Manşet - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber
Pazartesi, 21 Ocak 2019 16:23

22 Ocak 2019 - Salı - Burdur Gazetesi

22 Ocak 2019 - Salı - Burdur Gazetesi

Yayınlandığı Kategori Arşiv

Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Orhan Akın, merkez ve kırsaldaki eğitim sistemindeki sorunlar hakkında gazetemize açıklamada bulundu.  

Eğitim sistemini öncelikle ezbercilikten kurtarmak gerektiğinin altını çizen Türk Eğitim-Sen Başkanı Akın, araştıran, eleştiren ve teknolojiye uygun bir eğitim sisteminin olması gerektiğini söyledi. Açıklamasında 2018-2019 eğitim öğretim yılı yarıyıl değerlendirmesi de yapan Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Orhan Akın, eğitimdeki genel  sorunun şu anda eğitim yöneticilerinin atama şekli olduğunu, sözleşmeli öğretmenliği tasvip etmediklerini, kadrolu iş güvenliği olan öğretmenliği istediklerini de dile getirdi. Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Akın, eğitimde öğrencilerin yetenek ve ilgilerinin dikkate alınması gerektiğini savunarak, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un, bu noktada 9 türlü mizaçtan bahsettiğini söyleyip,  Antalya’nın da bu uygulama için pilot il seçildiğini, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un, 9 türlü mizaç türüne ve çocukların yeteneklerine göre eğitim verilmesi gerektiğini belirttiğini hatırlattı.

2018-2019 eğitim öğretim yılı yarıyıl değerlendirmesi hakkında bilgi veren Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Orhan Akın gazetemize yaptığı açıklamada;

“Okullarımız yarıyıl tatiline girdi. Bu eğitim öğretim sorunlarının hem öğrencileri hem de eğitimciler açısından sürekli olarak katmerleşerek büyüdüğüne şahit oluyoruz. Bu yıl başında Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un göreve başlaması eğitim camiasında bir heyecan dalgası oluşturdu. Şu ana kadar Milli Eğitim Bakanı’mızın eğitim çalışanlarıyla ilgili yaklaşımları, söylemleri, ben öğretmen Ziya Selçuk diye başlaması, eğitimi eğitimcileri bırakmak lazım gibi sözleri bizlerde de heyecan uyandırmaktadır. Öğrencilerimizi, öğretmenlerimizi ve velilerimizi de eğitim sorunlarının arttığı bir dönemde ve en başarısız olunan alanda insanlara bir umut kaynağı olmuştur. Ancak bu sorunlara sihirli bir değnekle hemen dokunup, aynı anda düzelmesini beklemekte yanlış olacaktır. 

Biz Türk Eğitim-Sen olarak, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un olumlu yapacağı her işin arkasında olacağımızı hem genel merkezimiz hem de biz Burdur şubesi olarak arkasında duracağımızı belirtiyoruz, ama eğitim sistemimizi önce bir ezbercilikten kurtarmak gerektiğini söylüyoruz. Bunun yanında eğitimde sorgulayan, eleştiren ve teknolojiye uygun bir eğitim modelinin olması lazım. Bir taraftan derslikler, öğretmen açığıda sürekli olarak arttığına da hepimiz beraber şahit olmaktayız. Eğitim çalışanları malesef hızlı bir şekilde Avrupa’nın gerisinde ve ekonomik yönden de çok geride kalındığını da şahit olmaktayız. 

Eğitimde hızla artan bir şiddetten bahsediyoruz. Eğitimde okullarda televizyonlarda, görsel ve yazılı basında da hızlı bir şekilde eğitimde şiddetin olduğunu ve bunun önlenmesi için bununla alakalı bir kanun teklifi sunduğumuzu da söylemek lazım. 

Genel anlamda bir değerlendirecek olursak eğitimin en büyük sorunu, şu anda eğitim yöneticilerinin atama şeklidir. Sayın Ziya Selçuk’un yapmış olduğu en önemli şeylerden birtanesi de şudur. Yeni okul müdürleri ve müdür yardımcılarını atarken yazılı %80, sözlü de %20 atayacağım diyor. Okul yöneticileri liyakatlı, ehliyetli olursa bazı şeyler kendiliğinden de düzelecektir. Zira eğer siz bunu gerçekleştiremezseniz liste hazırlayanlar, kendi adamını bir yere getirmeye çalışan sarı sendikalar, liyakatsız ve ehliyetsiz insanların yönetici olması bu sorunları çözmeye yeterli olmayacaktır. Okulun başarılı olabilmesi için başarılı yöneticilerle, onların yöneteceği okullarla mümkündür. Bunu da sizlerle paylaşmak isteriz.”dedi. 

Sözleşmeli öğretmenliği tasvip etmiyoruz

Ek atamalarla Ağustos ayında 60000 öğretmen ataması yapılması gerektiğini söyleyen Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Akın;

“Bunun yanında 20000 öğretmen atamasından bahsediyorlar. Bizce en az bunun ek atamalarla Ağustos ayında 60000 öğretmenin ataması yapılması lazım. Şu anda bizim yapmış olduğumuz 64 ildeki araştırmada tam 76605 ücretli öğretmen çalışıyor. Bunların yanında norm kadro açığı 101000 ön lisans mezunu, 9253 ücretli öğretmen çalışıyor. Bunlarla beraber 450000’de atama bekleyen öğretmen var. Şu anda eğitim fakültelerinden mezun olmuş, öğretmenlik mesleğini yapacak olan yaklaşık olarak 450000 çocuğumuz, evladımız atama bekliyor. Ne yapmamız lazım? O zaman en yakın zamanda 60000 atama yaparak bu sıkıntılar giderilebilir. 

Sözleşmeli öğretmenlik ataması yapılıyor. Kadrolu öğretmen ataması yok. Bu ne demek? Daha önceden çakılı kadroyla Doğu ve Güneydoğu’ya öğretmen atanırken vizyon belgesinde bu 3+1’e düşürüldü. Yine 4 yıl Doğu’da görev yapacaklar. Aile ve eş durumu dahil yine gelemeyecekler. Biz öğretmenliğin ücretlisine, 3+1’ine, 4+1’ine, 2+2’sine hepsine karşıyız. Biz sözleşmeli öğretmenlik istemiyoruz. Kadrolu iş güvenliği olan öğretmenlik istiyoruz. Sözleşmeli öğretmenliği kesinlikle tasvip etmediğimizi sizlerle paylaşmak isteriz. 

İl içi özür tayinleri var. Eşi her gün Tefenni Hasanpaşa’ya gidip geliyor. Şu anda bizim bildiğimiz Kızılkaya Ürkütlü’de eşi çalışıyor. Bunları bir araya getirmediğiniz zaman o aile bütünlüğü olmadığı , o arkadaşların kafası rahat bir biçimde derse girmesini beklemek yanlış olur. Bu şekilde birbirinden, ailesinden ayrı kişilerinde il içi özür tayin atamaları ile bir an önce ailelerin bütünlüğünü sağlamak zorundayız.” bilgisi verdi. 

Okul yöneticilerini liyakat anlayışı ve uygulaması üzerinden görevlendirmek lazım 

Burdur Milli Eğitimi’ndeki sorunlara değinen Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Akın;

Eğitimin genelinde sorunlar çokken Burdur Milli Eğitimi’nin bundan genel sorunlardan ayrıdır demek yanlış olur.  Eğitim kenti bir Burdur’dan bahsediyoruz. Velilerin çok ilgili ve alakalı olduğu bir Burdur’dan bahsediyoruz. Öğrencilerimiz bütün gayretleriyle hayatlarını eğitimle okuyarak geleceğini planlamak isteyen bir yapı var. Sosyokültürel yapısı Burdur’un eğitime çok değer veren bir yapı. Malesef son zamanlarda 3 yıl üst üste SBS’de birinci olan, LGS’de ilk onun içerisine mutlaka giren Burdur, yapılan açıklamada Burdur 23’üncü sıraya düşmüştür. Bunun sebebini hep beraber oturup düşünmek lazım. Bunun sebebi öğrenciler mi? Hayır. Veliler mi? Hayır. Öğretmenler zaten üzerine düşeni yapıyor. Bunun sebebini biz şuna bağlıyoruz. 2014’ten itibaren yöneticilerin atamasındaki büyük bir kıyımdan bahsedebiliriz. Hem birinci olan Burdur, eğitim kenti olan Burdur bir taraftandan da bunlar başarılı değil diye değiştirdiğiniz 120’nin üzerinde okul idaredicisi. Yani orada benim adamım otursun, benim siyasi görüşümden birisi orada olsun, işte bizim partimiz okul müdürlerini belirlesin derseniz 23’ü bırakın 60’ın altına inmeye mahkum olursunuz. Ne yapmak lazım? Okul yöneticilerini liyakat anlayışı ve uygulaması üzerinden görevlendirmek lazım. Bu yöneticilerin hepsini de liyakatsiz demiyoruz. Okul yöneticileri burada çok önemlidir. Öğretmenlerin motivasyonunu, öğrencileri, velileri alıp bulunduğu yerden daha yukarılara çıkaracak vizyona sahip olmak zorundadır. Tecrübeye sahip olmak zorundadır.”değerlendirmesi yaptı. 

Kırsalın eğitim öğretimden yoksun oluşu köylerin milli duygularını köreltmektedir

Merkezdeki ve kırsaldaki eğitim sorunların başında taşımalı sistem ve köy okullarının kapanmasının geldiğini söyleyen Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Akın;

270’in üzerinde Burdur’da okul var. Taşımalı eğitim devam ediyor. Taşımalı eğitimle çocuklarımı sabahın köründe uykularını almadan, kahvaltılarını yapamadan okula gidiyor. Bunlar çok önemli. Çocuklar sabah kahvaltısını yapmadan, daha güneş doğmadan okula gidiyorsa o çocuğun ikinci üçüncü satte uyanmasını bekleyemeyiz. Çocuk uykusunu alamamış, karnını doyuramamış, fiziksel-biyolojik ihtiyaçlarını giderememiş. Dolayısıyla önce bunu bir düzeltmek lazım. Her şeyden büyük büyük köylerimizde okullarımız kapanıyor. Mesela Kestel’den örnek vereyim. O çocuklarımız başka bir yere taşınarak eğitimlerini yapıyorlar. Her köy bir kültürdür. Sayın Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’da bunu söylüyor. Her köy bir kimliktir. O köylerimizin kültürel kalkınmasını, öğrencileri bırakın köyde oturan insanlara da öğrencilerin çok büyük katkısı oluyor. Kültürel anlamda milli bayramlar kutlanıyor mesela. 23 Nisan’da köyün içerisinden insanlar trampet sesleriyle çocukların ellerinde Türk bayraklarıyla dolaşması bile bir heyecan yaratıyordu. Sabah Andımız okunuyordu mesela. Türk Eğitim-Sen bunun mücadelesini de veriyor. Mahkemeyi kazandık. Danıştay yürütmeyi durdurma kararı aldı. Bu Türkiye’nin bölücüleri, vatan hainleri Türküm doğruyum çalışkanım Andımız’ın kaldırılmasını başarı olarak gösterdiler. Türkiye Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Sayın Cumhurbaşkanın da dediği gibi tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrakla bunların hepsi Türk milletinindir. Burada çocuklarımız Türklüğünden ayrı olmadan, Andımız’ın tekrar okullarda okutulması lazımdır. 

