Manşet - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber
Salı, 09 Ekim 2018 15:01

Burdur Gölü kurumasın!

CHP Burdur Milletvekili ve Çevre Komisyonu üyesi Dr. Mehmet GÖKER Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Burdur Gölünde yaşanan kurumanın nedenlerinin araştırılması, bu kapsamda oluşturulması gereken politikaların ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırma Önergesi verdiği açıklandı;

Göldeki kurumayı önlemeye yönelik olarak acilen bir şeyler yapılması gerektiğini söyleyen CHP’li Vekil, “Göl havzasındaki tarımsal faaliyetlerde yanlış ve aşırı su kullanımını önlemek için çiftçilerin mevcut ekonomik gelirlerini azaltmadan havzanın toprak ve iklim yapısına uygun, az su tüketen ve doğru sulamaya dayalı yeni tarımsal ürünler denenmelidir. Yine Göl havzasının tamamında damlama sulama yöntemi ve yağmurlama sulama yöntemleri kullanılırsa, tonlarca metreküp su tasarruf edilebilecek ve bir nebze olsun gölün kurumasının önüne geçilebilecektir” diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni göreve çağırdı.

CHP BURDUR MİLLETVEKİLİ DR. MEHMET GÖKER’İN TBMM BAŞKANLIĞINA SUNDUĞU ÖNERGENİN TAM METNİ

GEREKÇE:

Ülkemizde bir ekolojik kriz yaşanmakta olup en önemli sulak alanlarımız ve içilebilir nitelikteki tatlı su göllerimiz birer birer kurumaktadır. Yer altı sularının aşırı kullanımına dayanamayan yer kabuğu kurumakta, ormanlar ve yaban hayatı madenciliğe ve vahşi sulama yöntemlerine kurban edilmektedir. Maalesef Burdur Gölü’müz de bunlara örnektir.

Türkiye’nin en derin göllerinden biri olan Burdur Gölü 300 bine yakın su kuşuna, endemik kuş türlerine ve özellikle dünyada nesli tükenmekte olan dikkuyruk ördeklerinin yüzde 70’ine ev sahipliği yapmaktadır. Ancak Gölümüzün 50 yıl önceki su kapasitesi 7,5 milyar ton civarında iken günümüzde bu miktar 3,5 milyar tona düşmüş durumdadır. Bilim insanlarına göre gölün su seviyesindeki azalma kritik noktayı aşmış ve göldeki çekilme artık geri döndürülemez noktadadır. 

AKP iktidarları döneminde bazı önlemler alınmaya çalışılmış ancak bunlar yalnızca kâğıt üzerinde kalmıştır. 2007-2012 1. Göl Yönetim Planı kapsamında bazı karalar alınmış ancak uygulanmamıştır. Yine hala uygulamada olduğu belirtilen 2013-2018 2. Göl Yönetim Programı uygulanmaya konulmasına rağmen 2. Beş yıllık planda da yer alan hiçbir plan kararı uygulanmamıştır. 

Yine sözünü ettikleri Burdur Gölü Alt Havzası Eylem Planı ve Genelgesi dönemin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu tarafından 13 Kasım 2015 tarihinde imzalanarak yürürlüğe girmiştir. Evsel atık su arıtma tesisi, katı atık bertaraf tesisi, zirai ve hayvancılık faaliyetleri kaynaklı kirlilik kontrolü, taş ocaklarının ve maden sahalarının rehabilite edilmesi ve havza su kalitesinin izlenmesi gibi bir dizi önlem içeren bu plan da ne yazık ki diğer planlar gibi bir türlü gerçek anlamda yürürlüğe girmemiştir.

Diğer taraftan, gölü̈ besleyen derelerden neredeyse hiç birinin göle ulaşamadığı bu ortamda gölün tek yaşam kaynağı yağışlardır. Burdur Gölü’nü besleyen dereler üzerinde sulama amacıyla yapılan 22 baraj ve gölet, Burdur’un yaşam kaynağını kurutmaktadır. Göle giren su miktarı yıllar yılı azalmış ve son olarak 2009 senesinde Bozçay üzerinde inşa edilen Karaçal Barajı göle su akıntısını durdurmuştur.

