Tarihe göre süzülmüş ögeler: Cumartesi, 19 Ocak 2019 - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber
Cumartesi, 19 Ocak 2019 15:54

21 Ocak 2019 - Pazartesi - Burdur Gazetesi

21 Ocak 2019 - Pazartesi - Burdur Gazetesi

Yayınlandığı Kategori Arşiv

Daha önceki yıllarda, dış ülkelere domates, domates salçası satan Türkiye, şimdi domates salçası ithal edecek. 

Cumhurbaşkanlığı kararıyla Salça üretiminde kullanılmak üzere,  sanayicilere 25 bin ton sıfır gümrüklü konserve domates ithalat hakkı tanındı. 

İş bununla da kalmadı! Yine Cumhurbaşkanı kararı ile bazı hububat ve bakliyat ürünlerinin sıfır gümrükle ithalatı için, tarife kontenjanı ile TMO’ya yetki verildi.

Cumhurbaşkanı kararı ile bazı hububat ve bakliyat ürünlerinde farklı miktarlarda sıfır gümrükle ithalat yapılacak.

Karar doğrultusunda; 1 Milyon ton Buğday, 700 Bin ton Arpa, 700 Bin ton Mısır, 100 Bin ton pirinç ithal edilecek.

Cumhurbaşkanlığının Bazı Ürünlerin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Kararı ile; 

Domateslerde (sirke veya asetik asitten başka usullerle hazırlanmış veya konserve edilmiş) kabuğu soyulmuş olmayanlardan;

2002.90.11.00.00 GTP numaralı net muhtevası 1 kg’ı geçen hazır ambalajlı olanlar;

2002.90.31.00.00 GTP numaralı net muhtevası 1 kg’ı geçen hazır ambalajlarla olanlar;

2002.90.91.00.00 GTP numaralı net muhtevası 1 kg’ı geçen hazır ambalajlarla olanlar için tarife kontenjanı dönemi 31 Mayıs 2019 olmak üzere 25 bin ton sıfır gümrüklü ithalat için tarife kontenjanı açıldı.

Türkiye 2000 yılında yıllık 300 bin ton salça üretimiyle, dünyada ABD ve İtalya’nın ardından üçüncü sırada yer alıyordu.

Yine 2000 yılında İç tüketim miktarı yaklaşık 100 bin tondu. Yurtiçi salça tüketimi nüfus artış hızına ve yemek alışkanlığının değiştirmesine paralel olarak yüzde 5-6 artış göstermekteydi. Türkiye’de salça sektörü ilk olarak 1955 yılında tek fabrikayla, fabrikasyon ve ticari anlamda faaliyete geçti. 2000 yılında Sektörde küçük, orta ve büyük ölçekli olarak yaklaşık 50 fabrika mevcuttu. Fabrikaların yüzde 55’i Marmara Bölgesi’nde faaliyet göstermekteydi. 

Domatesin yüzde 25’i endüstride kullanılmakta, yüzde 75-80’i ise taze sofralık olarak tüketilmekteydi. Endüstriyel domates ekim alanı 500 bin dekar civarındaydı ve  yaklaşık 50 bin çiftçi ailesi bu üretimle doğrudan ilgiliydi. Sofralık ve endüstriyel olarak ise toplam üretim alanı 2 milyon dekardı. 200 bin çiftçi ailesi bu işle ilgiliydi. üretilen salçanın üçte ikisi ihraç ediliyordu. 200 bin ton salça ihracatı ile  160-200 milyon dolar gelir sağlanıyordu. Salça ihracatı daha çok AB ülkeleri, Japonya, Rusya, Suudi Arabistan, Libya ve Malezya’ya yapılmaktaydı.

Türkiye’nin domates suyu, konservesi ve salçasının ihracatından elde ettiği gelir, 2017 yılında yaklaşık 184 milyon dolar oldu.

2017’de Türkiye salça ihracatında dünya 6. Idi. Domates konservesinden 29 milyon 773 bin dolar, domates salçasından 152 milyon 446 bin dolar ve domates suyundan 1 milyon 524 bin dolar olmak üzere toplam 183 milyon 743 bin dolar gelir elde edildi. Domatesin konservesine Japonya ve Almanya’dan, salçasına Irak ve Suudi Arabistan’dan, domates suyuna da en çok Japonya’dan talep geldi.

Irak ve Suudi Arabistan’a ihracat arttı

Domates salçası ihracatı 2017 yılında önceki yıla göre yüzde 11 artarak 137 bin 995 tondan 152 bin 679 tona ulaştı. Domates salçası en çok 88 bin 685 tonla Irak’a yapıldı. Bu ülkeye ihraç edilen salçadan 87 milyon dolar gelir elde edildi. Bu ülkeyi 10 bin 593 ton ve 11 milyon 96 bin dolarla Suudi Arabistan izledi.