Kırsalın okul olmayışından dolayı eğitim öğretimden yoksun oluşları orada birçok milli duyguları da köreltmektedir. Bir an önce köylerdeki okullar aktif hale getirilmelidir. Taşımalı sistemi iptal edip, okullarımızın aktif hale gelmesini biz canı gönülden istiyoruz.” dedi ve çocukların düşünen, eleştiren, çağa ayak uyduran, okuyabilen bir şekilde yetiştirmek gerektiğini belirtti. 

Velilerin öğretmenlere güvenmesi gerekir

Yeni gelen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un eğitim alanında yaptığı değişikler hakkında bilgi veren Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Orhan Akın;

Milli Eğitim Bakanı Zeya Selçuk, Talim-Terbiye Kurulu Başkanlığı yaptı. Eğitim kökenli bir bakan. Daha önceki Hüseyin Çelik’le başlayan Sayın Bakan Ziya Selçuk’a kadar yedinci bakan, hepsi de diyor ki benden önceki bakan eğitim sistemi mahvetmiş. Farklı iktidarlarda farklı bakanlar, farklı uygulamalarla belkide çok farklı modeller denenmiş olabilir ama aynı iktidarın 7 farklı bakanı olmamalı. Şimdiki Bakan Ziya Selçuk eğitimin sıkıntılarını bilen birisi. Öğretmen yetiştirmekte en büyük sıkıntılardan birtanesi. Eğitim ordusuna katılacak öğrencilerni mutlaka iyi yetiştirilmesi lazım. Stajların okullarda uygulama dönemlerinde fiili olarak derslerde ders öğretmeleri lazım. Sayın Ziya Selçuk bu noktada eğitimin sıkıntılarını iyi bilen bir kişi. Burada balığa uçmayı, kuşada yüzmeyi öğreten bir eğitim istemini görüyoruz. Her çocuğa kendi kabiliyetleri, yetenekleri doğrultusunda eğitim öğretim yapacak, Sayın Bakan bu noktada 9 türlü mizaçtan bahsetti. Antalya’da pilot il seçildi. 45 dakika ders, 45 dakika teneffüs. Sayın Ziya Selçuk 9 türlü mizaç türünden ve çocukların yeteneklerine göre eğitim alması gerektiğini belirtti. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkede yaşıyoruz yüzme konsisinda malesef yüzme takımını bile zor oluşturuyor. Türk milleti kabiliyekli bir millet. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te diyor, tür milleti zekidir, ama bu zeki insanları iyi bir eğitim siteminden geçirmemiz gerekiyor. Zira bunu yapmazsak gelecek dönemlerde hep beraber aile, fert, eli olarak bunun sıkıntısını yaşarız. 

Burdur’daki en büyük hastalıklardan birisi veliler öğretmene öğretmenlik öğretmeye kalkıyor. Olmaz. Çocuğunuzu teslim ettiğiniz öğretmeninize güveneceksiniz. Ahlaki yapısına, çocuğunuzun bilgi birikiminde katacağı katkıya güveneceksiniz. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un yapığı icraat 147’yi kapattı. Öğretmen şikayet hattı diye bir ha olabilir mi? Performans değerlendirme biçimi olabilir mi? Öğretmen not almaz, öğretmen not verir. Eleştirilebilir ama öğretmeni de kurtlar sofrası gibi bir meslek haline getirmeyeceğiz.”dedi ve bugün en büyük sıkıntımız öğretmenin itibar meselesi olduğunun altını çizdi. 

Okul öncesi eğitime önem verilmeli

Okullarda şiddet konusunda açıklamada bulunan Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Akın;

“Okullarda keman kutusunun içine silah koyup öğretmenini vurmaya giden  bir öğrenci vardı. Bu psikolojik bir hastalık.Bu çocuklarda bizim. Nasıl oluyorda bir çocuk öğretmenini vuracak kadar psikolojikman bir şeyler yaşıyor. Yüz kişiden bir tane yanlış yapan öğretmenimiz olabilir ama hiçbir öğretmende öğrencisi tarafından vurulmayı hak etmez. Okul Müdürü’nü öldürdüler İzmir’de. Her önüne gelen öğretmene saldırırsa kaybeden Türkiye olur. Öğretmenimiz itibarını kaybederse millet olarak topyekün hepimiz kaybederiz. Eğitim bu yüzden önemli. Ülkenni 100 yıl sonrasını düşünüyorsanız, mutlaka iy eğitimcilerle ve eğitim siteminin daha da mükemmel hale getirilerek yz-boz tahtası haline getirlmeden kalıcı tedbirler uyguyanmasını temenni ediyoruz.  Bir çocuk okula başladığı zaman hangi sistemden mezun olacağını bilemiyor. Böyle bir istem olamaz. Çocuk lise bire başlıyor, lise sona kadar üç tane sistem değişiyor. Bakın ilkokul 5 iken 4’e düşürdük. Bunnu en büyük sıkıntılarından biri 4+4 sistemidir. Bu 4+4 sistemi 5 yıl olması gereken ilkokulu 4’e düşürerek, hem sınıf öğretmenlerini mağdur etmiştir, hem de ilkokulda okuyan o yavrularımız beşinci sınıflardaki çoçuklar ara eleman haline gelmişlerdir. Ne ortokul ne de ilkokul öğrencisi olduğu belli. İlkokul 5 yıl olmalı. Bizde diyoruz ki anaokulları zorunlu olmalı. Okul öncesi eğitime çok önem verilmeli. Bunn yanında ilkokul 5’e kadarda not verileren bir eğitim sistemi değil, çocuklara bu insan ilişkileri, görgü kurallarını iyi öğretmek lazım. Sinemaya geçerken sıraya girmesini bilmesi lazım. Okullara bir gidin, çocukların dışarıya çıkışını bir seyredin. Birbirinin üstüne geliyorlar. Burdur’da bir okulda zilsiz bir proje yapmışlar. Bu 1 ay sonra oturur belki ama çocuğa sorumluluk verir. O yüzden sorumluluğu yüksek çocuklar yetiştirilmesi gerekiyor.” değerlendirmesi yaptı.

Ülkenin Milli Eğitimi devlet politikası haline getirilmeli

Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı çocukların ilgi alanları ve yeteneklerine göre eğitim verilmesi gerektiğini belirterek;  

“Sınav sistemleri sürekli değişiyor. Diploma almaya odaklı bir sistemin olmaması lazım. Bizim bahsettiğimiz yeteneğe dayalı eğitim modelini inşallah gelecek dönemlerde uygulanacağını biz Sayın Bakan Ziya Selçuk’tan duyuyoruz. Okul, ders çeşitliliği de çok fazla. Avrupa ve İskandinav ülkelerinde 6 çeşit ders varken Türkiye’de 16 çeşit dersten bahsediliyor. Bu ders sayısı çok fazla. Çocuklar bunalıyorlar. Akşam eve geliyor, aileler ders çalış diyor. Çocuk çocukluğunu, gençler gençliğini yaşayamıyor. Ama ortada kocaman bir kaybedilmiş bir nesiller oluyor Çocuk çocukluğunu da aşayacak, okulları sevilen bir ortam haline getirmek lazım. Sınav sistemleri zaten baştan başa düzeltilmesi lazım. Alfabedeki her harfi kullandık. TEOG’tan, SBS’den, LYS’den tutun farklı farklı sınav sistemleri var. Ülkenin milli eğitimi hükümetlerden hükümete değişmeyip, devlet politikası haline getirmesi lazım. Yetiştireceğimiz çocuklarımız nitelikli olmak zorunda. Biz Türk Eğitim-Sen olarak velilere de buradan seslenelim. Çocuklarımız bizim için kıymetli. Onları sadece karneyle, notla değerlendirmemek gerekir. Her aile çocuğunu iyi takip edip, yeteneklerini öğretmeniyle beraber konuşup, gelecek dönemlerde bu böyle olacak, çocuğunun ilgi alanlarına yönelik eğitim verilmeli. Herkesin yetenekleri hangi yöndeyse o yönde bir eğitim sistemi gelmeli, geliyor. Velilerde bu noktada çocuklarını iyi takip etsinler. Okula daha çok sok gelip, gitsinler. Karne tek başına bir belirleyici değildir. Çocuğun karnesi hem öğretmenin hem de velinin karnesidir. Bütün karnelerin hepsi de türk milletinin karnesidir.” dedi ve millet olarak karnemize iyi bakmamız gerektiğini vurguladı.

Hatice Dursun

Yayınlandığı Kategori Manşet
Pazartesi, 21 Ocak 2019 16:22

Köpek döğüştürenlere ceza

Valilikten yapılan açıklamada; İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından Burdur/Merkez/Askeriye Köyü içerisinde köpek dövüşü yapılacağı bilgisi alınmasına üzerine, 20 Ocak 2019 günü saat: 11.00 sıralarında Askeriye Köyü sınırları içerisinde ekipler tarafından yapılan araştırmada; (3) köpeğin yaralı vaziyette bulunduğu bilgisi verildi.