Göldeki kurumayı önlemeye yönelik olarak acilen bir şeyler yapılmalıdır. Göl havzasındaki tarımsal faaliyetlerde yanlış ve aşırı su kullanımını önlemek için çiftçilerin mevcut ekonomik gelirlerini azaltmadan havzanın toprak ve iklim yapısına uygun, az su tüketen ve doğru sulamaya dayalı yeni bir tarımsal ürün denenmelidir. Yine Göl havzasının tamamında damlama sulama yöntemi ve yağmurlama sulama yöntemleri kullanılırsa, tonlarca metreküp su tasarruf edilebilecek ve bir nebze olsun gölün kurumasının önüne geçilebilecektir.

  Bu çerçevede, Burdur Gölünde yaşanan kurumanın nedenlerinin araştırılması, bu kapsamda oluşturulması gereken politikaların ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİS BAŞKANLIĞINA

Gerekçesi ekte sunulan, Burdur Gölünde yaşanan kurumanın nedenlerinin araştırılması, bu kapsamda oluşturulması gereken politikaların ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.     

GEREKÇE:

Ülkemizde bir ekolojik kriz yaşanmakta olup en önemli sulak alanlarımız ve içilebilir nitelikteki tatlı su göllerimiz birer birer kurumaktadır. Yer altı sularının aşırı kullanımına dayanamayan yer kabuğu kurumakta, ormanlar ve yaban hayatı madenciliğe ve vahşi sulama yöntemlerine kurban edilmektedir. Maalesef Burdur Gölü’müz de bunlara örnektir.

Türkiye’nin en derin göllerinden biri olan Burdur Gölü 300 bine yakın su kuşuna, endemik kuş türlerine ve özellikle dünyada nesli tükenmekte olan dikkuyruk ördeklerinin yüzde 70’ine ev sahipliği yapmaktadır. Ancak Gölümüzün 50 yıl önceki su kapasitesi 7,5 milyar ton civarında iken günümüzde bu miktar 3,5 milyar tona düşmüş durumdadır. Bilim insanlarına göre gölün su seviyesindeki azalma kritik noktayı aşmış ve göldeki çekilme artık geri döndürülemez noktadadır. 

AKP iktidarları döneminde bazı önlemler alınmaya çalışılmış ancak bunlar yalnızca kâğıt üzerinde kalmıştır. 2007-2012 1. Göl Yönetim Planı kapsamında bazı karalar alınmış ancak uygulanmamıştır. Yine hala uygulamada olduğu belirtilen 2013-2018 2. Göl Yönetim Programı uygulanmaya konulmasına rağmen 2. Beş yıllık planda da yer alan hiçbir plan kararı uygulanmamıştır. 

Yine sözünü ettikleri Burdur Gölü Alt Havzası Eylem Planı ve Genelgesi dönemin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu tarafından 13 Kasım 2015 tarihinde imzalanarak yürürlüğe girmiştir. Evsel atık su arıtma tesisi, katı atık bertaraf tesisi, zirai ve hayvancılık faaliyetleri kaynaklı kirlilik kontrolü, taş ocaklarının ve maden sahalarının rehabilite edilmesi ve havza su kalitesinin izlenmesi gibi bir dizi önlem içeren bu plan da ne yazık ki diğer planlar gibi bir türlü gerçek anlamda yürürlüğe girmemiştir.

Diğer taraftan, gölü̈ besleyen derelerden neredeyse hiç birinin göle ulaşamadığı bu ortamda gölün tek yaşam kaynağı yağışlardır. Burdur Gölü’nü besleyen dereler üzerinde sulama amacıyla yapılan 22 baraj ve gölet, Burdur’un yaşam kaynağını kurutmaktadır. Göle giren su miktarı yıllar yılı azalmış ve son olarak 2009 senesinde Bozçay üzerinde inşa edilen Karaçal Barajı göle su akıntısını durdurmuştur.

