Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü'nden öğretim üyesi Prof Dr. İskender Gülle, Burdur Gölü'nde meydana gelen alg patlaması hakkında okuyucularımızı bilgilendirdi;
Özellikle son yıllarda etkisini daha belirgin olarak hissettiğimiz, Burdur Gölünün su seviyesinde yaşanan hızlı ve önlenemeyen düşüş nedeniyle, göl suyunun tuzluluğu sürekli artarken, tam arıtımı yapılamayan şehirsel kanalizasyon sularının göle girmesi de göldeki fosfor miktarını artırıyor.

Burdur Gölü alan ve hacminde kabaca %40'a varan bir oranla meydana gelen azalış nedeniyle gölün tuzluluk değeri, 1983-1984 yıllarında ‰13,5 iken günümüzde ‰21 yükselerek, son 30 yılda %50 oranında artış gösterdi. Tuzluluğun %50 artması demek gölün su kalitesinde önemli bir değişim anlamına gelmekte. Uzun yıllar boyunca, 80'li yıllardan 2007 yılına gelene kadar, Burdur kenti kanalizasyonu ve bazı fabrika atıkları hiçbir arıtma işlemine tabi olmadan göle verildi. Bu durum göldeki nütriyent tuzlarını ve diğer kirletici değerleri etkiledi. Günümüzde, sadece çöktürme ve dinlendirme yöntemiyle arıtım yapılan kanalizasyon ünitesi yaklaşık %50 oranında arıtım verimi ile çalışmakta. Burdur şehir merkezinin nüfusu son 30 yılda 1,6 kat artarken atıksu miktarı 5; göle giden azot miktarı 15 fosfor miktarı ise 20 kat arttı.
Su seviyesinin azalmasından kaynaklanan tuzluluk ve kirlenmeden kaynaklanan fosfor artışına koşut olarak, ilkel bir mikroskobik canlı türü olan, Siyanobakteri (veya mavi-yesil alg) grubuna mensup Nodularia sipumigena patlaması her geçen yıl gölümüzde daha büyük bir tehlike olarak ortaya çıkıyor.
Alg patlaması veya fitoplankton patlaması olarak da ifade edilen bu olgu, aslında sudaki mikroskobik bitkilerin çok yoğun bir şekilde gelişerek suyu yeşillendirmesi, boyaması veya gözle görünür hale gelmesi şeklinde de açıklanabilir. Bu yıl, erken sayılabilecek bir dönemde, Haziran ayı ikinci haftasında gelişen patlama olayı ile gölün neredeyse tamamında su üzerinde bir örtü oluşmuş, kıyılarda ise yoğun birikim nedeniyle kalın bir tabaka şekillenmiştir. Yeni oluştuğunda saman sarısı renginde olan görünümleri, bakterilerin ölmeye başlamasıyla bakır mavisi veya turkuaz rengine dönüşmekte.
Bu siyanobakteri veya alg patlamasının çok sayıda görünen/görünmeyen sebepleri ve sonuçları bulunuyor. Konuyu kısaca açıklamak gerekirse; aslında hafif tuzlu ve alkali ortamları seven ve bir acısu (deniz suyu-tatlısu arası tuzluluk değeri) organizması olan Nodularia sipumigena, göldeki tuzluluk ve fosforun artışı ile de aşırı aşırı derecede çoğalarak milyarlarca küçük hücrenin biraya gelmesiyle gölü istila ediyor. Bu organizma sudan hafif olması nedeniyle suyun sadece bol ışıklı yüzey tabakasında birikim gösteriyor, suyun derinliklerinde çok düşük sayıda bulunuyor. Nodularia sipumigena patlamasının ortaya çıkmasında, acı-tuzlu ve yüksek fosfor koşullarına ilaveten, su sıcaklığındaki ani yükselme ve rüzgarsız (dalgasız) havaların da etkisi olmakta.