Açıklamada, konuyla ilgili köpek sahiplerinin tespit edilerek, bu şahıslara Burdur Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü ekiplerince idari para cezası uygulandığı, ayrıca Bölgede yaralı olarak bulunan (3) köpeğin Burdur Belediyesi geçici hayvan barınağına teslim edildiği belirtildi

İlde 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun uygulanması, hayvan haklarının ihlali ve kötü muamele konusunda takip ve denetimlerin hassasiyetle sürdürüldüğü ifade edildi.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, yarıyıl tatili nedeniyle çocuklara karne hediyesi olarak eğlence parkı oluşturdu.

Burdur Belediyesi’nce düzenlenen Geleneksel Karne Hediyesi,  bu yıl da Burdur Belediyesi Konferans ve Sergi Salonu’nda gerçekleştiriliyor. 21- 22 – 23 – 24 – 25 Ocak tarihlerinde düzenlenecek olan etkinliklerin sabah saat 10:00’dan, akşam saat 10:00’a  kadar  ücretsiz eğlence hizmeti verecek. Şişme oyun guruplarının yer aldığı etkinlikte çocuklar doyasıya eğlenecek.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Araştırmacı Yazar Organolog Apdurrahman Ekinci, geniş kapsamla bir araştırma ile Anadolu’da, özellikle göçerlerde kadına verilen değer, bakış, saygı konusunda önemli belirleyici örnekler sunan bir yazı hazırladı. Yazıda kadına bakış yüz yıllar öncesinde günümüze dek irdelenmekte;

ANAMIZ YÂRİMİZ KIZLARIMIZ 

Gertrude Bell Tarafından 1907-1915 tarihleri arasında Kayseri Tomarza’da çekilmiş bir Avşar kadını

“İki büyük nimetim var 

Biri anam biri yârim

İkisine de hürmetim var

Biri anam biri yârim”

“Ben ağlarsam ağlayan gülersem gülen

Bütün dertlerime ağlayıp gönlümü bilen” Neşet Ertaş (1)

“Eski Türklerce kullanılan kanğ (baba) ve ög (anne) kelimelerinin 9. Yüzyıldan itibaren ata ve ana olarak değiştiği anlaşılıyor”. M. Eröz (2)

Ög-Ana –Öksüz anası ölmüş çocuk. 

“Halam bizim buralarda ana olmak, yar olmak yürek ister; emek ister, cesaret ister, sorumluluk ister, üstüne yorulmayı unutmak ister. Biz evimizde üç kız bir erkek çocuktuk; ben en büyükleri idim. Anamız hastalandı ben çabucak bizim evin anası olmuştum. En küçük 2 yaşında ikişer yaş ara ile gelin bana doğru. Babam keçi sürüsünün başında, anam yatakta, kardeşlerim kucakta idi. Gün yetmiyordu bana. Anamın ne kadar zoru başardığını anlamaya başlamıştım. 12-ya da on üç yaşlarında ya var ya da yoktum. Sabah gün doğmadan kalmak, insani ihtiyaçlarımı giderir gidermez ocak yakmak, ocak yanarken un elemek, unu hamur yoğurmak ekmek etmeye başlamak. Uykudan uyanan kardeşlerim, birer birer gelerek ocak başına otururlar. Onların keyifli hallerini gidermek; küçük küçük ekmek yaparak gönüllerini almak, ana olmanın ayrı bir yanı olsa gerek. Ekmek biter bitmez sığırların sığıra katılma zamanı gelmiştir. Benim küçüğüme hemen sığırları sığır sürüsüne götür kat, oradan okuluna git. Ama iki gözümle de hasta olan anamı gözlemekteydim. Anamın acıktığını anlamıştım. Biraz su, biraz süt koyarak, hemen bir un çorbası yaptım. Anam içti, kızım ana gibi olmuşsun dedi.  Anamın iyi olmakta olduğunu anladım. Anamın iyileşip ayağa kalkması evimizin yüzünü güldürecekti. Güldürdü de.” Berber Gası (Şerife Ay)  –Kayış Köyü

“Yörüklerin yaşamında kadının önemli bir yeri vardır. Çadırın yönetimi evin en yaşlı kadınınındır. Kadın evin direğidir. Çocuğu kadın doğurur, konuğu kadın ağırlar, kilimi, çadırı, heybeyi, kolanı kadın dokur. Keçeyi kadın pişirir. (Dokumaları genellikle küçük boyutlu bol renkli ve motifleri özgündür.)Hayvanlardan sütü kadın sağar. Üzerlerine giyilen giyisiyi kadın diker. Keçiden koyundan kırkılan yünü, kılı o temizler, eğirir, boyar, bin bir renkli motife dönüştürür. Çadırda dumanı tüttürür ekmek, aş yapar. Sözün özü, Yörük kadını beş parmağında beş hüner, üretkenliğin vefanın eşsiz bir örneğidir.

Yörükler tutucu insanlar değillerdir. Kadın, erkek dağda, bayırda rahatça konuşurlar. Genç kız, genç delikanlı birlikte koyun, keçi otlatmaya giderler. Kaçma göçme olayına pek sık rastlanmaz, kimsenin namusuna leke gelmez. “Musa seyirci (3)  

Toprağa yerleşmiş bir köylü anası ile henüz yerleşmemiş konargöçer bir yörük anasının yaşam savaşında yüklendiği yükümlükleri yaşadığı ortamda görmeye çalıştık.

“Yeni doğan bebesinin tuzlu rahim sularını, buz gibi kaynak suyunda yıkayarak arındıran, bebesi erkek ise, kartal kanadıyla, kız ise güvercin kanadıyla  gözlerine kara sürme çekenler,  ardından bebesini sararak, ağır lohusa haline bakmadan yoluna devam eden genç , güçlü Yörük kadınları …Bolkarların emzirdiği Yörükler….

Erkek çocuklar babaları gibi iyi birer çoban, kız çocukları, anaları gibi iyi at binen, çabuk ateş yakan, hamur yoğuran, yük yükleyen, süt sağan, gerektiğinde güçlü bir koçu dizinin altına yatırarak bıçağı ile kesen, tulum çıkarırcasına derisini bir solukta yüzen ve bir saatin içinde ateş üstünde saç kavurması haline dönüştürebilen bir beceriye özenirler.

Genç kızlar tek başlarına kocaman bir sürüyü önlerine katarak, sırtlarına yün keçeden kepeneklerini geçirerek sabaha kadar dağların, ormanların gizemli karanlıklarında yaylıma çıkarabilirler sürülerini. Çoban kızlara kimse bir şey yapmaz, yapamaz.” Osman Şahin (4)  

Bilindiği gibi üç türlü yaşam şekliyle başlanmış bu günkü yaşam şeklimize: Orman içi yaşamı, toprağa bağlı kalarak yaşama, ,bozkırda özgürce hayvanlarının arkasından nerede yeşil ot varsa oraya göçüp, dağların, bellerin, ormanların özgürlüğü içinde özgürce yaşamak. İşte bu havada yaşamış Yörük karıları hiçbir geleneğe göreneğe kanuna bağlı kalmadan kendi kararlarını kendileri veriyorlardı.

“Kıl çadırda oturduğumuz için halk Azrail’e “Gök çadırlı “ derdi. Gök rengi Yörüklerde uğursuz renktir. Nazar boncuğu gök renktedir. “Gök gözlü” uğursuz insana söylenir. Yörük kadınlarının çuvallarının dibinde mutlaka bir Gök çepken bulunurdu. Evlilikte devlet nikahı yoktu. Yürek nikahı vardı. Kadın kocasını boşayacağı zaman, gök çepkeni çıkarır giyer dışardaki üstüne otururdu. Bunun anlamı “ Ben herifimi boşadım” demekti. Koca utancından çadırdan çıkamazdı. Yörük kadınlarındaki özgürlüğe bakın siz. Osman Şahin (5)  

Dağlarda sürünün arkasında hep koşarsak yorulmaz mıyız?

“1936 yılında İngiltere Kralı Vlll. Edward Türkiye’ye ziyarete gelmiştir.

-Türkiye bir savaş anında ne kadar asker çıkarabilir Ekselans?

Atatürk’ün bu soruya şöyle cevap vermiştir. 

-Bu düşmana ve savaşa göre değişir sayın Kral hazretleri. İcabında kadınlı erkekli bütün Türkler askerdir. Fakat talim görmüş asker olarak bir milyon çıkarabiliriz.

O Mehmetçik, kavgayı sevdiği zaman, deveden çok fazla yol yürüyerek ve deveden çok fazla aç kalarak dövüşür. Hem unutmayın ki Sakarya kavgamıza, mermilerimizin çoğunu, Mehmetçiğin karısı taşımıştır.” Mustafa Kemal Atatürk-  Kahraman Yusufoğlu (6)

“Eski Türklerde fertler savaşçılık ve mücadele sahasında şahsiyetlerini bulurlar ve gösterecekleri kahramanlık ölçüsünde cemiyetteki yerlerini alırlardı. Kadınlarda aynı şekilde yetişmiş olup, çok kere erkeklerle birlikte savaşa katılırlardı (hatta İslami devirde bile ). Binlerce kilometrelik göç hareketlerinde, bütün aile efradı ile birlikte yeni yurt kurmak zorunda kalan Bozkırlı Türk’e kadının her sahada olduğu gibi, savaşta da destek olması tabi idi. S.30

Ata binmek, ok atmak herkesin tabi meşgalelerindendi. At yarışları, cirit, gülle atma, güreş, doğancılık (yırtıcı kuşlarla avlanma) vb. mücadele azmini keskinleştirirdi. Kadınlarında iştirak etikleri çeşitli top oyunları  (futbol, golf ve Polo’ya benzer nevileri) Hunlardan beri Türkler arasında oynanmakta olup Gök Türkler çağında Çine’de yayılmıştı. S.76

Türkler savaş meydanında değil rahat döşekte ölmekten, hatta ihtiyarlayıp hastalanmaktan utanırlardı. Esir olmak, köle durumuna düşmek, kadınların düşman eline geçmesi büyük utanç kaynağı idi. “ S.134

“Asya Hunlardan beri ata binip ok attığı, top oynama, güreş gibi ağır spor yaptığı, savaşlara katıldığı tespit edilen, namus ve iffetine düşkünlüğü yabancı kaynaklarda  ( İbn Fadlan, Gardizi  vb. ) bilhassa belirtilen Türk kadını itibar sahibi olup, muharebede düşman eline geçmesi büyük zillet sayılırdı .”S.17 İbrahim Kafesoğlu (7) 

Haydin beraberce biz, dönelim Cenupta Türkmen Oymaklarının anasına bakalım.