Göldeki kurumayı önlemeye yönelik olarak acilen bir şeyler yapılmalıdır. Göl havzasındaki tarımsal faaliyetlerde yanlış ve aşırı su kullanımını önlemek için çiftçilerin mevcut ekonomik gelirlerini azaltmadan havzanın toprak ve iklim yapısına uygun, az su tüketen ve doğru sulamaya dayalı yeni bir tarımsal ürün denenmelidir. Yine Göl havzasının tamamında damlama sulama yöntemi ve yağmurlama sulama yöntemleri kullanılırsa, tonlarca metreküp su tasarruf edilebilecek ve bir nebze olsun gölün kurumasının önüne geçilebilecektir.

Bu çerçevede, Burdur Gölünde yaşanan kurumanın nedenlerinin araştırılması, bu kapsamda oluşturulması gereken politikaların ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Burdur Lisesi Görsel Sanatlar Öğretmeni Hülya Canbaz, öğrencileriyle Burdur Lisesi bahçesindeki duvarları orijinal eserleriyle boyuyor.

 

Okul bahçesi boş duvarlarını öğrencileriyle birlikte resimlendiren Görsel Sanatlar Öğretmeni Hülya Canbaz okul bahçesini açık hava sanat galerisi haline dönüştürecek. Görsel Sanatlar Öğretmeni Hülya Canbaz ve öğrencileri bu çalışmayla Burdur’da bir ilke imza atıyor.  

Burdur Lisesi Görsel Sanatlar Öğretmeni Hülya Canbaz, Burdur Lisesi’nin boş duvanlarına yaptıkları resim çalışmasıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada;

“Duvara yaptığımız resimleri kendi resimlerimin fotokopilerinden yapıyoruz. Bahçe duvarının bir bölümünde sonrası doğaçlama. Çizgi, renk, kompozisyon ve hareketin dengesi olarak birbirine bağlantılı olarak devam ediyor. Öğrencilere de baktığımızda ressamların ya da bilinen resimlerin kopyalarıyla giriyorlar. Sanatçı olarak ben bana ait çalışmalarımı okulun iç duvarlarında düşündüm. Kendi çizgilerim ve yorumlarım. Hatta bazı yerlerine de imza atıyorum. Resimleri akrilik iç cephe boyasıyla başlayıp üzerine vernik atıyorum. Çünkü ahşap vernikle bu resimleri sabitleyeceğiz. Bu çalışma ilimizde belki de Türkiye’de ilk. 

19 yıldır Burdur Lisesi’nin bir öğretmeni olarak onlarca öğrenci yetiştirip eğitim fakültelerine gönderdim. Birçoğuda öğretmen oldu. Burdur’un adını taşıyan bir Burdur Lisesi’nin iç duvarının açık hava sanat galerisi haline dönüştürülmesinin onurunu biz yaşayacağız. Burada sanatçı olarak var olupta Burdur Lisesi gibi bir okulda bunu yapmamak hoş olmayacaktı. Bu bir ilk oluyor Burdur’da okullar içerisinde. Belki okullarda sınıf öğretmenleri, resim öğretmenleri bir şekilde boyadılar ama bizde orijinal eserler var. 

Okul sergimizi biz bu açık hava sanat galerisinde açılışı yapacağız. Okulumuzun tüm öğrencileriyle birlikte bu çalışmayı sürdürüyoruz. Benimle dersi olanlar ya da ders harici boşluğu olanlarda geliyor çalışmaya yardımcı oluyor. Biz bu resimlerin ışığında burayı değerlendireceğiz. Sanatı biz var olduğumuz sürece yaşatacağız. Büyük duvarları boyayıp sabitlemek gerçekten çok zor. 30-40 metre bir alanı boyayarak değerlendireceğiz. 

Açık hava galerisi Burdur’da ilk. Aslında Türkiye’de de ilk. Çünkü orijinal eserlerini kimse duvarlara yapmaz. Kalıp resimler ve yansıtma resimler olur hep.”dedi. 