Domatesi konserve olarak tercih eden ülkeler ise Türkiye’ye geçen yıl 29 milyon 773 bin dolar ödedi. Bu ürünün ihraç edildiği ülkeler arasında ilk sırada bulunan Japonya, geçen yıl 2 bin 343 ton domates konservesi karşılığında Türk ihracatçısına 1 milyon 785 bin dolar öderken bu ülkeyi izleyen Almanya’ya dış satım 2 bin 252 ton ve 4 milyon 625 bin dolar olarak gerçekleşti.

2017 yılında ise AB’nin Türkiye’den ithal ettiği salçaya kota uygulaması ile bu ülkelere yönelik salça ve diğer konserve ihracatını olumsuz yönde etkiledi. AB ülkelerine gönderilen ürünlerde yüzde 18 ek vergi ödendi. Rakip diğer ülkelere göre bu vergilendirme Türkiye’deki sektörü çok olumsuz etkiledi. Diğer rakipler Yunanistan, İspanya ve Portekiz bu vergiyi ödemediği için avantaj sağladılar. Domates ihracatcısı firmalar, Hükümetin kredilendirme, girdiler ve ihracat iadeleri konusunda domates ve salça sektörüne destek vermesini istediler. 

2019 yılında ise 0 gümrükle domates salçası, Arpa, Buğday, Mısır ve Pirinç ithalatı yolunun açılması;

 Akıllara Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin ilimize gelip, Ak Parti İl Başkanlığını ziyaretinde sarfettiği;

“Türkiye’nin ne Samana ne Buğday’a ihtiyacı var. Niye ithalat yapıyorsunuz diyorlar. Bende diyorum ithalatı bu ihracatı yapabilmek için!  Makarna un fabrikalarımız  boş mu kalsın. Bunun için ithalat yapılıyor.” 

Sözlerini akla getirmez mi?

Bu sözlerin ardından, 0 gümrükle Domates salçası ithal edilmesi yolunun açılması da ;

“Acaba ihraç etmek için mi, Domates salçası ithal edilecek?” sorusuna yol açmaz mı?

Yayınlandığı Kategori Manşet

Cumhuriyet Meydanı’nda Cumhuriyet Caddesi üzerinde yeni bir bina yükseliyor.

Bu binanın yapıldığı alanda bir zamanlar, Burdur’un en ünlü kahvelerinden biri olan ve her kesimden insanların, amirlerin, memurların, ustaların, işçilerin, çiftçilerin biraraya geldiği gözde mekan Şehir Kahvesi vardı. Kahvenin önünde, içinde fıskiyeli havuzu, ağaçlarıyla bahçesi bulunurdu..

Kahvenin arkasında, Yazlık Şehir Sinemasıyer alırdı.  Şehir Kahvesi Bahçesi’nin yanında, Yazlık Şehir Sinemasının bilet gişesi bulunuyordu.

Bilet gişesinde, sinemanın sahibi Mehmet Eraslan bulunur, gözlüklerinin üstünden bakarak, sinema severlere bilet keserdi. Sinema başlamadan önce gişede yerini alır, sinema kapanıncaya dek orada beklerdi.

 Arada gişeye kardeşi sarraf Yakup Eraslan gelir, yüksek sesle ama tatlı tatlı çekişirlerdi. 

Gişenin bitişiğinde, şimdi öğretmenlik yapan Bafran Türel Burdur’un ilk tostcu dükkanını açmıştı.

Yolun karşı tarafında, önünde inzibatların beklediği Subay lojmanları, onun hemen yanındaki, Gönenli Gazete bayisinde Kamil ve Sadiye Gönenli çifti ve çiftin oğulları Halil, Haluk Gönenli, birlikte gazete, dergi satarlar, Kamil Gönenli kalın bir palaska  omzuna astığı gazete yığınıyla, caddede yazıyor yazıyor diye seslenerek dolaşır, gazete satmaya çıkardı.

Gönenli Gazete Bayiinin yanında, süt ürünleri satılan Nuri Şenel ve damadı Kaya Saden’e ait, Nuri Şenel’in oğlu şimdi öğretmen olan Hüsnü Şenel’in de tezgahta bulunduğu İmren Bakkaliyesi vardı.

Yayınlandığı Kategori Manşet
Cumartesi, 19 Ocak 2019 15:13

Hocabali Hamamında restorasyon başladı

Yıllardır yapılması beklenen Erken Osmanlı dönemi eseri, Tarihi Hocabali Hamamı’nın restorasyonu çalışmaları başladı.