“YÖRÜKLERDE KADINLAR.

Aşiretler arasında kadının önemli bir yeri vardır. Erkekler kadınlara danışmadan bir işe veya pazarlığa başlayamazlar. Kadın sanki obada bir danışma vasıtasıdır.

Kadınların çok çalışmaları aşirette onların saygı değer bir mevki kazanmalarını sağlar ve çok çalışan kadınlar övülür. Kadınların adetlerine, darbı meselelerine kayıtsız şartsız herkes boyun eğer. Ölülere ağıt (mersiye ) okumak kadınların görevleri arasında önemli bir yer tutar .” S.119-120

“KADIN İŞÇİLER

Aşirette dokuma işleri:

Türkmen oymakları arasında en canlı halk sanatı, dokumacılıktır. Bu dokumalar: Halı, kilim, çul ve benzeri gibi şeylerdir. Aşiret arasında bu gibi şeyleri dokumasını bilmeyen yoktur. S. 220 

“HASİBE TEZE:

Aslen Andırın’lı olan Hasibe teyze, hale Kadirli dedir. Hal uşağı obasından olan bu hanımı şimdi hatırladım. Onun da bu konuya temas eden bir türkü, bir hikayesi vardır. Sırası gelmişken buraya almak uygundur. 22.4.1933 tarihinde Kadirli de konuştuğum Hasibe teyze söze başladı:

AŞİRET VE ŞEHİR KADINLARI

Eski zamanda zengin bir adam üç kadın almış. Karılarından biri Aydın aşiretinden, biri Cerit aşiretinden, diğeri de şehir uşağından imiş. Adam bir akşam aydın aşiretinden olan karısının yanında kalmış. Sabahleyin uyanmış, ne görsün; karısı gün doğmadan uyanmış, kirmen çeviriyor. Karısına seslenmiş! 

-Neden böyle erken uyandın, rahat etmedin mi?

-Gecenin yarısında develerin geviş getirirken iki taraflı çalınan çanların sesleri senin damat olduğun günleri aklıma getirdi. Kuzuları ürüne kaldıracağım vakit geldi. Onun için yatamadım. Bu gün devem, davarım yok ama kirmenim var. Sahurda iş görerek gönül eğliyordum. 

Zengin adam üçüncü gün şehirli hanıma misafir olmuş. Sabahleyin uyanmış. Birde bakmış, kuşluk olmuş, hanım hala uyuyor. Öğle sularında bakmış ki hanım uyanmış.

-Hanımefendi, çok erken uyandın. Yoksa rahatsız mısın? Diye sormuş. Hanım cevap vermiş:

-Hayır, rahatsız değilim.  Abdestim geldi de onun için uyandım. Burada Hasibe teze güldü ve yine devamla:

-Şehir karılarında da tabiatsızlar bulunur. Adam ben şehirliyim dememeli. Nede olsa şehir kadınları bizden çok iyidir. Hiç olmazsa yaşamasını bilirler

Bu hikâyede halk, tembel hanımlara not veriyor. Köylümüzün şehir hanımlarının da köy hanımları gibi erkeklerin imdadına ve yardımına koşma zamanlarının çoktan geçmiş olduğuna işaret etmekte bence hakları vardır.

  Artık Hasibe teyzeden türkü istemeye başladım. Sevimli hanım gülümsedi ve “Peki sana bildiğim türkülerden söyleyeyim. “ dedi. Ben not defterimi alır almaz Hasibe Teyze de başladı. 

Mesttane de deli gönül mestane

Aşık olan gül gönderir dostuna

Döne döne teneşirin üstüne 

Yatmayınca gönül yardan ayrılmaz

Halep, Türkmen koç yiğidin vatanı

Aramazlad-r gurbet ilde yiteni

Al döşek üstünde kızıl lekei 

Görmeyince gönül yardan ayrılmaz.

Metne de Karaca oğlan metine 

Yeni düştüm şu güzelin bendine 

 Al döşek üstünde çakırdikene 

Yatmayınca gönül yardan ayrılmaz” S.398-399-400

EVLAT VE KADIN

“Kak demeden kalkan evlat

Tut demeden tutan avrat

Günde devlet günde devlet, 

Avradın iyi; ne işin var düğün evinde?

Gir gir oyna, çık çık oyna! 

Avradın kötü; ne işin var yas evinde? 

Gir gir ağla, çık çık ağla! Ali Rıza algın S. 521 (8)

DÜNYA DESTANLARINDA VE BİZİM DESKANLARIMIZDA KADIN

Destanlar kadınlarımızı konu ederek enine boyuna incelemişlerdir.  Türk destanlarında ve antik Yunan destanında kadın nedir nasıl bir görev verilmektedir.

Antik Yunan İlyada destanında kadına biçilen görev ve sorumluluğuna bakalım. 

“…Okşadı eliyle karısını, dedi ki: Zavallı karım benim, üzme canını, günüm gelmeden kimse Hades’ e atamaz beni, ama doğduğu günden bu yana hiçbir insan kaçamaz kaderinden, ister korkak olsun, ister yürekli. Hadi sen eve git, bak işlerine, geç tezgahına, mekiğinin başına, hizmetçilere buyruk ver . Savaşla biz uğraşacağız, başta ben, İlyon’da doğmuş büyümüş bütün erkekler…” Homeros-İlyada S.291 (9)  

İlyada Destanında Kadınlar saray hanımı, ev kadınıdırlar. Sen eve git, bak işlerine, geç tezgâhın başına, hizmetçilere buyruk ver. Tezgâhlarının başında kumaş dokurlar, yün eğirirler, ev işleri yaparlar;  erkeğinin yaptığı işlerden uzak dururlar..

Dedem korkut kitabındaki kadın kahramanlar kahraman ve gözü pektir; canlarını hiçe sayarak düşman içine girerek oğullarını, kocalarını kurtarırlar. 

Düşmana tutsak düşen eşini kurtarmak için Burla Hatun bilgeliğini ortaya koyarak sorunu şöyle çözmüştür:

“Meğer Hanum Uruz anası boyu uzun Burla hatun oğlancuğunu andı, kararı kalmadı. Kırk ince bellü kız oğlanıla kara aygırın tartturdu, butun bindi. Kara kılıcnı kuşandı. Başum tacı Kazan gelmedi deyü Kazan’ın izini izledi gitti. Gelü gelü Kazan’a yakın geldi. Kazan helalını tanımadı. Han kızunun Kazan  üzerine geldi.

Boyu uzun Burla Hatun, kara tuğun kafirün kılıçladı, yere saldı, Tekür alındı, melik tutuldu, tuğ ıkıldı, ursanı yenildi, kafir kaçtı, Derelerde kafire kırgun girdi. On beş bin kafirkimi kırıldı, kimi tututldu

Kazan ve Burla Hatun oğlu üzerine gelüp atdan indiler elin çözdüler, koco koca atayıla oğul görüştüler. Dedem Korkut S. 72-74 (10)

 Burla hatun kızları ile birlikte düşmanın içine girerek düşman ordusunu darma dağın ediyorlar. Hakan ile birlikte oğlanlarının elini çözerek kurtarıyorlar. Hatunlarımız oturup ipek sarma yerine Hakanıyla birlikte savaş ediyorlar, savaş kazanıyorlar.

Oğlan aydur:  “Baba çün meni evereyim, dersin, mana layık kız nice olur?

Kan Turalı aydur: Baba men yerümden duramadın ol durmuş ola; men kara koç atuma binmedin ol binmiş ola; men kanlı kâfir eline varmadın, ol varmış, mana baş getürmiş ola, dedi. 

Kanlı Koca aydur: Oğul sen kız istemezmişsin, bir cilasın bahadur istermişsin; anun ardında yiyesin, içesin, hoş geçesin, dedi.

Kan Turalı aydur: Beli canum baba, eyle isterem. Pes varsın bir cici bici Türkmen kızını alasın. Nagahandan dayanam, üzerine düşem karnı yarıla, dedi. 

Kanlı Koca aydur: Oğul kız görmek senden, mal rızk, vermek benden, dedi. 

İç Oğuz’a girdi kız bulamadı, Dolandı, Taş- Oğuz’a girdi, bulamadı. Dolandı Tırabuzana  geldi.

Meğer Tırabuzan tekürünün bir azim görklü mahbub kızı vardı. Sağına soluna iki koşa yay çekerdi. Attuğu oh yere düşmezdi. Ol kızun üç canavar kalınlığı kaftanı vardı. : Babası her kim ol üç canavarı basa, yense, öldürse kızumu ana verürem deyü va de eylemişdi. Basamassa başın keserdi. Böylelikle otuz iki kafir beginün oğlunun başı burç bedeninde kesilüp asılmış idi.”Dedem Korkut S. 83-84 (11)

Ben yerimde durmadan o durmuş ola, ben daha atıma binmeden o binmiş ola, ben düşman üstüne varmadan o varmış ola, bütün düşmanların başını kesip getirmiş ola. Yar dediğin, eş dediğin böyle olmalıdır.

Cici, bici, ip incecik, gün görmemiş, iş işlememiş, ok atmamış, savaş bilmeyen kız neye yarar ki? Kızın üstüne düşse karnı yarılacak. İçi dışına çıkacak, bu kızı alıp ta ne etsin?

“Oğlum at kısraktan doğar, kısrak iyi seçilirse atlarda iyi olur. Kadın dediğin beş kile unu (50 kg) kucakladığında ata eşeğe yüklemeli. Bir koçu dizinin altına yatırarak kesip bir saata varmadan kavurma yapmalı.” Bardak oğullarından 1313 doğumlu Hasan çavuş

“ŞİMDİ TÜRK KADINLARINA DÖNÜYORUM: 

Türk kadınlarında ki yüksek ahlak seviyesinden de bir nebze bahsetmek yerinde olacaktır. Karılarının iffeti Türkler için o kadar önemlidir ki hiçbir başka millette ona bu derece önem verildiğini göremezsiniz. Karılarının iffetini korumak için, güneş ışığının bile erişemeyeceği şekilde onları eve kapatırlar. Mecbur kalıp da bizzat sokağa çıktıkları zaman, onları o örtülü ve kapalı hali ile bir hayalet zannetmek mümkündür İnsanlara keten veya ipek peçeler arkasından bakarlar, fakat kendi ciltlerinin en ufak bir kısmı dahi bir erkek tarafından görülmez.