 Burdur Lisesi Müdürü İbrahim Çetin Görsel Sanatlar Öğretmeni Hülya Canbaz ve öğrencilerinin yaptığı çalışma hakkında;

Yaz tatilinde hizmetlilierle beraber bahçe içerisinde bir düzenleme yaptık. Taşları, duvarı boyadık. Hülya Hoca’da boşluğu görünce bu boşluklara resim yapabilir miyiz dedi. Böylelikle bir çalışma başladı. Çocuklarla birlikte bu çalışma etkin bir hale geldi.” deyip emeği geçen herkese teşekkür etti. 

Hatice Dursun

Yayınlandığı Kategori Manşet

10 Ekim 2018 - Çarşamba - Burdur Gazetesi

Yayınlandığı Kategori Arşiv

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Ali Gökçe yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, Hekimlere yönelen şiddetin insanlık ve hekimlik değerlerine yöneldiğine dikkat çekerek,  “bunu kesinlikle kabul etmeyeceğiz.

Sağlıkta Şiddet Yasası çıkarılıncaya ve sağlık alanındaki şiddet önleninceye kadar mücadelemize devam edeceğiz.” Dedi.

Sabah işe gitmek için evden çıkıp, iş yerinde şifa vermek için çabaladığımız insanlar tarafından öldürülmeyi kabul etmiyoruz!

Sağlık kurumlarında şiddetin kanıksanmasını, normalleştirilmesini kabul etmiyoruz!

Sağlığı korumak, hayat vermek üzere kurulmuş bir mesleğin mensuplarının görevi başında öldürülmesini kabul etmiyoruz!

Bu süreci hazırlayan nedenleri biz biliyoruz. 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı ilk uygulanmaya başlandığı zamandan bu yana söylüyoruz: Bu program piyasa odaklı bir programdır. Bu program sağlık hizmetine meta, hastaya müşteri olarak yaklaşmaktadır. Bu programda nitelik değil, nicelik esastır. Bütün bunlar hekim ile hastasını karşı karşıya getirir!

Çok üzülerek söylüyoruz ki, yine biz haklı çıktık!

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanmaya başlamasından bu yana sağlık alanında giderek artan şiddet olayları, artık dayanılmaz bir noktaya geldi. 2005 yılında İstanbul’da Prof. Dr. Göksel Kalaycı hocamızın bir hastası tarafından öldürülmesiyle başlayan süreçte, bugüne kadar 12 meslektaşımızı haksız yere uğradıkları saldırılar ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yol açtığı çarpıklıkların yarattığı tükenmişlik nedeniyle yaşamlarına son verdikleri için kaybettik.

İlk günden itibaren yetkilileri uyardık; Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vazgeçin, sağlık çalışanlarına yönelik hürmetsiz, itibarsızlaştırıcı, hekim ve hastayı karşı karşıya getirici söylemlerinizden vazgeçin!

Önce görmezden geldiler ve “sağlıkta şiddet yoktur” dediler. Sonra 2012’de gencecik Dr. Ersin Arslan’ın görevi başında bir hasta yakını tarafından öldürülmesiyle mızrak çuvala sığmaz hale geldi ve artık sağlıkta şiddetin varlığını reddedemez hale geldiler. Beyaz Kod uygulaması ve TBMM’de Sağlıkta Şiddeti Araştırma Komisyonu’nun rapor hazırlaması gibi girişimler bu dönemde oldu. Ama bu hekimlerin öldürülmesini önlemeye ve sağlık alanında şiddetin azalmasına yetmedi.