Antalya Vakıflar Bölge Müdürlüğü 15 Ağustos 2018’de  Hocabali Hamamı’nın restorasyonu için ihale açtı. 15 Ağustos 2018 tarihinde  Antalya Vakıflar Bölge Müdürlüğünce yapılan ihaleyi kazanan firmaya,  2 Ekim 2018 tarihinde yer teslimi yapıldı.

2 Ekim 2018 tarihinde yer teslimi gerçekleşen Hocabali Hamamı için, ihaleyi alan firma bir süre önce şantiye alanına 2 konteynır yerleştirip çalışmaları başlattı.

Hocabali Hamamı’nın restorasyonunun tamamlanmasıyla, Doğa Tarihi Müzesi, Şeyh Sinan Camii, Derviş Mehmet Paşa Kütüphanesi, Piribaşlar Evi ve Mısırlılar Evi, birlikte aynı bölgede bir bütünlük içinde turizme açılabilecek.

Burdur Sinan Mahallesi'ndeki Hocabali Hamamı, Hocabali Muslihiddin tarafından 1582 yılında yapıldı. 1950 yılına kadar hamam olarak hizmet verdi. Sonra, bir süreliğine depo ve marangozhane olarakta kullanıldı. Burdur Belediyesi tarafından 49 yıllığına kiralanan, bir bölümü yıkılmış, bakımsız halde olan Hocabali  Hamamı’nın imdadına, Antalya Vakıflar Müdürlüğü yetişti.

Hoca Bali Hamamı, 16. y.y. (1582) Hocabali Muslihiddin Efendi tarafından yaptırılmış olan çok önemli bir eser. Uzun aksı kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen bir alana oturmuş. Horasan harcıyla birbirine tutturulmuş taş duvarlıdır. İki kubbelidir. İlki soğukluk kısmının, ikincisi de sıcaklık kısmının üzerindedir. Sıcaklık kısmındaki kubbenin altında göbek taşı vardır. Köşe ve kemerlerde kesme köfeki taşı kullanılmıştır. Üzeri tonuz kemer ve düz dam ile örtülüdür. Aydınlanması kubbelerdeki küçük pencerelerledir. Hamamın alt kısmında ısıtma tünelleri vardır. Bu tarihi öneme sahip hamam restore edilince ziyaretçileri daha detaylı bir şekilde gözlem yapabilecek. (Hasan Türkel)

Yayınlandığı Kategori Manşet
Cumartesi, 19 Ocak 2019 15:13

Başkan Ercengiz’e 5 kategoride tam not

Burdur Radyosu tarafından yapılan ankette, 5 kategoride çeşitli meslek mensuplarından tam not alan Başkan Ercengiz’e makamında karnesi takdim edildi. 

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Burdur Radyosu’nun hazırladığı anket sonuçlarına göre düzenlenen karnesini aldı.  Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, düzenlenen ankette Sosyal Belediyecilik, Halkla ilişkileri, Kültür ve Sosyal Etkinlikler, Yeşil Enerji ve Geri Dönüşüm kategorilerinde değerlendirildi. 5 yıllık çalışmaları göz önünde bulundurularak yapılan anket sonuçlarından başarılı ve çok başarılı notu aldı.

  Başkan Ercengiz, anket sonuçlarına göre düzenlenen karnelerini esnaf, emekli, pansiyon işletmeciliği, ev hanımı, işçi, avukat, gıda üretimi, basın temsilcisi ve muhtar gibi farklı meslek sektör temsilcileri takdim ettiler. 

Burdur Radyosu Genel Müdürü Serkan Şimşek;

“Burdur Radyosu olarak küçük çaplı bir anket hazırladık, daha doğrusu karne hazırladık. Biz bu karnelerimizi temsilci arkadaşlarımızla size sunmak istedik.  Geçmiş 5 yıllık dönem içerisindeki icraatlarınız, yaptıklarınız ve başarılarınızın bir göstergesidir. Hazırlanan karnelerde gördüğüm kadarıyla kırık notunuz yok. Karnelerin sonucu olarak birinci döneminizi başarıyla tamamladınız. Bu bağlamda 31 Mart seçimlerinde ve 2. Dönem çalışmalarınızda başarılar diliyoruz” dedi. 

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada;

“Başarılı ve çok başarılı bulunmak hakikaten böyle bir makamdaki insan için çok büyük bir onurdur. Özellikle Burdur’umuza hizmet ederken hep söylediğimiz şey; ‘Önce gönüllere gireceğiz, sonra iş yapacağız’ demiştim. Kısmen başarılı olduğumuz yerler olabilir. Belli ki burada hal ve hareketlerimizin düzgün olmasından kanaat de kullanılmış. Ben çok teşekkür ederim. Başarılı olalım kentimiz kazansın” dedi.

Başkan Ercengiz, farklı sektör temsilcilerinden karnelerini aldıktan sonra birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Burdur Gölü’ndeki su seviyesi her yıl biraz daha azalıyor.