Birazcık güzelliği yahut gençliği olan bir kadının bile onu gören erkekte arzu uyandıracağı ve dolayısıyla ruhen kirleneceği düşünülür. Bunun için kadınlar erkeklerden tamamen uzak tutulur. Çocuklar ve kocaları dışında erkek olarak yalnız kardeşlerine görünmelerine izin vardır. Zengin ve yüksek tabakaya mensup erkekler, evlenirlerken karılarının evden dışarı ayak atmayacaklarına dair şart koşarlar. Ogier Ghiselin de Busbecg-Türkiyeyi böyle gördüm S.109-110 (12)       

“Türkler hala erkeklerin egemen olduğu bir toplum görünüşündedirler. Cumhuriyetle birlikte kadınlar da büyük bir aşama geçirmişlerdir. Bugün gündelik hayatta, kadınlar büyük roller oynamaktadır. Parlamento da, üniversitelerde, yazarlar ve gazeteciler arasında çok sayıda kadın bulunuyor. Hatta İngiltere’de yeni kabul edildiği halde, yargıçlık, Türk kadınları arasında yaygın bir meslekti. Sanatta da kendilerini göstermeyi becermişlerdir. Türklerin gerçekten usta kadın oyuncuları, balerinleri, müzisyenleri vardır. Bütün bunlara rağmen, yinede erkek kadın cinsleri arasında görünür bir eşitsizlik bulunuyor. “Davit Hothan-Türkler S.47 (13)

İki yabancı yazarın gözlemleri sonucunda bize yazdıklarını satır satır okuduk. Ogier 1-Eylül 1555 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul’da bulunan Osmanlı İmparatorluğunun İstanbul kültürünü gözlemiştir. Osmanlının giyimini, yaşamını eksiksiz olarak bize ulaştırmıştır. Kadınların bu şekilde yaşayıp davranmalarında inancımızın da etkisi büyüktür.

Yazar Sadece İstanbul kadınlarını gözlemiştir. Anadolu’da Türkmen ve Yörük karıları nasıl giyiniyorlardı dersiniz? 

“HALKIN YAŞANTISI   

Türkiye’de köylüler genel nüfusun Yüzde yetmişini oluşturur ve otuz beş bin köye dağılmış olarak yaşar. Köyler, Türkiye içinde adeta apayrı bir dünya gibidir. Gelenekleri ve sosyal yapıları  şehirden öyle farklıdır ki sosyologlar ister istemez Türkiye’de iki başlı bir kültür olduğunu söylerler. Böylece ortaya bir değil, iki Türkiye çıkmaktadır. Kasabalardaki hayat, Türklerin İslamiyet’ten önceki Orta Asya yaşantılarını hatırlatır. “Davit Hotham- Türkler S. 54 A.G.E (14)

21.yüz yıl Anadolu devriminden sonra Anadolu’yu gezip gözlemlerini yazan Davit Hotham kadınlarımız üzerine düşüncelerini Anadolu gerçeğine en yakın yazan bir yazar olmuştur. Şehir, köy kültürüne dokunmadan genel üzerinde durmuştur. Biz diğer bölümlerde kırda, çadırda, köyde kasabada şehide kadınlarımızın neleri nasıl yaptıklarını tarihi süreç içinde enine boyuna irdeleyeceğiz.

“Göçebe Türkler buralarda hayvan otlatır. Arapların ve Berberilerin göçebeleri gibi, bir yerden bir yere göçerler. Bunlar deve ve at yetiştirmekle uğraşırlar. Bütün Türler at eti yerler, at etini sığır ve koyuna, benzer eti yenen diğer hayvanların etlerine tercih ederler. Onlar pirinç et ve balık yerler. Ülkelerinde şarap az bulunur. Türklerin kadınları güzel ve iyi endamlıdır. Bunlar erkeklerinden daha mukavemetli olup ruhlarındaki keskinlik, tabiatlarındaki kuvvet sebebiyle muhtaç oldukları şeyleri erkeklerden daha iyi kullanma kabiliyetine sahiptirler. Bunların ülkelerinde zeytinyağı yoktur. Lambalarını et ağı ile yakarlar. Ülkelerinde süt, yağ, bal ve balık boldur. Paraları bakırdandır. Elbiseleri kısadır. “ Gerdizi , Zeyn el Ahbar- S.110 (15) (Ramazan Şeşen)

“Kırgız kadınları erkekler gibi her işle uğraşırlar. Çiftçilik, hasat v. S. Konularının çoğuyla erkeklerin ilgisi yoktur. Orada kadınlar memeleri büyümesin diye etraflarını bağlarlar. Bu kadınlar, erkekler gibi akıllı, cesur ve cüretlidirler”  Gerdizi –A.G.E. S.102  (Ramazan Şeşen)  (16)  

“1237-1238’ de etrafına topladığı halkla yönetime isyan edip, hükümeti bozguna uğratan ve Sivas’a yürüyüp oradaki orduyu da mağlup eden Babalılar ,,Tokat ve Amasya’yı ele geçirerek, Kırşehir’e doğru yürüdüler. Kırşehir civarında Selçukluların devşirme ordusuyla karşılaştılar. Hükümet ordusu yine bozguna uğradı, ama Frenklerin dayanışı bozulan orduyu kuvvetlendirdi. Kadınlar da dahil, büyük bir imanla savaşan Babalılardan dört bin kişi kılıçtan geçirildi. Baba İshak Amasya da idam edildi. Sonradan Baba İlyas da öldürüldü.” Abdulbaki Gölpınarlı- Yunus Emre Varlık yayınları A.Ş. 1995 S. 7  (17) 

Erkeklerden daha mukavemetli, ruhlarındaki keskinlik sayesinde her işte başarının zirvesinde olurlar.  Evde, dağda işlerinin başındadır. Savaşta da göğüs göğüse çarpışırlar. Yaralandıkları gibi ölülerde

 “ÇAVUŞLAR: Ali çavuşla Hasan çavuş askerlik arkadaşıdır. Ali çavuş bir ova köyü olan Uylupınar da yaşamaktadır; Hasan çavuş ise Anbarcık köyünde yaşamaktadır. Hasan çavuşun karısı ölür, dört çocuk bir baba sokakta kalır. Bir gün Hasan Çavuş Uylupınar daki arkadaşını hatırlar. Sürer eşeğini varır Uylupınar’a. Çocukların yiyecek buğdayları da kalmamıştır. İsteyecektir Ali Çavuş tan. Hoşbeşten sonra, sıra hal hatıra gelir. İki gündür aç olan karnını doyurur Hasan Çavuş. Ali Çavuşuun anlattığına göre hiçbir sorun yaşamamaktadır. 

 -Hasan Çavuş sen anlat bakalım, sen nasılsın?

-Arkadaşım benim işim çok kötü. Suya düşen kepeneğimin dört başı da ıslanmakta. Anamız öldü. Dört çocuk bir ben başı kesilmiş tavuk gibi çırpınıyoruz. Üstüne çocukların yiyecek unu ya birgünlük, ya da iki günlük. Fakirlikte kapımızı bekliyor.

-Ya öylemi Hasan Çavuş?

-Öyle arkadaşım öyle. Aklımı aldıracağım. 

-Dur bakalım gün doğmadan neler doğar?

-Ali Çavuş bana sekiz kile buğday ver, ben sana harmanlar kalkınca getirip ödeyeyim. 

-Olur, arkadaşım, olur.

-Ali Çavuş şu bize hizmet edip duran kız kimdir? Sabah geldim akşam oluyor burada. Hasan Çavuş o benim baldızım. Kocası altı ay oldu öleli, benim yanımda duruyor.

-Neyi nasıl demem gerekir ki? Ben bir şey demeyeceğim. Takka düştü kel açıldı. 

-Hasan Çavuş benim için sana canım kurban, ama kız kardeşi ne der bilmem. Oturup bir konuşalım. Dilimizin döndüğü kadarı ile durumu anlatmaya çalışalım. Yorgun olan Hasan Çavuş uyuklamaya başlayınca hemen oracığa yatıverdi. Ali Çavuş ile eşi odalarına çekiydiler. Artık bütün iş sabaha kalmıştı.

-Hasan Çavuş benim karı aksilik yapıyor, yıkabilir miyiz bilmem? 

-Tanrı yardımcım olsun. Ali Çavuş ekmek etmekte olan eşi ile yeniden karar vermeye çalıştılar.

-Ben kardeşimi o fakirliğin, yokluğun, açlığın, dört çocuğun kirinin pasının içine vermem. O köy bir dağ köyüdür. Biz böyle zor ortamlarda yaşamasını bilemeyiz. Çavuşum sen yine iyisini bir düşün. Bile bile baldızını ateşe atmayalı. Çavuş baldızınla konuştun mu? Çağırayım yüze yüz konuşalım. 

-Hasan Çavuş sen biraz gezenne. Gel baldız gel! Seni bu arkadaşımla everelim istiyoruz ablanın canı pek istemiyor. Benim tanıdığım iyi bir arkadaşımdır. Sana yar olabilir. Birlik olur bütün zorlukları yenersiniz. Sen kuracağımız bu evliliği başarabilirsin. Çocuklara analık yaparak büyük bir sevap kazanırsın. İnsan başına her şey gelir. Bak senin de kocan öldü. Dulluk zor şey. Bana sorarsan, bu iş senide kurtarır, Hasan çavuşu da kurtarır. 

-Bıllam ne diyor?

-Ben senin zoru başaracağını biliyorum ama kararı sana bırakıyorum.

-Tokmak kızları Hasan Çavuş böyle bir işin içinde bırakılmamalı. Biz bu adamı kurtarmalıyız. Hem de köyde koca olacak dam kaynamıyor; savaştan yeni çıktık. Beni kırmayın. Olması gereken budur. 

-Bılla kaderimdir. Eniştem bana bu evliliği uygun gördüğüne göre hem beni hem de arkadaşını ve çocukları kurtarmak için yapıyor. Benim korkum o evin, çocukların kiri pası değil, o evin yokluğudur.

-Baldızım eğer gidersen seni orada aç bırakacak değiliz . Tarlalarımızdan kalktı gelir olanı paylaşırız.

-Dedim ya kaderimdir.