İlk defa 2000 yılında tarafımızdan rapor edilen bu olay, sonrasında 2006, 2010, 2011 yıllarında günümüzden daha düşük yoğunlukta gözlemlenmiş ve rapor edilmiştir. Ancak, bir daha tekrar etmek gerekirse gölde uzun yıllar devam eden etkenler neticesinde ortaya çıkan tuzluk artışı ve fosfor yüklemesi alg patlamasının ana motorlarını oluşturmaktadır. Sıcak ve durgun yaz ayları da tetikleyici etki konumundadır.
Nodularia sipumigena siyanobakterisinin bilinen bir yararı veya doğrudan kullanım alanı olmadığı gibi, özellikle yoğun patlama durumlarında çok sayıda olumsuz etkisi bulunmaktadır. Dünya'da ençok Hazar Denizi ve Baltık Denizi'nden rapor edilen bu türün patlama olgusu, ülkemizde daha önce İznik Gölü ve Bafa Gölü'nden bildirildi.
Bazı siyanobakteri türleri canlıyken veya öldüklerinde suya biyotoksinler salarlar. Nodularia sipumigena türü bazı koşullarda Nodülarin denilen bir çeşit hepatotoksin (karaciğerde hasar oluşturan maddeler) salmaktadır. Bu hepatotoksinler miktarı ve süresi oranında sucul omurgasızlarda, balık ve kuşlarda, hatta suyla temas eden memeli organizmalarda akut ve kronik belirtiler ve ölüme neden olabilir. Ancak yine de toksin durumunu önceden kestirmek mümkün değildir. Yani toksin oluşumu her zaman görülmeyebilir.
Aynı zamanda göldeki ötrofikasyon (yeşillenme) olayının bir sonucu olan bu alg patlaması, kitlesel ayrışma neticesinde oksijensizliğe ve amonyak, hidrojen sülfür gibi zehirli gazların oluşmasına yol açar. Sonuçta oksijensizlik (anoksia) ve toksik gazlar nedeniyle başta balıklar olmak üzere birçok su canlısı zarar görür.
Alg Patlaması bir hafta kadar devam edebilir ve yıl içerisinde tekrar da edebilir. Olay sonrasında göl suyunun berraklığı azalır, bulanıklık artar. Görsel estetiği bozulan gölün, eğlence/dinlence niteliği düşer. Göl suyundan içme-kullanma amaçlı yararlanılmadığı için doğrudan bir tehdit söz konusu olamamakla birlikte; alg patlamalarının yoğun yaşandığı dönemlerde suya girilmemesi ve suyla temas edilmemesi yönünde birçok tavsiye bulunmaktadır.
Patlamanın etkisi geçtikten sonra, görünüş olarak göl suyu hafif bulanık ve yeşilimsi renkte olsa da, biyolojik ve kimyasal açıdan eğlence-dinlence ve turizm faaliyetlerine olumsuz bir etkisi söz konusu olmayacaktır. Başta Nodularia sipumigena olmak üzere, diğer siyanobakterileri ve toksinlerini doğrudan sudan uzaklaştırmak (veya arıtmak) teknolojik ve parasal açıdan pek mümkün değildir. siyanobakteriler ve toksinleri patlamadan sonra güneş ışığı ve diğer bakteriyel faaliyetler ile doğal arıtma sayesinde ayrışarak yok olurlar. Uzun vadede, bununla baş edebilmenin yegane muhtemel yolu, göl suyu seviyesinin yükselmesiyle tuzluluğun azalması ve göle giren fosfor yükünün (kirliliğinin) azaltılmasıdır. Bunun için, göle su sağlanmalı ve arıtma tesisi çıkış suyunda nütriyent (fosfor) giderimi yapılmalıdır.
Prof. Dr. İskender GÜLLE
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi
Biyoloji Bölümü, Burdur.

Ögeyi Oylayın
(3 oy)

Yorum yapın