Son olarak,  NTV’de yer alan habere göre, göldeki kurumayı önlemek için Tarım ve Orman Bakanlığı, Burdur Valiliği ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nin çok yönlü çalışma başlattığı bilgisi verildi.

Yapılan çalışmaya göre, göl çevresine 4 araştırma havuzu inşa edildi. 1 yıl boyunca toplanacak veriler neticesinde kuraklığın nedeninin ortaya çıkarılması hedefleniyor.  

Haberde, gölün seviyesinin her geçen yıl bir kademe daha düştüğü belirtilerek, kurumanın önüne geçebilmek için 4 araştırma havuzunun inşa edildiği, bu havuzların 1 yıl boyunca göldeki çekilme hakkında ölçümler yapacağı belirtildi.

Tarım ve Orman Bakanlığı, Burdur Valiliği ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi işbirliğiyle buharlaşmanın önüne geçileceği belirtilen haberde, Burdur Gölü’nün çekilmesini önlemek için alınacak ilk önlemin çevrede daha az su tüketen ürünler yetiştirmek olduğu açıklandı. Bölgedeki tarımda damlama sulama sistemine geçildiği bilgisi verilen haberde, önümüzdeki yıllarda göl seviyesinde %40’lık su tasarrufu hedeflendiği, çalışmaların başarılı olması doğrultusunda su kaybının duracağı ve seviyenin yeniden yükselmeye başlayacağı planlandığı belirtildi.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Bucak , Ağlasun ilçelerine ve köylere gidecek yolcular, yıllardır, Binay Akaryakıt tesisleri yanında otobüslerini beklerler. Burdur Belediyesi tarafından, özel bir teknikle çayın üzerinde yapılan oturma alanları, işte bu yolcular için bekleme sığınma alanı oldu.

Otobüs bekleyen yolcular, bu alanlarda oturup beklerken, aynı alanda hizmet veren çay ocağındanda faydalanıp çay kahve içip tost yiyerek karınlarını da doyurabiliyorlar.

Burdur Belediyesi tarafından çay üstünde yapılan düzenleme, yolcular dışında başka vatandaşlara da  yazın  fıskıyelerden fışkıran suların yanında  serinleme, kışında yağmurdan, kardan korunma imkanı sağlıyor. Bütün bunların yanında, bu alanda çayın üstünde inşa edilen oturma alanları, çayın dokusuna uygun mimarisi ve estetik görüntüsü ile çevreyi güzelleştirip gözleri doyuruyor.

Çayın üstünde yer alan köprünün yanındaki bölümde suya atlayan çocuk heykelcikleri, çay üstünde yapılan oturma alanlarının güzelliğini tamamlayıp, başta çocuklar olmak üzere herkesin dikkatini çekip beğeni topluyor.

Köprü üzerinde yer alan, elerinde güvercin ve zeytin dalı bulunan kadın ve çocuk heykelleri son derece anlamlı ve etkin mesajlar veriyor.

Çünkü;  kadın ve çocukların ellerinde bulunan zeytin dalları, evrensel dilde barışın, eller üstünden uçurulan güvercin görüntüleri ise özğürlüğün ve yine barışın sembolleridir.

Hasan Türkel

Yayınlandığı Kategori Manşet

Vali Hasan Şıldak, yapımı tamamlanan ve kısa süre içerisinde hizmet vermeye başlayacak Burdur Engelsiz Yaşam Merkezi ve Bakım Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi’nde incelemelerde bulundu.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Müdür V. Hasan Güven’in hazır bulunduğu incelemeler sırasında, Valimiz iki kattan oluşan idari bina ve engelli vatandaşlarımıza yönelik yapılan tek katlı yaşam evlerini de gezerek tamamlanma aşamasına gelen çalışmaların son durumu ve merkezde sunulacak hizmetlerle ilgili bilgi aldı.

Askeriye Köyü’ nde 14.04.2017 tarihinde yapımına başlanan proje bedeli 5.849.803 TL olan Burdur Engelsiz Yaşam, Bakım Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi 2.743 m2’ si kapalı alan olmak üzere toplam 4.017 m2 alan üzerinde yapılmıştır.

Merkez; 6 adet tek katlı yaşam evi ve 2 katlı idari binadan oluşmaktadır. Her bir yaşam evinden 9 engellimiz yararlanacak olup, toplamda 54 engelli vatandaşımıza hizmet verecektir.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ nün açılış onayı ile 0-18 yaş engelli bireylere hizmet vermesi karara bağlanmıştır.