-Hasan Çavuş! Hasan Çavuş! Gel benim arkadaşım, buğdayını sar eşeğine, çocuklarına ana olacak baldızımı al yanına, haydi bir evveli çocuklarına yetiş.

-Ali Çavuş gel sarılalım, Hakkını helal et. Hoşça kal. Ummahan hanım Hoşça kal. Eşeğinde sarılı buğdayı yanında eşi olacak Tokmak kızı yürüdüler. Hasan Çavuşun köyüne aklaşınca bir çeşmenin başında eşeği yıktılar, oturup konuşmaya başladılar.

-Köyüngden çok uzaklaşmadan diyorum ki benim evde zenginlik yok, temizlik yok, senden olmayan dört çocuk, fakirlik diz boyu, eğer bugün bir yatakta yatılması gerekirse, oda istediğin gibi değil. Bu rezil yaşantıyı anlatayım, anla ki, yarın koyup kaçmaya kalkma.  Hem beni, hem de Ali Çavuşu mat edersin. Kendini de lekelersin. 

-Gidelim. 40 kilo gram ağırlığındaki buğday çuvalının bitarafını Çavuş, bir tarafını da ana adayı kaldırarak eşeğe sardılar. Çavuş çokta ümit vermedi. Ana adayı da çok ümitlenmedi. Günün zorluklarını anlamış çoktan çözüm yollarını bulmuştu. İş, ana adayı için zor değildi. Doğurmadığı halde ortada dört çocuk bulunuyordu. En küçük dört yaşında idi. Üç dört tane yorgan eskisi çocuklar tarafından kirletilmiş kir içindeydi. Döşekler ıslatılmış, kirletilmiş, açılıp bakıldığında pireler duvara sıçrıyor, bitler oraya buraya koşturuyormuş.  

Anası olmuştu bu evin. Çocukların yırtık pırtık giysilerinin kıvrımlarında bitler dolaşıyormuş. İlk iş köyün çamaşır hanesinin nerede olduğunu öğrenmek olmuş. Kazan kurarak önce yatakları, sonrada çocukların giydiklerini yıkamış. Evin kazılan kirletilen yerlerini sıvamış. Bakmış ki ekmek pişirecek odun yok, bir tahra bir ip alarak en büyük çocukla yakın çalılığa yetişmiş. Çocukların karınlarını tarhana ve ekmekle doyurmuş. Ahırda bir eşek bir öküz varmış. Öküzde aç, eşekte aç samanlıktaki saman ve gazal artıklarını toplayıp hayvanlar da doyurmuş. 

Koca bir evin bir oğlu, el bebek gül bebek olarak yetiştirilmiş. Anamız hem ana, hem de baba işlerini üstlenmiştir.

Kendisinden ilk oğul gelir. Babasının adını verir. Arkasından oğullar beşe tamamlanır. Toplam dokuz çocuk, ikide ana baba, az yetmez çok artmaz hale gelir. Bir taraftan da ikinci dünya harbi gelir çatar. Çocukların hepsini büyütür, okutur yazdırır everir ayırır ve “Anaların hakkı ödenmez, bu ananın hakkı hiç ödenmez”  diye yazarlar mezar taşına. 

“Bütün süvari halklar gibi ağır, becerisiz ve sallanarak yürürler, belki ayakkabılarında bunda etkisi vardır. Kadınlarında hiç zarafet ve genellikle kadın cinsine özgü zarif yürüyüş yoktur. Kadınlar erkeklere göre daha ufak yapılı ise de, daha kuvvetli görünüyorlar, bu herhalde sürekli çalışmaktan ileri gelmektedir oysa erkekler hiç bir şey yapmazlar Erkek ve kadınların yüzü hemen hemen baştanbaşa birbirlerinin aynı olup kuvvetli Moğol izleri tanır ve bize yabancıdır, bu yüzden Avrupalı gezginler başta kişileri birbirinde ayırmakta güçlük çeker.”. Wilhelm Radloff S. 207 (18)

“Orta çağ gezginlerinin verdikleri bilgilerden tipik bozkır kavimlerinin, kadınlar dâhil maddi temizlikleri konusunda bir fikrin edinmek olası değildir. Bu konuda Yasaktaki kurallara göre yaşayan Moğollarda olduğu ölçüde, kirli değil idiler. Nitekim İbn Fadlan Volga Bulgarlarının açıkta ırmakta yıkanışlarından söz eder.  Ayrıca, İbnFalan, Gardizi, Plan Karpin vb. Türk Tatar kadınların ahlaksal temizliğini övmektedir. Marco Poloda onlar için “bütün dünyada en temiz ve ahlaklı sıfatlarını kullanmaktadır. Vambery göre eski Türklerde alüfte, piç sözlerine rastlanmaz. 

Kadın adları arsında temiz ve erdemli anlamına elen, örneğin; Hun, Sabir ve Uygur Arık, Arık, Uygur Silig, Kazan Sılu sözlerinin bulunması nedensiz değildir.”Laszlo Rasonyı S. 90 (19) 

Mürüvet Gün Kayış Köyü 

“Askerde yeni arkadaşlıklar edinir askerliğini yapanlar: Bizim Amat askere gider. Askerliğini yaparken Anadolu’nun her yerinen yeni arkadaşları olur. Sivaslı arkadaşının yeri bir başkadır. Bütün dertleri oraktır. Anlatırlar birbirine. Amad’ın bir derdi vardır, oda anasıdır. Her oturuş da ah anam! Ah anam! Gadın anam! Gözel anam! Anacığım! Der de başka bir şey demezmiş. Sıvalı arkadaşının beyninde öyle bir ana oluşurki  Yörük Türkmen kadınlarının en güzeli, en çalışkanı, en vefakarı, en sevecen olarak yerleşir.Gün gelir askerlik biter iki arkadaş memleketlerine dönerler. Bir kaç yıl mektuplaşırlar. Haber alılar birbirlerinden. Bir gün Sıvalı arkadaş Amat “ben geliyorum” der mektubunda. Amat Burdura, oradan da köye gelmiştir. Sivaslı asker arkadaşının hayalinde, selvi boylu, civan gibi, keman kaşlı, bir kucak saçlı, vücut ölçüleri oranlı. Az güngörmüş, hani derler ya eli ayağı düzgün bir ana umar. Hayal kırıklığına uğrar. “Olu Amat, anam anam dediğin şu, yirik dudaklı, çil çapar, eğri bacaklı, boydan kaçık, el, ayak tırnakları iki kat, çarık ayakkabı görmemiş ayakları devetabanı gibi olmuş, ayağındaki, elindeki yarıklara tütün tohumunu eksen biter. Bilek güreşi tutsak beni bir saniyede yere vurur. Kol ve bacak kasları benim kaslarımdan büyük.” demiş. Amat arkadaşına “bu ana benim hem anam hem de bubam. Senin dediklerin hepici doğru, işte benim anam undan gözel, undan, anamda anam!            

www.tarihtarih.com

-Doh!.. Doh!..                             

“Sesine bütün Seymen alayı iştirak ederek, yeri ve göğü inletiyorlardı. Yaya Seymenlerin arkasını üç bin atlı zeybek kıyafetli Seymenler takip ediyordu. Atlı erkekler arasında, Ertuğrul Gazi’nin alaylarında bulunan Bacı Erenler bölükleri gibi kadın amazonlar da vard. Bilhassa Karaşar Türkmenlerinin elbiseleri dikkati çekiyordu.” Enver Behnan S.365-366

“23Ağustosta Yunanlılar büyük bir taarruza geçtiler Sakaya meydan muharebesi bu suretle başladı. Geriden Türk köylüsü ve kadınları  (kağnı kolları)ile cepheye yiyecek ve cephane taşıyorlardı. Katır kolları, deve kolları mütemadiyen cepheye harekette idi. Türk kadınları sırtlarında cephaneleri ön siperlere kadar götürüyorlardı.” Enver Behnan S. 422

”ANA 

Atatürk’ün sofrasında konuşulurken Atatürk:

-Kadın mı daha mühimdir, erkek mi?

Diye bir sual sordu. Kimisi erkeği, kimisi kadını daha mühim gösterdi. Nihayet Atatürk dedi ki :

-Efendiler! Erkek her şey olabilir. Yalnız ana olamaz!. Onun için kadın erkekten önce gelir. Ona hürmetle mükellefiz! Dedi.” Enver Behnan S.532

“Dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.(Mustafa Kemal Atatürk) Enver Behnan S.536 (21)

“ANA KOKUSU”

İsmail Çavuşun en küçük kızı Aşna da everilir. Birinci yılı bitmeden birinci çocuk, sekizinci sene bitmeden yedinci çocuk gelir. Ekmek aş olsun ki, çocuklar yesin büyüsün. Baba çalışmaktadır ama yetmemektedir. Aşana da çalışması gerekir. En küçükler bahara doğru nerdeyse bir buçuk yaşına gelmektedir. Aşana yanında çocuğunu götürmemektedir. Bağda, dağda, bahçede, yılan var çayan var hem de işi bitirememektedir. Bahçe çapalanacak, yazlık ve kışlık sebzeler ekilecek, dikilenler sulanacak, otlanan arıklar çapalanacak. Su isteyen sebzeler sulanacak. Öğleden sonra olunca keçiler sağmaya gidilecek. Git gel üç saat. Akşam namazına zor geliyor eve. En küçüğü, bir gün bir komşusuna, bir gün kardeşinin birisine, bir gün kız arkadaşının yanına bırakıyordu. Yine de çocuğun yanına büyük kardeşlerden birisini bırakıyordu. Eşi dosttu çocuğun zamanı geldiğinde uyumadığından şikâyetçi oluyorlardı. Aşana kendi eski giyisilerinden küçük bir örtü dikti. Kardeşlerine ve diğer dostlarına: Oğlumun uykusu gelince bu benim, ben kokana örtüyü örtün, o ben var diye uyuyup kalacaktır.” Kız kardeşi Hasibe Atalay  

“İlerleyen saatlerde Mustafa Kemal’in Behiç Bey’e sorduğu Garp cephesinin Büyük çobanlar –Afyon demir yolu hattının onarılması ile ilgili sorusuna cevap geldi. 

“Azamı faaliyetle asgari zamanda temin edileceğini zatı alilerine katiyen vaat ederim.”

Bir problem daha vardı Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Behiç Bey’e bir telgraf gönderip sordu. 