2014 yılında TTB olarak titiz bir çalışmayla “Sağlıkta Şiddet Yasası Tasarısı”nı hazırladık. Sağlık hizmetinin kamu hizmeti olduğu vurgusundan hareketle, Türk Ceza Kanunu’nun üçüncü bölümüne “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar: Sağlık Hizmetini Engelleme” başlığı altında, en azından caydırıcılık içermesi amacıyla hazırladığımız ek madde önerisini başta Sağlık Bakanlığı, Hükümet temsilcileri ve siyasi partiler olmak üzere tüm ilgili yerlere bir çok kez ilettik. Bunun için defalarca görüşmeler yaptık. Basın toplantılarıyla kamuoyu ile paylaştık. Teklifimiz Türkiye’nin olağandışı hızla değişen yoğun gündemi içerisinde hep görmezden gelindi. Son olarak, 2 Ekim 2018 günü meslektaşımız Dr. Fikret Hacıosman’ı görevinin başında yine bir hastasının saldırısı sonucu kaybettik.

Ve bir kez daha Sağlıkta Şiddet Yasası’nın çıkarılması talebiyle, 4 Ekim 2018 Perşembe günü TBMM’de siyasi partilerin Grup Başkanvekilleriyle görüşmelerde bulunduk. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Halkların Demokrasi Partisi (HDP) ve İyi Parti’nin Grup Başkanvekilleriyle görüştük, TBMM’nin kendilerine tanıdığı olanaklar çerçevesinde konuyla ilgili girişimlerde bulunacaklarının sözünü aldık. Buna karşın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) son derece ilgisiz ve duyarsız tavırlarıyla karşılaştık. Halen üç kez randevu talep ettiğimiz Sağlık Bakanı’ndan ve geçtiğimiz günlerde randevu talebimizi ilettiğimiz TBMM Başkanı’ndan yanıt bekliyoruz. Sağlıkta şiddet tablosu bu boyuta gelmesine karşın izlenen bu tavra şaşıralım mı, üzülelim mi bilemiyoruz. Soruyoruz: Sağlıkta şiddeti önlemek, teklifimizi dikkate almak ve Sağlıkta Şiddet Yasası’nı çıkarmak için daha kaç hekimin ölmesini bekliyorsunuz?

Biz hekimler buna tahammül etmeyeceğiz! Bunu kabul etmeyeceğiz! Sağlıkta Şiddet Yasası’nın hemen şimdi çıkarılmasını istiyoruz.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanlığı yapmış, göğüs cerrahisi, periferik damar cerrahisi ve genel cerrahi uzmanı, onlarca öğrenci yetiştirmiş, yüzlerce hastayı sağlığına kavuşturmuş Prof. Dr. Göksel Kalaycı’ya borcunuz var!

2008 yılında öldürülen, biri tıp fakültesinde, diğeri ortaokulda okuyan oğulları Furkan ve Fatih’e “ihtiyaç sahiplerini gözetin” diye vasiyet bırakacak kadar vicdanlı Dr. Ali Menekşe’ye borcunuz var!

2012 yılında, 30 yaşındayken, 17 yaşındaki bir hasta yakını tarafından görevi başında bıçaklanarak öldürülen gencecik göğüs cerrahı Dr. Ersin Aslan’a borcunuz var!

SABİM ihbar hattına gelen bir şikâyet üzerine uğradığı baskı ve soruşturmalar sonrasında, 2012 yılında çalıştığı hastanede hayatına son veren acil tıp asistanı Dr. Melike Erdem’e borcunuz var!

Samsun’da “yılın doktoru” seçilecek kadar sevilen, ihmaller zinciri sonucu 2015 yılında öldürülmesinde sorumluluğunuzun olduğu Dr. Kamil Furtun’a borcunuz var!

Sağlık hizmetini verebilmek için her gün Diyarbakır-Kulp arasında gidip gelen ve 2015 yılında yolu kesilerek öldürülen Dr. Abdullah Biroğul’a borcunuz var!

2015 yılında, eski eşi tarafından darp edilen sekreterini kurtarmak isterken bıçaklanarak öldürülen kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Aynur Dağdemir’e borcunuz var!

Aksaray’ın Eskil ilçesi Bozcamahmut Köyü’nde yaşayanların sağlık hizmetini alabildikleri tek hekim olan ve 2017 yılında öldürülen Dr. Hüseyin Ağır’a borcunuz var. 

