Bir uçurum kent “Kremna” - 5.0 out of 5 based on 2 votes

Bir uçurum kent “Kremna”

Temmuz ayının sonlarına doğru Isparta ve Burdur illerimize ilişkin gezimize başlamadan önce gidilecek antik kentlerle ilgili bilgi toplamaya başlamıştık. Yalvaç ilçesi Pisidia Antiochea , Ağlasun Sagalassos ,Bucak Kremna  antik kentleri ve  Hacılar Höyüğü için topladığımız bilgiler ışığında heyecanla gezimizin başlayacağı günü bekliyorduk. Topladığımız bilgiler doğrultusunda  Kremna en az ilgimizi çeken ve en az merak ettiğimiz antik kentler arasındaydı. Üstelik Sagalassos’u daha önce görmüş olmamıza rağmen orayı tekrar görmek için can atıyorduk. Beklediğimiz gün nihayet geldi ve yedi kadın gezgin olarak düştük yollara.

Kremna antik kenti ziyaretimiz,gezimizin üçüncü gününde gerçekleşti. Gezimiz öncesi bulduğumuz görseller ve bilgilerden yola çıkarak en az ilgimizi çeken Kremna antik  kenti ile ilgili merakımız kentin girişinden itibaren artmaya başladı. Öncelikle bu vadinin neresindeydi tarihi yapılar diye hepimiz meraklı gözlerle, kafamızda sorularla  vadiyi adımlarken antik kent bizi farkında olmadan çekim alanına soktu. Burdur’un gizemli antik kentlerini keşfetmeye devam ederken Sagalassos kadar etkileyici ancak onun kadar henüz emek verilmemiş ,hatta unutulmuş ,kazıları tamamlanmamış Kremna’yı  gezdikçe şaşkınlığımız arttı.  Kremna Burdur’un Bucak ilçesine bağlı Çamlık köyü sınırları içinde Aksu (Kestros ) vadisinde  bulunuyor. Helence “uçurum” anlamına gelen Kremna yaklaşık 1100 metre yükseklikte bir tepe üzerinde Pisidialılarca kurulmuş. Adıyla birebir örtüşen Kremna antik kenti kuzey, güney ve doğusu çıkılmaz uçurumlarla, batısı ise surlarla çevrili. Antik kent, vadide ilerledikçe bizi bizden alıp bir hipnoz haline, büyülenme haline soktu, başka boyutlara götürdü. Antik kentin çok zengin bir görselliği var. Bu görselliğin, kentin görkemli tarihi yapılarından mı yoksa doğasından mı kaynaklanıyor bir türlü karar veremiyorsunuz. Uçurumlar ürkütücü olmasına rağmen bu tepeden vadiyi izlemek muhteşem bir duygu. Antik Kentin gizemini koruması uçurumların etkisindendir diye düşünmeden edemiyoruz. Kenti gezdikçe aslında çok önemli bir Pisidia bölgesi kenti olduğunu anlıyoruz.
Kremna ile ilgili edindiğimiz bilgilere göre ayakta kalan yapılar Roma dönemine ait. Şehrin etrafı surlarla çevrili olup ızgara planlı olarak kurulan kentin güney ve batıdan olmak üzere iki girişi vardır. Yapılan kazılarda çıkarılan büyük ve küçük Atena, Leto, Hygeia, Nemesis giyimli kadın, Apollon, Asklepios ve Herakles heykelleri Burdur Müzesi Kremna Salonu’nda sergilenmekte. Bu kentin bilinen en eski halkı Solymoslularmış. M.Ö.6. yy’ da Lidyalıların, M.Ö. 546’da Perslerin, M.Ö. 330’da Büyük İskender’in burayı alması ile de Makedonyalıların hakimiyetine girmiş. Büyük İskender’in ölümünden sonra, generallerinden Antigonos’un yönetimine (M.Ö.307), Antigonos’un yenilmesiyle, şehir  Selefkosluların (Seleukos) eline geçmiş, M.Ö.188’de Bergama Krallığına, M.Ö.25 yılında da Roma yönetimine geçmiş. Bu tarihten M.S.395 tarihine kadar Roma koloni kenti olarak kalmış . Koloni kentlere,  emekli askerler yerleştirilerek stratejik bir önem kazanmaları sağlanıyor. Her hangi bir isyan olduğunda isyanı bastırmak için bu koloni kentlerden asker gönderiliyor. Roma  İmparatorluğunun ikiye bölünmesiyle de Bizans  (Doğu Roma ) yönetimine geçerek 11. yy’a kadar, yani Türk hakimiyetine kadar devam etmiş.
Kazılar henüz tamamlanmamış. Bu ilgisizlik ve unutulmuşluk devam edip ödenek ayrılmaz ise gün ışığına çıkması gereken pek çok tarihi eser beklemeye devam edeceği gibi, tarihi eser kaçakçılarının talanı da sürecek. Bu kent konumu itibariyle ihmal edilmiş. 1970 ‘li yıllarda Prof. Dr. Jale İnan tarafından ilk defa bilimsel kazılar yapılmış. Köylünün ve tarihi eser kaçakçılarının kaçak kazılarına maruz kalan antik kenti Prof. Dr. Jale İnan’ın çabalarıyla talandan kurtulması için çalışılmış.  Ancak bugün bile gittiğimizde bekçi kulübesinde bir kişi bile yoktu. O güzelim antik kenti kendi çabamızla gezerken karşılaştığımız Çoban Hasan Ağabeyin rehberliğinde devam etmemiz tam bir ironiydi. Bizi sürüsünü bırakarak önüne katıp keyiflice kenti karış karış gezdirmesini görmeliydiniz. Antik kenti gezen bizlerin göremeyeceği ve bulamayacağı iki dehlize sürünerek girmemizi sağlayarak yeraltında iki tarihi yapı gösterdi.  Ülkemizde pek çok tarihi eser ve doğal oluşum   (mağara vb ) çoban kardeşlerimizin çabasıyla ve keşfiyle gün ışığına çıkmış bulunuyor. İyiki varlar.
Kremna sadece tarih araştırmacılarının ve tarihi yer tutkunlarının değil fotoğraf tutkunlarının da mutlaka görmesi gereken bir yer. Üstelik görsellik açısından fotoğraf için oldukça ilginç kareler sunacağı kesin.  
Devletin tarihi kentlere, kazılara yeterli ödeneği ayırmadığı hepimizce biliniyor. Tarihi eser ve tarihi  miras yönünden çok zengin olan ülkemizin bu gerçeği yürek burkuyor, içimizi acıtıyor. Fakat bu terkedilmişliği, sahipsizliği gördüysek ve biliyorsak sorumluyuz. Haydi durmayın ilginizi, merakınızı ve vaktinizi Kremna’ ya ayırın. Zira bizler bu ilgiyi ve vakti ayırmazsak, yetkililerin dikkatini bu kente çekemeyiz. Sonuç olarak  bu kadar güzel  ve önemli bir antik kent gizemli tarih nöbetinde,  yorgunluğa daha fazla dayanamayabilir.
Semra Canpulut

Ögeyi Oylayın
(2 oy)

Yorum yapın