“O bölgede eli silah tutan 13 yaşından yukarı herkesi silahaltına aldık, bu onarımı nasıl yapıyorsunuz?”

Behiç Bey kısa bir cevap yazdı.

“Kadınlarımız sağ olsun paşam” Mehmet Koç (22

ANAMIZ YARİMİZ KIZLARIMIZ   

Analarımız, yârimiz, kızlarımız yazısına hazırlanırken Burdur yol kenarı kaldırımları yapılmakta idi. Bu inşaat işinde (demir bağlayan, beton kalıbı çakan, kum seren, döşenecek taşları getiren,) birçok kadın işçi çalışmakta idi. Belediyenin ilgili müdürünün yanına giderek çalışan bu kadınların fotoğrafını çekmek istediğimi bildirdim

Kısa bir düşünceden sonra “ Olmaz! Çekemezsiniz” Dedi. Kötülük bize bizden gelmişti.

Günler geçmiş, ben bu yarayı taşırken, evimin yakınındaki ot yığının altına bir sokak köpeği on tane yavru yapmıştı. Belediye ilgili müdürlüğüne telefon ederek bu yavruların alınmasını istedim. Bir gün belediyemizin ilgili birimi evimin önündeydi. Gelenlerden bir tanesinin hal ve hareketinden sorumlu birisi olduğunu anladım.

-Hoş geldiniz, Bey Efendi.

-Hoş bulduk!

-Ben ev sahibiyim.

-Ben veteriner hekimim. 

İşçi, yavruları tutmak için uğraşırken, ben sohbeti ilerlettim. Hani demiş ya, Yörük ozanı “sana bi şikâyetim var” benim de sana bir şikâyetim var.

-Oğlum! Köpek tutma çubuğunu kullansana; niye araç kullanmıyorsun? Hoca nerede kalmıştık.

-Veteriner bey, ben anamız, yârimiz, kızlarımız isimli bir yazı yazacağım, bu yazıda Burdur belediyesinin yol kenarındaki kaldırım inşaatında çalışmakta olan kadınlarımızın fotoğrafını çekmek istediğimi ilgili müdüre iletim. Müdür bey kısa bir düşünceden sonra olmaz, çekemezsin dedi. 

Ben bu olumsuzluğu göğüslerken bir taraftan da düşünmeye devam etim Bu kadınlar serbest iradeleri ile iş kura giderek iş istemişler, iş kurumu da belediyenin inşaat yerlerinde iş var çalışır ‘mısınız?  O kadınlar da serbest iradeleri ile işi kabul ederek Burdur Belediyesi Fen İşlerine giderek bu işlere sahip olmuşlar. Şu anda resmi ve sigortalı olarak çalışmaktadırlar. Evlerine ekmek parasını götürmektedirler. Üretiyorlar, ürettiklerini tüketiyorlar, kocam bu gün harçlık bırakmadı demiyorlar. Hayat savaşına kocaları ile katılıyorlar. 

Ellerinde eldiven, dizlerinde dizlerini koruyacak bir giyişi yok, başlarına gün vurmuş, kadınlık güzelliklerini güneşe verivermişler cefakâr, vefakâr, yorgun ama mutlu, analar size selam olsun.

Kendi tarlasında, ahırında, ağılında, serasında, orman dairesinin çam dağlarında, organize sanayide, sanayide. masa başında, makine başında çalışan, üreten analarımızı atlamak haksızlık olur. Devlet dairelerinin bütün birimlerinde, öğretmen olarak, avukat olarak, hâkim olarak, doktor olarak uzatmadan, tüm üretim alanlarına da emek harcayan analarımıza, yarlarımıza, kızlarımıza,  yerlerine, gelirlerine, sahip çıkarak, yurdumuza ulusumuza hizmet etmelerini önleyecek, uyuşturacak, uyutacak düşünce ve eylemleri yok sayarak çalışıp ürettikleri gibi, direneceklerine de inanıyor güveniyorum.    

Burdur Belediyesi Veteriner Hekimi Sayın Mete Gümen işçisine:  “tamam mı” ?Dedi.” Sayın müdürüm dört tanesi kaçtı.”

-İyi, hadi, sonra gelir tutar gideriz. Hocam buyurun arabaya binin, sizi gezdireyim.

-Giyine bilir miyim? Giyinip bir solukta arabaya bindim.

-Hocam fotoğraf makinanı aldın mı?

-Almam mı gerekiyor?

-Evet, fotoğraf çekmeyecek misin?

Fotoğraf makinamı aldım, Burdur ilinde bir tur attıktan sonra, kredi yurtlar kurum önünde çalışan kadınları bulmuştuk. Sayın Veteriner hekim ustalara ve çalışan kadınlara birkaç söz söyledi. Ben makinamı ayarlayarak çoktan istediğimden fazla fotoğraf çekmiştim bile.

 

Türk folkloru adına, Burdur’un çalışan kadınları adına, kültürümüz adına, sayın veteriner Hekimi Mete Gümen’e  bu örnek davranışından dolayı saygılarımı sunarken teşekkürlerimin kabulünü dilerim.

Kuruyan dudakları, çatlayan elleri, ağrıyan belleri, söylemeyen dilleri ile kucakladıkları taşları, kardıkları harçlara, terlerini katarak Burdur’u güzelleştiren anlarımıza daha neler diyebiliriz acaba? İşte elinde kürek, kazma, kerpeten, kaldırım taşı bulunan o kadın ustalarımız bunlardı.

SONUÇ

Anamız, yârimiz, kızlarımız adlı yazıya başlamadan önce hangi kaynaklara başvuracağım; alanda hangi olayları gözleyeceğim, hangi kaynak kişilerden yararlanacağım diye plan yaparken Burdur Belediyesi, yolların kaldırım taşlarının yenileme inşaatına başladı. Bu çalışmada analarımızın elinde kerpeten, mala, kürek, el arabası, kucağında kaldırım taşı olan kadınlarımız vardı. Hele iki tanesi vardı, hah işte bu benim anam dedirten kadındı. Elindeki kazmayı kaldırıp yere vuruşu, yerin yedi kat derinliğine indirmiş hissi veriyordu; öbür anamız elindeki kerpeten ile demir bağlıyordu. Üretilenin kıymetini bilen, tüketimin değirmenine su taşımayan bu çalışan kadınlarımız alın terlerini dökerek, gururlarını, iffetlerini, namuslarını koruyorlar. Kocası bile olsa, kula kulluk yapmıyorlardı.  Bu inşaat işçiliğinde çalışan analar, ana sıcaklığını, alın terleri ile kararak betonların taşlara daha sağlam yapışması için emek harcıyorlardı.  

Çocukluğu bitmeden, genç kızlığını görmeden, bir evin yükünü yüklenen, Türkmen Yörük kızı Şerife Ay, atıldığı bu analık sorumluluğunda, kendisini yakarak evi kurtarmaktadır.

Kadın çadırın direği, evin yöneticisidir. Çocuğu kadın doğurur, konuğu kadın ağırlar, kilimi, çadırı kadın dokur, sütü kadın sağar, çadırda dumanı tüttürür kısacası üretkenliğin, vefanın eşsiz bir örneğidir.

Dağda yeni doğurduğu bebesini buz gibi kaynak suyunda yıkayarak ağır lohusa haline bakmadan yoluna devam eden genç güçlü yörük kadınlarıdır onlar.

Yörük kadınlarında devlet nikâhı yoktur. Yürek nikâhı vardır. Gök çepken giyen yörük kadını kocasını boşayıp çadırın önündeki taşın başına oturur.  

Bu iş savaşa ve düşmana göre değişir, icabında kadınlı erkekli bütün Türkler askerdir.

Asya Hunlarından beri ata binip, ok attığı savaşlara katıldığı tespit edilen, namus ve iffetine düşkün Türkmen yörük kadını yüksek itibarlıdır. 

Antik Yunanda İlyada’da Destanında kadına biçilen görev ise otur evinde tezgâhını doku, hizmetçilerine emirler ver, otur evinde savaşla biz uğraşırız denmiştir. 

Anadolu da biz Türkmenleri, Yörükleri yönetenler bizim analarımızı, kızlarımızı, yârimizi büyük şehirlerde peçenin altına sokarak; kafes arkasına atmıştırlar.  Bu olay şehirlerde yaşanmıştır. Dağda bizim analarımız özgürce, kadınca, çadırında evinde yaşamıştır.    

Dedem Korkut’ta Burla Hatun düşman içine girerek düşmanı yere sererek oğlunu kurtarır. 

Kanturalının oğlu, ben atıma binmeden, o binmiş, kanlı kâfir iline varmış ola. Bana baş getirmiş ola. Bire baba bana cici bici bir Türkme kızı mı almak istiyorsun? Üstüne düşsem karnı yarılır.

Orta Asyada düşman yaylayı basarak bir sürü keçiyi koyunu götürür. Türk kadını silahlanarak, yamçılarını giyerek, yazmalarını bağlayarak düşman üstüne varırlar. ”Verin sürümüzü” diye bağırırlar; götürdükleri hayvanlar savaş ganimeti olarak dağıtılmış olduğundan yapılacak bir şey olmayınca ana gibi bahadırca dönerler gelirler.

Kurtuluş savaşında bir cephede savaşa katılan kırk yedi kadından yirmi üç tanesi şehit düşer. Çünkü onlar anadır, vatandır, yardır, bizim için vardır. Bizim kızlarımızdır.

Yabancı yazarlar Anadolu’yu Anadolu’nun gerçek sahibi Türkmen yörük karılarını görmeden tanımadan şehirde gördüklerine göre yargıya varırlar. 

“Cumhuriyetle birlikte kadınlar büyük bir aşama geçirmişlerdir (dedikten sonra) köyler şehirler ayrı iki dünya gibidir, iki başlı kültür vardır”. Doğrudur: bu ikinci baş biz Yörüklerin ıngdastana (yapmacık, uyduruk, taklitçi, özüne aykırı) çıkarılan zaman içinde yitip giden bir baştır.

Kırgız kadınları erkekler gibi her işte uğraşırlar.

Kadınları dahil büyük bir imanla savaşan Babailerin dört bin kişisi kılıçtan geçirildi.