Sağlıktaki metalaşmayı en acı ve somut şekilde gözler önüne serecek şekilde, bir medikal firma çalışanı tarafından 2017 yılında öldürülen, Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Muhammed Said Berilgen’e borcunuz var!

2017 yılında, aynı gün, Adana’da, Batman’da ve İstanbul’da, üzerlerindeki baskı, mobbing, uzun ve yoğun çalışma saatleri ve tükenmişlik dolayısıyla yaşamlarına son veren Dr. Engin Karakuş, Dr. Ece Ceyda Güdemek ve tıp fakültesi öğrencisi Yağmur Çavuşoğlu’na borcunuz var!

Ve en son, geçtiğimiz günlerde eski bir hastasının silahlı saldırısı sonucu yaşamını kaybeden psikiyatri uzmanı Dr. Fikret Hacıosman’a borcunuz var!

17 Ekim 2018 günü de tüm tabip odası başkanlarımızla “Türk Tabipleri Birliği’nin Sağlıkta Şiddete Karşı Bildirgesi”ni kamuoyuyla paylaşmak; Türkiye Büyük Millet Başkanı ve Sağlık Bakanı ile görüşmek üzere saat 10.00’da TTB’de buluşacağız.

Türk Tabipleri Birliği’nin ve tabip odalarımızın aklı ve yüreği hekimlerin üstündedir. Hekimlere yönelen şiddet insanlık ve hekimlik değerlerine yönelmiştir. Bunu kesinlikle kabul etmeyeceğiz. Sağlıkta Şiddet Yasası çıkarılıncaya ve sağlık alanındaki şiddet önleninceye kadar mücadelemize devam edeceğiz.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Vali Hasan Şıldak Karayolları 134. Şube Şefliği ve İl Göç İdaresi Müdürlüğünü ziyaret etti. Vali Hasan Şıldak’ın, kurum ziyaretleri kapsamında Karayolları 134. Şube Şefliği ve İl Göç İdaresi Müdürlüğüne ziyarette bulunduğu açıklandı;

Mesaisine Karayolları 134. Şube Şefliğini ziyaret ederek başlayan Vali Hasan Şıldak, Karayolları personeliyle bir araya geldi. Vali Şıldak  ziyareti sırasında Şube Şefi İsmail Baykal’la bir süre görüşerek kurumun çalışmalarıyla ilgili bilgi aldı.

Kurum ziyaretlerine öğleden sonra İl Göç İdaresi Müdürlüğü ile devam eden Vali Hasan Şıldak, İl Göç İdaresi Müdür V. Gülden Kamit’ten kurumla ilgili genel brifing aldı.

Vali Şıldak ziyareti sırasında kurum personeli ve işlemleri için bekleyen vatandaşlarla bir süre görüşerek sohbet etti.

Yayınlandığı Kategori Manşet
Salı, 09 Ekim 2018 14:59

Bedelliler geldi

İlimizde bedelli askerlik uygulamasından faydalananlar kışlalarına teslim oldu.

Bedelli askerlikten faydalanmak üzere başvurularını tamamlayan ve ilk celp 2. dönem temel askerlik eğitimini alacaklar, kent merkezindeki Binbaşı Maruf Kışlası 58. Piyade Eğitim Alay Komutanlığı’na geldi. 

Türkiye’nin farklı illerinden gelenler, kışla kapısında güvenlik aramasından geçerek içeriye alındılar. 

Cumartesi günü başlayan birliklerine teslim olma süreci pazar günü daha da yoğunlaştı. 

6 Ekim tarihinde başlayan 2. celp dönemi, 21 gün sonra 27 Ekim cuma günü sona erecek. Burdur’a gelen 2. celp dönemi bedelli askerler 27 Ekim cuma günü yemin töreninin ardından terhis olacaklar.

