaptığı açıklamasında;

“Köylülerden aldığımız haşhaşı bir müddet kavuruyoruz. Kavurma işi bitip soğuttuktan sonra ezme makinelerine atıyoruz ve haşhaş ezmesi satışa hazır hale geliyor.

Haşhaş çeşitlerimiz iki tane. Haşhaş ezmesi imalat ve satışını yapıyoruz. Son dönemde kaya tuzu çok revançta. İyot içeriği kendi içerisinde olduğu için daha çok tercih ediliyor. Tansiyon, guatr hastaları rahatlıkla tükettiği için tercih ediliyor. Burada ambalaj fiyatı eklenmiyor. 

Haşhaş ezmesinin dışında çörek otu yağı, hahşa yağı ve susam yağını hem imal edip hem satıyoruz. Burdur dışınada satışlarımız oluyor. Daha çok Van, İstanbul, İzmir, Denizli gibi şehirlere sipariş gönderiyoruz. Burdur’un haşhaşı meşhur olduğu için vatandaş üretilen yerden yemeyi daha çok tercih ediyor. Haşhaş ezmesinin 1 kilosunu 15 liradan, yarım kilosunu da 7 liradan veriyoruz. 

Bunların yanı sıra kaya tuzu, yemek tuzu, kristal tuzda satıyoruz. Kaya tuzu Çankırı’dan geliyor. Turşuluk iri tuz salamurada ve daha çok bulaşık makinelerinde kullanılıyor. Yemeklik, kaya tuzu marketteki tuzlarla aynı fakat sadece ambalajı yok.

Kendi imalatlarımız olarak haşhaş, çörek otu ve susam yağlarımız var. Haşhaş yağı gıda, hamur işleri ve kızartmada kullanılıyor. Çörek otu yağıda daha çok cilt bakımı için kullanılıyor.”dedi.

Hatice Dursun

Yayınlandığı Kategori Manşet