Engelli bireylerin ve ailelerinin yatılı bakım ihtiyaçlarının yanında gündüzlü bakım hizmetlerine duydukları ihtiyaç doğrultusunda Bakanlığımızın İlimizde Engelsiz Yaşam, Bakım Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi gündüzlü bakım hizmetlerinin başlatılması talimatı üzerine ivedilikle tefrişatı yapılmış olan merkez, 21.01.2019 tarihinde engelli çocuklarımıza ve ailelerine gündüzlü hizmet vermeye başlayacaktır.

Engelli hemşerilerimizin ve onların sürekli bakımını yapan ailelerinin yararlanacağı gündüzlü bakım merkezimizde meslek elemanları ve sağlık personelinin refakatinde çeşitli aktivitelerle günlük yaşam programları uygulanacak ayrıca el becerilerinin geliştirilmesi amacıyla halk eğitim müdürlüğünce görevlendirilecek usta öğreticiler yardımıyla çalışmalar yürütülecektir.

Ayrıca Merkezimizde engellilerimizin müzik ve resim atölyesi, tiyatro, halk oyunları, drama, ebru vb. etkinlik ve çalışmalara da yer verilecektir.

Engellilerimize hafta içi gün boyunca gündüzlü bakım hizmeti verecek olan kuruluşumuz, hayatını engelli çocuğuna adamış hayatlar için de bir nefes olacaktır.

Yayınlandığı Kategori Manşet

İstasyon Park etrafındaki ağaçlar budandı. İstasyon Caddesi’nde yer alan bu iri gövdeli yaşlı ağaçlar, gövdeye yakın ana dallardan budanınca, vatandaşlarda “bu budama ağaçlara zarar verir mi? soruları oluştu.

Bizde bu sorulardan yola çıkarak, Burdur Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü’nden konuya ilişkin bilgi aldık.

Aldığımız bilgiye göre; İstasyon Park etrafındaki ağaçlar yaşlı oldukları için, “budama; gövdeye yakın ana dallarda yapıldı. Bu budama ile ağacın rahatlatılıp gençleştirilmesi hedeflendi. Bu çok yaşlı ağaçların artık kesilmesi ve yerlerine yeni genç fidanların dikilmesi gerekmekte.”

Hasan Türkel

Yayınlandığı Kategori Manşet

Türk Eğitim-Sen Burdur Şube Başkanı Orhan Akın, okulların yarı yıl tatiline girmesi ile ilgili yaptığı basın açıklaması yaptı. Türk Eğitim-Sen olarak yapıcı tüm icraatlara destek verdiklerini belirten Türk Eğitim-Sen Burdur Şube Başkanı Orhan Akın açıklamasında;

Okullar yarıyıl tatiline giriyor. Bilindiği gibi Ziya Selçuk’un Milli Eğitim Bakanı olması eğitim camiasında heyecan uyandırdı. Şu ana kadar Bakan’ın eğitimci dostu yaklaşımları, eğitimin sorunlarını çözme konusundaki isteği, öğrencilere bakışı bizleri umutlandırmaktadır. Tabi ki eğitimin yıllardır süre gelen, katmerleşen sorunlarını kısa sürede çözebilmek mümkün değildir. Ancak sorunlara kalıcı neşter vurmak için bu iradeyi ortaya koyabilmek gerekir. Türk Eğitim-Sen olarak yapıcı tüm icraatlara destek verdiğimizin bilinmesini istiyoruz. Eğitim sistemimizin ezbercilikten kurtarılması, eğitimde sorgulayan, araştıran bir modele geçilmesi ve dünyaya entegre olmamız, derslik ve öğretmen açığı, okulların alt yapı ve teknolojik donanımı, okullaşma oranlarının düşüklüğü v.b. sorunların ortadan kaldırılması, eğitim çalışanlarının gerek maaşlarının gerekse özlük haklarının OECD ülkeleri düzeyine yükseltilmesi, öğretmenlerin statülerinin artırılması, eğitim çalışanlarına şiddetin son bulması, hak gaspının önlenmesi en büyük temennilerimizdendir. Bu minvalde 2018-2019 eğitim-öğretim yılının ilk yarıyılı sona ererken, sendikamızın tespit ettiği eksiklerin giderilmesi eğitimin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

Yönetici atamalarında mülakatın etkisinin azaltılması olumlu bir adımdır ama yetmez! Mülakat tamamen kaldırılmalıdır.