Yayınlandığı Kategori Manşet
Salı, 09 Ekim 2018 14:59

Şekeri kendimiz üretmeliyiz

Pancar Kooperatifleri Birliği’nden yapılan yazılı basın açıklamasıyla Pancar üretiminden vazgeçilirse  ve ülkede şeker üretilemezse, şekerin dünyanın her tarafında pahalı olacağına dikkat çekilerek; “Bu nedenle kendimiz üreteceğiz, dışarıya bağlı olmayacağız ve karnımız tok başımız dik duracağız.” Denildi;

 Ülkemiz şeker sektörü gerek yapısal ve gerekse özelleştirme süreci nedeniyle hızlı bir değişim yaşamaktadır. Değişimin ve yeniden yapılanmanın getireceği olumsuz etkilerin bertaraf edilmesi ve sektörde rekabetçi bir yapının ortaya konulabilmesi de pancarın tarlaya ekilmesinden, şekerin sofraya gelinceye kadar ki tüm üretim aşamalarının sıkı takibinin ve denetiminin yapılmasıyla mümkün olacaktır.  

Sayın Tarım ve Orman Bakanımızın da ifade ettiği gibi “Şekerpancarı ve şeker üretimi ülkemiz için milli ve stratejik bir sektördür.” Bu açıdan öncelikli husus şeker pancarı üretiminde sürdürülebilirliğin sağlanmasıdır. Özelleştirme ihale şartnamesinde yer alan ve şirketlerin fabrika hinterlandı dışından da pancar teminini mümkün kılan hüküm, pancar çiftçisinin bölgesel pazar güvencesini ortadan kaldırmakta bu durumda tarımsal üretimde sürdürülebilirlik açısından tehdit oluşturmaktadır. Şirketlerin bu hükme dayanarak, kendi bölgelerinde eksik hammadde üretimi olması halinde kota doldurma zorunluluğu sebebiyle diğer fabrika hinterlandlarındaki üreticilerden pancar temini, başka fabrika hinterlandındaki C kotası ürünün A kotasında kullanılmak üzere A Kotası Pancara göre düşük maliyetle alımı, kamu şeker fabrikaları ile bazı özel fabrikalarca avans uygulamalarıyla üretim aşamasında desteklenmiş şeker pancarının fırsatçılık yapılarak başka şeker fabrikalarına hammadde olarak nakli gibi yollara tevessül etmeleri ihtimal dahilindedir ve böylesi bir gelişmenin tüm sektörü olumsuz etkileyeceği, tarımsal üretimle sanayi sürecini entegre biçimde yürüten sağlıklı işletmeleri de olumsuz etkilerken, tarımsal üretimde sorun yaşayabilecek fabrikalara komşu fabrika hinterlandlarından başlamak üzere tüm üretim bölgelerinin üretim desenini ve münavebe disiplinini bozacağı açıktır. Şeker pancarı üretiminde münavebe disiplininin bozulması ciddi sonuçları olan ve sektörde asla istenmeyen bir durumdur. Münavebe disiplinin bozulması demek, toprağın yorulması, pancar üretiminde hastalık ve zararlıların baş göstermesi, geçmiş yıllarda sıralı ekime uyulmadığı için patates üretiminde bazı bölgelerimizde yaşanan ve toprağın hastalanmasına sebep olan olumsuzlukların orta ve uzun vadede şeker pancarında yaşanması demektir ve bu risk ülkemiz açısından göğüslenebilir bir risk değildir. 

Sektörün geleceği açısından bir diğer önemli husus ise, üretimin ve pazarın etkin olarak denetlenmesidir. Şirketlere yurt içi ihtiyaç kadar şeker üretim ve pazarlama kotası verilmesine rağmen, pazarlama yılı sonunda şeker stoku oluşması sektörün pazarlama ve denetim ile ilgili önemli sorunlarının olduğunu işaret etmektedir. 