Türkmen Yörük analarında yaraya merhem, derde dermen, gönül’e ferman duygusu özünden

KAYNAKLAR

1-Neşet Ertaş: (Yar. Doc. Dr. Zekiye Çağımlar) IV. Uluslararası Türk Kültürü Kurultayı –Sayfa: 407-408

2-Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu-Türk Bozkır Kültürü 

Türk kültürünü araştırma enstitüsü-Ankara-1987-Sayfa 17

3-Musa Seyirci-Batı Akdeniz Bölgesi Yörükleri-Der yayınları –İstanbul: 2000-Sayfa 10

4-Osman Şahin-Son Yörük-Bitim gönül –İstanbul-2011Sayfa:51-52-53-54

5-Osman Şahin A.G.E.-Safa:163-164

6-Kahraman Yusufoğlu Atatürk’ten hatıralar-2-Askeri deha-Halk kitabevi –İstanbul- 2015 Sayfa:17-97-98

7-İbrahim Kafesoğlu –Türk Bozkır Kültürü –Türk Kültürünü araştırma Enstiküsü –Ankara -1987

Sayfa:17

8-Ali Rıza Yalgın-Cenupta Türkmen Oymakları 2. Cilt -Kültür bakanlığı Başvuru kitapları –Kültür bakanlığı –Ankara 1993 Sayfa:119-120-220-398-399-400-521

9-Homeros: İlyada 

10-Dedem korkutun kitabı- Orhan Saik Gökyay-Devlet kitapları- İstanbul-1973 Sayfa:72-74

11-A.G.E. Sayfa: 83-84

12-Ogier Ghiselin DE Busbecg- Türkiye’yi Böyle Gördüm –Tercüman 1001 temel eser –Kervan Kitapcılı Sayfa:109-110

13-Davit Hotham-Türkler -2 Yeni gün matbeası –Ekim 2000Sayfa:47

14-Davit Hotham –A.G.E. Sayfa:54

15- Gediziu –Zeyn- el Ahbar-İslam Corafcılarına göre Türkler ve Türk ülkeleri- Türk Tarih Kurumu Basım evi – Ankara: 2001-Sayfa:110 

16-Gerdizi Zeyn-el Ahbar-İslam coğrafyacılarına göre Türkler ve Türk ülkeleri –Ramazan şeşen- Türkarih kurumu basım evi- Ankara -20001 Sayfa: 102

17- Abdulbaki Gölpınarlı-Yunus Emre –Varlık Yayınevi A.Ş -.1995-Sayfa:7

18-Wilhelm Radloff-Türkler-Orgun yayınevi İstanbul/2008Sayfa 419

19-Laszlo Rasonyı-Tarihte Türkler-Orgun yayınevi İstanbul -2008 Sayfa: 90

20-Mustafa Kemal Atatürk’ün Tamim Tegraf ve Beyannameleri – Atatürk Kültür Dil Tarih Yüksek kurumu 4. Cilt -1991 Sayfa:192

21-Enver Behnan Şapolyo -Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi – Rafet Zaimler Yayınevi İstanbul 1958 Sayfa: 422

22-Mehmet Koç-Atatürk Akşehir’de -/Akşehir matbaası Temmuz 2015 -Sayfa:57 

KAYNAK KİŞİLER

1-Berber Gası (Şerife Ay) 1322-Kayış köyü

2-Hasan Çavuş (Hasan Ekinci) 13313 Anbarcık köyü

5-Ali Çavuş (Ali Türkkan) 1314 Uylupınar Köyü

4-Ummahan Türkkan 1316 Uylupınar köyü

5-Hasibece (Hasibe Ekinci) Anbarcık köyü 1322

6-Akça köylü Amat 1934

7-Aşana şahin İsmail Çavuş gızı 1933

8-Adsız, sansız inşaat işçisi kadınlar 

9-Burdur Belediyesi Veteriner Hekimi Mete Gümen

Yayınlandığı Kategori Manşet

AK Parti Burdur Belediye Başkan Adayı Deniz Kurt seçim çalışmalarını Burdur Organize Sanayi Bölgesi’nde sürdürüyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi Belediye Başkan Adayı Deniz Kurt, Ak Parti teşkilatları ile birlikte seçim çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Çalışmalarını Organize Sanayi Bölgesi’nde sürdüren Deniz Kurt, fabrikaları tek tek ziyaret ediyor. Ziyaretleri esnasında işveren ve fabrika çalışanları ile görüşerek sorunlarını ve taleplerini bizzat dinliyor.

Daha fazla yatırımcı çekebilmek adına her türlü girişimde bulunacağız

Burdur’u Büyüyen Sanayi Şehri yapmak için çalışmalar gerçekleştireceklerini belirten AK Parti Belediye Başkan Adayı Deniz Kurt; “Organize Sanayi Bölgemizde faaliyet gösteren fabrikalarımızı ziyaret etmeye devam ediyoruz. Yapmış olduğumuz ziyaretlerde işverenlerimizin ve emekçi kardeşlerimizin sorunlarını ve taleplerini dinleyip istişarelerde bulunuyoruz. Yatırımcılar için Burdur’umuzun öncelikli İller arasında yer alması için çalışacağız. Daha fazla yatırımcı çekebilmek adına her türlü girişimde bulunacağız. Bu şehir için yatırım yapmak isteyen herkese gerekli kolaylıkları sağlamak bizim görevimiz olacak. Burdur’umuzun büyüyen bir sanayi şehri olması için gerekli çalışmaları gerçekleştirmeye gayret göstereceğiz. Yapmış olduğumuz ziyaretlerde hem işverenlerimiz hem de emekçi kardeşlerimiz bizlere samimi bir şekilde taleplerini iletiyorlar. Şehrimizin insanlarının şahsımdan ve Partimizden beklentilerini yerine getirebilmek için gece gündüz mücadele edeceğiz.”dedi.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Saadet Partisi Merkez İlçe Başkanı Abdullah Acar ve İl Yönetim Kurulu Üyesi Taha Ersan gazetemizi ziyaret ederek, Saadet Partisi belediye başkan adayını, 23 Ocak Çarşamba günü düzenleyecekleri basın toplantısında açıklayacaklarını gazetemiz aracılığıyla kamuoyuna duyurdular.

Gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Süleyman Sırrı Taraşlı ile görüşen Saadet Partisi Merkez İlçe Başkanı Abdullah Acar ve İl Yönetim Kurulu Üyesi Taha Ersan, 23 Ocak Çarşamba günü saat 20:30’da Grand Özeren Otel’de basın toplantısı düzenleyerek kamuoyuna açıklamada bulunacaklarını belirterek, basın açıklamasına halkı davet ettiler.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Eski Gold Düğün Salonu binası 15 gün önce Öğretmenevi bünyesine geçti. Fethiye yolu üzerindeki çadırda gözleme ve kahvaltı gibi yiyecekler yer alacak.

Öğretmenevi bünyesindeki işletmeleri artırmayı devam ediyor. 15 gün önce bünyesine aldığı Eski Gold Düğün Salonu’nu hizmete açacak. Bu sayede Fethiye yolu üzerindeki ticari hareketlilikte canlanacak. 

Haftaya açılması planlanan Saklıbahçe’de çadır hizmetinin yanı sıra yazılk-kışlık düğün salonu hizmetide verilecek. Saklıbahçe adı altında kurulacak işletmeyle vatandaşlar düğünlerini, davetlerini rahatça yapabilecekler. 

Saklıbahçe çadırında uygun fiyatlarla vatandaşa hizmet verilecek. Kış aylarında gündüz, yaz aylarında gece gündüz açık olacak olan Saklıbahçe’de gözleme, ayran, sabah kahvaltısı servisi verilecek. Kıl çadırda yapılan yiyeceklerin tamamen yöresel ürünlerden oluşacak.

Fethiye yolu üzerinde mola vermek isteyen ziyaretçilere yöresel ürünlerden oluşan gözleme, ayran ve sabah kahvaltısı servisiyle sınırsız hizmet sunulacak. Haftaya açılması planlanan Saklıbahçe Düğün Salonu’nda evlenecek çiftler kır düğünlerini yapabilecekler. Düğünlerin yanı sıra diğer nişan, davet gibi toplu organizasyon hizmetleride verilecek.

Yayınlandığı Kategori Manşet
Pazartesi, 21 Ocak 2019 16:22

Ziraat’te altın günü

Hazine Müsteşarlığının, Ziraat Bankası aracılığıyla başlattığı ‘Altın Tahvili ve Altına Dayalı Kira Sertifikası’ ihracına Burdurlular yoğun ilgi gösteriyor. Alım işlemleri 22-23 Ocak 2019 tarihlerinde devam edecek.

Hazine Müsteşarlığının, Ziraat Bankası aracılığıyla ‘Altın Tahvili ve Altına Dayalı Kira Sertifikası’ ihracına Burdurlular yoğun ilgi gösteriyor. Ülkemizin refah seviyesinin artması ve yastık altında bulunan altınların değerlendirilmesi için çalışma başlatan Hazine Müsteşarlığı, Ziraat Bankası aracılığıyla Burdurlulara büyük bir fırsat sunuyor.

Konuya ilişkin yapılan açıklamada; “Altınlar hiçbir iskontoya tabi tutulmaksızın saflığı oranında bire bir kabul edilecek olup, yatırımcılar hiçbir kayba uğramayacak. Başvuru için alt tutar sınırlaması bulunmayan bu uygulamada, teslim edilen altın karşılığında müşterilere hesap cüzdanı verilecek. Altın Tahvili ve Altına Dayalı Kira Sertifikaları Merkezi Kayıt Kuruluşu bünyesinde kayden saklanacak ve yatırımcı tarafından izlenebilecek. Hazine Müsteşarlığı tarafından ihraç edilecek bu tahvil ve sertifikalardan elde edilecek kazançlar üzerinden herhangi bir vergilendirme söz konusu olmayacak. Yatırımcılar, 2 yıl vadeli bir senede yatırım yapıyor olmakla birlikte, bu tahvil veya kira sertifikaları karşılığında 6 ayda bir kupon/kira geliri elde ederek altın yatırımlarına kazanç sağlayabilecek, bu kazançlarını veya istemeleri durumunda tahvil veya kira sertifikalarının vadesinden önce işlemiş geliri ile anaparalarını kısmen veya tamamen Türk Lirası karşılığı olarak alabilecek.” denmekte.

Yayınlandığı Kategori Manşet
No Internet Connection