Eğitimde başarılı olmak okulları başarılı yönetmekle mümkündür. Ne yazık ki özellikle 2014 yılından bugüne kadar yapılan uygulama nedeniyle okulların büyük kısmının başarılı yönetilmediğini üzülerek görüyoruz. Eğitim yıllardır kul hakkı yiyen yandaşların istilasına uğramaktadır. Bunlar ehil, bilgili, liyakatli, ödül üstüne ödül alan insanların yerlerine büyük bir iştah ve cüretle oturmaktadır. Mülakat uygulaması nedeniyle yandaşlar, belli gruplara mensup olanlar, iktidara siyasi, ideolojik yakınlığı olanlar ya da sendikal tercihini sarı sendikadan yana kullananlar okul yöneticiliği koltuğuna otururken, yandaşlar dışındakiler, yazılı sınavda yüksek puan almış olsa bile elenmektedir. Mülakat komisyonlarında verilen adil olmayan, komisyondan komisyona göre değişiklik gösteren puanlara tanıklık ettik. İsim listelerinin elden ele nasıl dolaştığını da biliyoruz. Türk Eğitim-Sen geçtiğimiz yıllarda tüm bu katakullileri kamuoyuna ifşa etmiş, hak gaspı yaşayıp yargı yoluna gidenlere hukuki anlamda destek olmuştu. Dolayısıyla şeffaf olmayan komisyonlara kim, nasıl güvenebilir, mülakatların adaletli bir şekilde yapıldığını nasıl düşünebilir? Bilindiği 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nde okul yöneticiliğine atamada yeterliliklere dayalı yazılı sınav uygulaması ve belirlenecek diğer nesnel ölçütlerin kullanılacağı ifade edilmişti. Milli Eğitim Bakanlığı bu kapsamda MEB Yönetici Atama Yönetmeliği’nde kısmi bir değişiklik yaptı. Ancak bu değişiklik tam olarak beklentilerimizi karşılamadı. Şöyle ki; yapılan değişiklikle müdür ve müdür yardımcılığı görevlendirmelerinde yazılı sınav ağırlığı yüzde 80, mülakat ağırlığı ise yüzde 20 olarak değiştirildi. Bu noktada etkisi azaltışmış bile olsa, mülakatın varlığının devam etmesi, kul hakkı gaspının tam olarak sona ermeyeceği anlamına gelmektedir. Sendikamızın talebi yönetici atamalarında mülakatın tamamen kaldırılması, tüm yöneticilerin sadece yazılı sınav esasına göre atanmasıdır. Öte yandan yine 2023 Vizyon Belgesi’nde taahhüt edilen, okul müdürlüğünün ikinci görev olmaktan çıkarılıp kadroya alınması için de kanuni düzenleme bir an önce yapılmalıdır. Tabi kadroya geçişlerde sadece merkezi yazılı sınav sonuçları dikkate alınmalıdır. Bunun aksi yönde adaletsiz bir şekilde yönetici olarak görevlendirilenler kadroya geçirilirse, bu, kul hakkı gaspını onaylamak ve iştirakçisi olmak anlamına gelecektir. Kamusal alan birilerinin çiftliği değildir ve bir gruba mensubiyet üzerinden tanzim edilemez. Aksi takdirde bu grupların sadakat göstereceği yer tıpkı 15 Temmuz felaketinde gördüğümüz gibi devletimiz değil, biat ettikleri odaklar olacaktır. Sendikal baskıların had safhaya çıktığı bu dönemde, bu arsızların aşil tendonunu keserek, adaletsizliğe engel olmak çok önemlidir.

Şubat’ta 40 bin ilave atama, Ağustos ayında da 60 bin atama yapılmalıdır

Milli Eğitim Bakanlığı 2018 yılında 20 bin atama yaptı. Ek 20 bin atama için yapılan mülakatların sonucu da 15 Ocak tarihinde açıklandı. Şimdi gözler Şubat ayında yapılacak atamalarda. Herkes bilmelidir ki; bu 20 bin atama, 2018 yılı atamasıdır. Hiç kimse bu ilave atamayı 2019 yılı ataması olarak lanse etmemelidir.

Türk Eğitim-Sen’in Valiliklerden gelen rakamlar doğrultusunda yaptığı araştırmaya göre sadece 64 ilde 76 bin 605 ücretli öğretmen görevlendirmesi yapılmaktadır. 55 ilde ise norm kadro açığı 101 bin 339’dur. İki yıllık ön lisans mezunu 9 bin 653 ücretli öğretmen derslere girmektedir. Bu en az 10 bine yakın kişinin pedagojik formasyonu olmadan, daha açık bir dille öğretmen vasfı olmadan derslere girdiğinin kanıtıdır. Ücretli öğretmen, açığın olduğu yerlerde ihtiyacı karşılamak için yapılan görevlendirmelerdir. Demek ki sadece ücretli öğretmen sayısı kadar atama yapılsa dahi en az 76 bin öğretmen atanması gerekir. Aynı zamanda güvencesiz bir yöntem olan ve eğitimde verimi, başarıyı düşüren ücretli öğretmenlik artık adeta asal istihdam halini almıştır. Şunu da belirtelim ki; ücretli öğretmen çalıştırıldığı halde 101 bin açık söz konusudur. Kaldı ki, 20 bin atama, ülkemizde 76 bin ücretli öğretmen çalıştırılırken, norm kadro açığı 101 bin civarındayken, 400 bin atama bekleyen öğretmen varken gerçekten çok komik rakamlardır. Üstelik 2017 yılında sınava giren öğretmenlerin ataması kontenjan yetersizliği nedeniyle 2018 yılının sonunda yapılmıştır. Dolayısıyla 2019 yılı atama sayısı planlanırken, tüm bu hususlar göze alınmalıdır. Sendikamızın talebi; Şubat ayında 40 bin ilave atama ve Ağustos ayında 60 bin olmak üzere 2019 yılı için toplam 100 bin atamadır. Ayrıca kaliteli okullar, kaliteli eğitim, başarı hedefliyorsak arazlı olan ücretli öğretmen istihdamına da ivedilikle son verilmelidir.