Sektörün mevcut sorunların çözümüne odaklanması gerekirken, yeni sorunlara yol açacak talep ve beklentiler yüzünden sektör vakit kaybetmektedir. Özelleştirilen fabrikaların ham kamış şekeri ithal edip, rafine şeker üretme konusunda çalışma yaptıkları yönündeki duyumlar pancar üretimini sekteye uğratacaktır. Durum bu kadar açıkken hiç kimsenin kolaycılığa kaçıp bu tür heveslere kapılmamasını, karar alıcıların ise sektörün hayrına olmayan bu tür talepleri dikkate almamalarını öneriyoruz. Ayrıca sınırlarımızdan kaçak şeker girişinin önlenememesi ve Suriye başta olmak üzere komşu ülkelere ihraç edilmek amacıyla ithal edildiği beyan edilen ve ülkemiz limanlarına indirilen kamış şekerinin, ihraç mı edildiği veya iç piyasaya mı verildiği konusu belirsizliğini korumaktadır.   

2017/2018 pazarlama yılında, üretim ve verimin yüksek gerçekleşmesi ve önemli miktarda C şekeri stoku oluşmasına rağmen, aynı zamanda ihracata yönelik üretim yapan sanayicinin de ihtiyacı duyduğu şekerin yerli üretimden karşılanması imkânı varken, 2018 yılı başından bugüne kadar maalesef 140 bin ton civarındaki şeker ithal edilmesi izahı zor olan bu durumdur. Birliğimiz söz konusu durumla ilgili oluşacak sıkıntıları önceden görmüş, ithalatın engellenmesi ve yerli üretim C şekerinin kullanılmasına yönelik ilgili bakanlıklar başta olmak üzere, tüm kurumları gerek yazışma ve gerek görüşmeler yoluyla bilgilendirmiş, uyarı görevini yerine getirmiştir. Sorunun çözümü amacıyla “ekim ayı ile sınırlı olmak üzere şeker üreticisi şirketlere 10.000 ton, ihracatçı firmalara ise 2.000 ton u aşmamak kaydıyla şeker ihraç etme” izni verilmiştir. Son olarak 5 Ekim tarihinde Resmî Gazete de yayınlanan “İmalatçı ve İhracatçıların C Şekeri Taleplerinin Yurt İçinden Karşılanması Şartları ve Uygulama Esaslarına Dair Tebliğ” ile ihracatçıların yerli üretim C Şekeri kullanmaları sağlanmıştır.  

Sonuç olarak bir kez daha hatırlatıyoruz ki; Pancar üretiminden vazgeçersek ve biz şeker üretemezsek, o şeker dünyanın her tarafında pahalı olur. Bu nedenle kendimiz üreteceğiz, dışarıya bağlı olmayacağız ve karnımız tok başımız dik duracağız. Dile getirdiğimiz sektörün geleceğini olumsuz etkileyen konularla ilgili gerekli çalışmaların ve müdahalelerin vakit geç olmadan yapılmasının zaruret arz ettiğini kamuoyu nezdinde ifade ediyor, ülkemiz menfaatleri ve 1,5 milyona yakın çiftçi ortağımız adına bir görev olarak görüyoruz.

Yayınlandığı Kategori Manşet

Türkiye Genelinde olduğu gibi Burdur’da da drone ile trafik denetimine başlandı.

Yapılan denetimlerde kuralları ihlal eden sürücülerin yaptıkları ihlaller, drone ile tesbit edelecek ve sürücülere cezai işlem yapacak.

Drone ile yapılan denetimlerde, Trafik polisleri polisleri öncelikle, sürücülerin can güvenliği için kırmızı ışıkta geçip geçmediğini, ehliyet kemeri takıp takmadığını, hız yapıp yapmadığını kontrol edecekler.

Ayrıca, motosiklet sürücülerinin de birden fazla şahıs taşıyıp taşımadığı ve kask takip takmadığına tesbit edilecek. 

Drone ile yapılan denetimlerin görüntüleri bilgisayar ekranlarına yansıtılacak. Ekran başında bulunan görevli Trafik Polisleri’de görüntüleri izleyerek kurar ihlali yapan sürücülerin araç plakalarına yönelik cezai işlem yapacak.

Yayınlandığı Kategori Manşet