Sözleşmeli öğretmenlere yarı yıl tatilinde tayin hakkı verilmelidir.

Sözleşmeli öğretmenlik sendikamızın 2005 yılından beri mücadele ettiği bir istihdam yöntemidir. Hatırlanacağı üzere sözleşmeli öğretmenlik 2011 yılında kaldırılmış, tüm sözleşmeliler kadroya geçirilmiş, 2016 yılında ise aynı Hükümet tarafından bir KHK ile geri getirilmişti. Hem de mülakat ve 6 yıl çakılı kadro ile çalışmayı da kapsamaktadır. 6 yıl çakılı kadronun 3+1 olarak esnetilmesi Vizyon Belgesi’nde yer almıştır. Ancak sendikamız sözleşmeli öğretmenliğin esnetilmesini kabul etmemektedir. Talebimiz sözleşmeli öğretmenliğin kökten kaldırılmasıdır. Kariyerlik mesleğine aykırı olan sözleşmeli öğretmenliğin iptalini içeren davamız devam etmektedir. Amaç, mahrumiyet bölgelerindeki öğretmen açığını kapatmak ise, bunun yolu Zorunlu Hizmet Tazminatı uygulaması getirerek, öğretmenlerin o bölgelerde gönüllü olarak çalışmalarını sağlamaktır.

 Aksi yöndeki uygulamalar öğretmenlerin verimini düşürür. Yargının sözleşmeli öğretmenliği kaldırmasını ve tüm öğretmenlerin kadrolu olarak atanması gerektiği yönünde karar vermesini bekliyoruz. Bu yapılana kadar da tüm sözleşmelilere yarıyıl tatilinde eş durumundan tayin hakkı verilmelidir. Bilinmektedir ki; sözleşmeli öğretmenlere tayin hakkı tanınmadığı için öğretmenler eşlerinden, çocuklarından ayrı görev yapmakta ve aile bütünlükleri zedelenmektedir. Anayasamızın 41. Maddesine de aykırı olan bu uygulamaya karşı Türk Eğitim-Sen olarak 23 Ocak tarihinde Ankara’da sözleşmeli öğretmenler ile birlikte eylem yapacağız. Sözleşmeli öğretmenler ile birlikte hem bu istihdam yöntemini protesto edeceğiz hem de yarıyıl tatilinde mutlaka sözleşmeli öğretmenlere tıpkı kadrolu öğretmenler gibi tayin hakkı tanınmasını isteyeceğiz.

İl içi özür grubu mağdurlarının feryatları duyulmalıdır.

İl içi özür grubu mağdurları da tıpkı sözleşmeli öğretmenler gibi çile çekmektedir. Aynı il içinde birbirinden kilometrelerce uzakta yaşamak zorunda bırakılan bu öğretmenlere de tayin hakkı tanınmalıdır. Örneğin Antalya’nın Demre ilçesi ile Gazipaşa ilçesi arasındaki mesafe 320 kilometredir. Erzincan merkez ile Kemaliye ilçesi arasındaki mesafe 150 kilometredir. Gaziantep’in Nizip ilçesi ile Islahiye ilçesi arası 131 kilometredir. Bu örnekleri uzatmak mümkündür. Aynı il sınırında görünen ancak aralarında günü birlik gidip gelinemeyecek kadar çok mesafe olan yerlerde görev yapan öğretmenler de eşlerinden, çocuklarından ayrı yaşamaktadır. Dolayısıyla talebimiz il içi özür grubu mağdurlara da tayin hakkı verilmesidir. Bu noktada il içi özür grubu tayinlerinde 50 kilometre kriteriyle, ilçe emri hakkının geri getirilmesi çok önemlidir.

Değerler eğitimi mutlaka MEB öğretmenleri tarafından verilmelidir

Okullarımızda değerler eğitimi verilmesini önemsiyor, bu noktada MEB’in girişimini takdir ediyoruz. Ancak değerler eğitimi MEB’in öğretmenleri tarafından verilmelidir, pedagojik formasyonu olmayan insanlar tarafından değil. Şöyle ki; MEB çeşitli vakıf, dernek, cemiyet v.b. kurumlarla protokoller imzalamıştır. Bu protokollere binaen bu vakıf, dernek, cemiyetlerden insanlar gönüllü olarak değerler eğitimini öğrencilerimize vermektedir. Bu insanların büyük kısmının pedagojik formasyonu yoktur, öğretmen değillerdir, aksine işletmeci, odyolog, tekniker, mühendis, danışman, uçak teknisyeni, mali müşavir gibi mesleklere sahiptirler. Dolayısıyla MEB’in 923 bin öğretmeni dururken, eğitim ile uzaktan yakından alakası olmayan bu kişilerin neden okullarda değerler eğitimi verdiğini anlamakta zorlanıyoruz. Bu uygulama ile MEB kendi öğretmenlerine, ‘Ey öğretmenlerim, ben size güvenmiyorum, dolayısıyla öğrencilerimize dışarıdan hizmet getiriyorum’ demektedir. Bu yaklaşımı kabul etmemiz ise mümkün değildir.

Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının, birtakım oluşumların kendi mecralarında eğitime yönelik projeler geliştirmeleri, faaliyetlerde bulunmaları önemlidir ama bu faaliyetlerin yapılacağı yerler okullar değildir. Çünkü okullarımızda sadece öğretmenlerimiz marifetiyle eğitim verilmelidir. Nitekim okullar değildir. Çünkü okullarımızda sadece öğretmenlerimiz marifetiyle eğitim verilmelidir. Nitekim 15 Temmuz’u hep birlikte tecrübe ettik. Türkiye’yi o sürece götüren en önemli neden kamusal alanın belli yapılara açık hale getirilmesiydi. Dolayısıyla yaşananlardan ders çıkarmalı, eğitim eğitimciye, dolayısıyla MEB öğretmenlerine bırakılmalıdır. Türk Eğitim-Sen olarak MEB’i bu protokolleri iptal etmeye çağırıyoruz.

Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkarılırken 657 Sayılı DMK ve MEB mevzuatındaki hakları korunmalıdır

Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili hazırlık çalışmaları yapmaktadır. Sendikamız da bu kanun ile ilgili görüşlerini hem yazılı olarak hem de Cumhurbaşkanlığı bünyesinde yapılan bir toplantıda kapsamlı bir şekilde ifade etmiştir. Kariyer mesleği olan öğretmenliğin statüsünün artırılması, öğretmenlere kaybettikleri itibarlarının verilmesi çok önemlidir. Bu noktada kanun çıkarılırken 657 Sayılı DMK ve MEB mevzuatındaki hakları korunmalıdır. Öte yandan öğretmenlerin kariyer basamaklarında yükselebilmesi için düzenleme yapılmalı; 10 yılını dolduran öğretmenlere uzman, 20 yılını dolduran öğretmenlere başöğretmen unvanı verilmelidir.

Öğretmenlere şiddeti önlemek için yasal cezai düzenleme yapılmalıdır.

Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet haberlerinin ardı arkası kesilmiyor. Caydırıcı cezalar verilmeden bu olayların son bulmayacağını yıllardır dile getiriyoruz. Bu noktada Türk Eğitim-Sen eğitim çalışanlarına yönelik şiddet ile ilgili bir kanun teklifi hazırlamıştır. Milletvekilleri aracılığıyla TBMM gündemine gelecek olan bu teklife tüm siyasi partilerin destek vermesini istiyoruz. Şiddetin önlenmesi için mutlaka yasal cezai düzenleme yapılmalı, şikâyete bağlı kalmaksızın fail hakkında kamu davası açılarak konu takip edilmelidir. Mobbing de cezai yaptırım gerektiren bir suç kabul edilmeli, illerde ve eğitim kurumlarında Mobbing İzleme Kurulları oluşturulmalı, bu kurullarda sendika temsilcilerine de yer verilmelidir.

Öte yandan;

MEB’in 2019 yılının sonuna kadar tüm okulların tekli eğitime geçeceğine yönelik taahhüdü vardır. Bununla ilgili çalışmalar sürdürülmekle birlikte, alt yapı eksikliklerinin ikinci yarıyılda tamamlanmasını ve MEB’in sorunsuz bir şekilde okulları tekli eğitime geçirmesini istiyoruz.

Eğitim çalışanlarının tamamına Eğitim-Öğretime Hazırlık Ödeneği verilmeli, yardımcı hizmetler sınıfının görev tanımı yapılmalı, bu çalışanlar angarya işlerden kurtarılmalıdır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Yayınlandığı Kategori Manşet
Page 1 of 2
No Internet Connection